• HPG Komutanlık Üyesi Murat Karayılan, Stêrk TV ve Amargi'deki söyleşilerinde, "Ne isyan ne de inkâr ve imha" denkleminin altını çizerek, Türk devletinin güven sorununu aşmasını istedi.
  • Karayılan, süreci ilerletecek ve menziline ulaştıracak temel adımlardan ilk ikisinin; Rêber Apo'nun konumunun kabulü ve resmileştirilmesi ile Kürt varlığının yasal tescili olduğunu vurguladı.

 

"Bu mesele, terör veya silah bırakma değil, Kürt meselesidir" diyen HPG Komutanlık Üyesi Murat Karayılan, artık Türkiye ile yeni bir sayfa açmak; karşıtlığı ve silahlı savaşı sonlandırmak istediklerini ama Türk tarafının güven artıracak yaklaşımlarda bulunmadığını söyledi. Karayılan, "Güven oluşursa Önder Apo ve Özgürlük Hareketi'nin çabaları daha sonuç alıcı olur" dedi.

HPG Komutanlık Üyesi Murat Karayılan, Stêrk TV'nin sorularını yanıtladı. Söyleşinin bazı bölümleri özetle şöyle:

Süreç tıkanmasın diye

Silahsızlanma sürecini Önder Apo’nun birebir yürütmesi gerekiyor. Türk devleti, şimdiye kadar buna dair hiçbir adım atmadı, hatta kullandığı dilde hakaret ve görmezlikten gelme var. Önder Apo ve devlet heyeti arasında diyalog var. Ayrıca bizim de dışarıda bir heyetimiz ile devlet heyeti arasında diyalog var. Bu konular dile getiriliyor. Onlar da bu görüşmelerde hep devletin üzerinde bir tehlike olmadığını bilmesi için Kuzey'deki tüm güçlerimizi ve Metîna’daki güçlerimizi çekmemizi istiyorlardı. Öyle bir duruma getirdiler ki bu adımlar atılmadan hiçbir şey yapmayacaklarını söylediler. Biz de ellerindeki tüm gerekçeleri ortadan kaldırmak ve gerçekten de adım atıp atmayacaklarını görmek için son olarak bu adımları attık.

Tüm kamuoyu ve dostlarımız şunu bilmeli; süreç olumlu ilerlediğinden dolayı bu adımları atmadık. Baktık süreç tıkanmaya doğru da gidebilir. Biz de süreç tıkanmasın, önü açılsın ve devlet adım atsın diye bu üç adımı gerçekleştirdik.

Çekilmenin üç adımı

* Geçen yıl Eylül'den beri Kuzey’deki birçok alanlardan güçlerimizi çektik. Botan, Mêrdîn ve Amed eyaletlerinde güç kalmıştı. Buralardaki tüm güçlerimizi çektik. 26 Eylül’de çekilmeleri tamamlandı.

* Kuzey Kürdistan ve Türkiye metropollerinde gizli güçlerimiz var. Devlet de buna dair istihbarat alıyor. Devlet, bizden özel güçlerimizi çekmemiz talebinde bulundu. Bu güçlerimizi de çekiyoruz. Gerekli talimat iletildi; çekilmeleri için böyle bir çalışma var.

* 17 Nisan 2021'de geniş çaplı işgal saldırıları başladı. Her çeşit silahı; kimyasal ve taktik nükleer kullandı ve her gün savaş uçaklarıyla saldırdı. Irak’ın ve bölgedeki bazı güçlerin desteğini aldılar. Amaçları bizi oradan çıkarmaktı ama yapamadılar. Zap ve Metîna’dan çıkmamız için çok fazla ısrar ettiler. Geçen yıl Önder Apo bir mektup yolladı ve mektubunda “Sürecin önünün açılması için Zap’tan çekilebilirsiniz” dedi. Bu esas üzerine biz de gücümüzü Zap’tan çektik. Bu kez Metîna’dan güçlerimizi çektik. Son olarak arkadaşlarımız 8 Ekim’de Metîna’nın Bazyan köyünden konvoyla çekildi. Arkadaşlarımızı çekmemiz dört gün sürdü. Her gün bir alandan arkadaşlarımızı çektik. Böylece çekilme tamamlandı.

Çekilmek için şartlar

Zap, Metîna ve Kuzey’den çekilmemiz için bizim de şartlarımız vardı ve devlet söz verdi ve bu sözü yerine getirmelidir. Bu esas üzerine biz de Metîna’dan güçlerimizi çektik. Şartlarımız şudur:

* Kuzey’deki ve Medya Savunma Alanları'ndaki şehitliklerimiz korunacak, bakımını yapabilmeli, yeniden onarımdan geçirebilmeliyiz ve o alanlarda olan şehitlerimizi kolaylıkla toplayıp merkez şehitliğe getirebilmeliyiz.

Adım atmalarını sağlamak

Tabii esas olarak, onların da adım atması için bu adımları attık. Artık Türkiye’nin elinde herhangi bir gerekçe kalmadı ve  adım atması gerekiyor. "Biz de yasa çıkarmışız” diyorlar. Yasa farklıdır. Bizim ilk şartımız şudur: Önder Apo’nun kendisi bu süreci yürütebilmeli ve bu süreçte rol oynayabilmeli. Eğer devlet Önder Apo hakkında yeni bir karar almazsa bu süreç yürümez. Bu çok açıktır ve bunu onlarca kez dile getirdik.

O zaman halkını hazırla

AKP, “halkımız bu sürecin başarıya ulaşmasını istiyor fakat Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüne hazır değil” diyor. O zaman halkını buna hazırla. Önder Apo’nun önünü açın ki Türkiye kamuoyuna izah etsin, Türkiye halkına hitap edebilsin.

32 yıldır zindanda olanlar halen de bırakılmamışlar. Hatice Yıldız adında bir anne var, 77 yaşındadır. Kızına resmi olarak posta yoluyla para göndermiş diye tutuyorlar. Üstelik hastadır ama bırakmıyorlar. Bu olur mu? Nûdem adında genç bir kadın sanatçı, zindanda ve hasta ama bırakılmıyor. Örgüt kendini feshetti ama halen "örgüt üyesi" diyorlar. Türk devleti, bu aklı, siyaseti ve karşıt diliyle sürecin önünü tıkıyor.

Biz sürecin ilerlemesi için adım attık, artık adım atma sırası onlarda. Bakalım artık Türk devleti bugünlerde ne yapacak?

Mesele, Kürt meselesidir

“Terörsüz Türkiye” adlandırması yanlıştır. Artık adım atma ve yasa aşamasına geldik ve değişmesi gerekir ama Türk devleti bundan vazgeçmiyor. Bu mesele, terör veya silah bırakma değil, Kürt meselesidir. 220 yıldır Kürtlerin, önce Osmanlılar ile  ardından Türkiye Cumhuriyeti ile meselesi var.  Bu sorunu çözecek misin, çözmeyecek misin?

Bu süreç, Devlet Bahçeli’nin, daha sonra da Önder Apo’nun çağrısıyla başladı. Her ikisinin de çağrısında çözüm var. Devlet Bahçeli, ”Abdullah Öcalan partisini feshetsin, silahlı çatışmayı durdursun ve Meclis'e gelip DEM Parti Grup Toplantısı'nda konuşsun. Ardına kadar ona 'umut hakkı' tanınsın” dedi. Şimdiye kadar Türk devleti bunu yaptı mı? Yapmadı. Önder Apo’nun gelip Mecliste konuşma yapmasına izin verdi mi? Vermedi. 'Umut hakkı'nı tanıdı mı? Tanımadı. Üzerinden yaklaşık iki yıl geçti ama halen o düzeye ulaşılmadı. Süreç çok ağır ve tek taraflı ilerliyor. Bu, böyle olmaz.

Kandil sahipsiz bırakılmaz

Kandil'den çekilme iddialarıyla ilgili şunları söyleyebilirim: Kandil, tüm Kürtler için kutsal bir yerdir. Tarihin tüm anlarında direniş kalesidir. Zagros dağlarıdır. Eğer gerilla çekilse de yurtseverler orada kalacaktır. Sahipsiz kalmaz. Her zaman Kürtler tarafından korunacak. Bizim umudumuz da hep korunması yönündedir. Hiç kimsenin “Kandil’e ne olacak" kaygılarına girmesine gerek yoktur. Kandil, kendisi olarak kalacaktır. Her zaman özgür Kürtlerin ve direnişin yeri olacaktır. Toplumu da direnişçi yurtsever bir toplumdur.

Böyle olursa süreç ilerler

Halkımız şunu bilsin: Biz mücadeleyi bırakmadık. Demokratik siyasetle amacımıza ulaşacağımıza inanıyoruz. Bundan dolayı da yöntem değiştiriyoruz. Silahlı savaştan, demokratik siyasete geçiyoruz. Her bir kadromuz gerilladır; her gerilla da bir kadrodur. Gerilla, yarın Amed’e ya da Mêrdîn’e gidecek. Bugün oradan silahla geldi, yarın silahsız dönecek. Döndüğünde de köylerde, mahallelerde, şehirlerde, yani halkın içinde çalışma yürütmesi gerekiyor. 

Her şeyden önce bunun imkanı olacak mı, olmayacak mı bunu anlamamız lazım. Gerekli olan yasa çıkarılacak mı çıkarılmayacak mı? Hem Önder Apo için hem de gerillanın dönüşü için yasanın tamamlanması lazım. Eğer böyle olursa süreç ilerler.

Ciddi güven sorunu var

Bizim Türk devleti ile güven esasları üzerine yan yana gelmemiz gerekir. Türklere karşı sadece silahlı savaş stratejisini durdurmadık, aynı zamanda Türkiye’ye karşıtlığımızı da durdurduk. Biz artık Türkiye Devleti karşıtlığı yapmak istemiyoruz. Artık Türkiye ile yeni bir sayfa açmak istiyoruz.

Ne isyan ne de inkâr ve imha. Türk devleti, artık Kürtleri inkâr etmemeli ve hedefinde imha ve asimilasyon olmamalıdır. Kürt de artık isyan etmemelidir. O kadar yıl savaş oldu, artık sonlandırılmalıdır. Diyalog ve siyaset olmalıdır. Önder Apo buna inandığı için bu süreci başlattı ve biz de buna inanıyoruz.

Kürt tarafı olarak karşıtlığı ve silahlı savaşı sonlandırmak istiyoruz ama Türk tarafı bize bu güveni vermiyor veya güven artıracak yaklaşımlarda bulunmuyor. Siz bir devletsiniz, güven yaratmalısınız.

Mesela, kayyum meselesi. Dünyanın hiçbir yerinde yok. Bu AKP’nin icadıdır. Ahmet Türk, Abdullah Zeydan, Ahmet Özer hepsi dışarıda, mahkeme onları suçlu görmedi fakat onların yerine de AKP’nin tayin ettikleri görevde. Bu antidemokratik yaklaşımdır. Bunlar için kanuna gerek yok. Siyasi inisiyatif olmalı bu tür durumlarda.

Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın bırakılması da böyledir. Kobanê davası siyasi bir davadır. Eğer zihniyetiniz değişmişse ve Kürtler ile dost olmak istiyorsanız bunları yapın.

İşte bunların hepsi güvensizliğin zeminini oluşturuyor. Bu sürecin ilerlemesi için güvene ihtiyaç var. Güven oluşursa Önder Apo ve Özgürlük Hareketi'nin çabaları daha sonuç alıcı olur.

Kaygılarımız var

Her türlü hesabımızı yapmalıyız. Bu süreci mücadele süreci olarak ele almalıyız. Herkes mücadele etmelidir. Sürecin tıkanması ve tehlikeye dair kaygılarımız da var. Bunun hesabını yapmalıyız ama umut ve inancımız daha güçlüdür. Attığımız adımlar var. Artık Türk devletinin de bu adımlara karşılık adım atmasını bekliyoruz ki süreç ilerlesin. HABER MERKEZİ

***

Türk devleti, ellerini Rojava'dan çekmeli

QSD ile Suriye hükümeti arasındaki 29 Ocak Anlaşması'nın çerçevesi, Rojava Devrimi’nin kazanımlarını belli ölçüde koruyor fakat belli ki Suriye devletinin yeni sisteminde bunu kabul etmeyen taraflar var. 29 Ocak Anlaşması'nın altını yavaş yavaş boşaltmak istiyorlar. Özellikle Hesekê ve Kobanê üzerinde duruyorlar.

Kürtçe orada ilkokuldan üniversiteye kadar resmi olarak eğitim dilidir. 12 yıldır bu şekilde eğitim veriliyor ama şimdi “bunu durdurun. Arapça eğitim başlatın” diyorlar. Bu, Rojava Devrimi eserini reddetmektir, bu kadar şehide karşı saygısızlıktır. Doğru ve yerinde bir şey değildir. Bazı şeyler Rojava’ya dayatılıyor.

Son birkaç gündür televizyonda gördüğümüz Hesekê’de yaşanan olaylar bir projedir. Bazı taraflar “bu provokasyondur” dediler. Bu doğrudur fakat bir projedir. Rojava Devrimi, Demokratik Ulus perspektifini geliştirdi. Kürtler, Demokratik Ulus perspektifine inanan Arap destekçileriyle bir olursa bütün Suriye’de büyük bir güç olabilir. Bazı taraf ve devletler bundan korkuyor. Hangi devletin ne karar aldığını biliyoruz. “Siz her şeyi bir kenara koyun, Demokratik Ulus siyasetinin üzerinde durun” demişler. Bu, daha 4-5 yıl öncesinden böyle söylendi.

Kürtleri yalnız bırakmak istiyorlar. Eğer Rojava’da Kürtler yalnız kalırsa Qamîşlo'da bile kalmaz. Kürtler, Demokratik Ulus ferasetiyle Suriye’de önemli bir aktör olabilir, Suriye demokrasisini geliştirmede önemli bir rol oynayabilir. Bu yüzden, en doğru siyaset budur.

Hesekê’de gelişen olaylarla Demokratik Ulus siyasetini çürütmek istiyorlar. Halklar arası savaş çıkarıp Kürtleri yalnız bırakmak istiyorlar. Bu, bir projedir. Bu işin içinde kimin parmağı var, çok fazla ayrıntıya girmek istemiyorum fakat Türk devletine şu kadarını söylemek istiyorum:

* Eğer Türk devleti kardeşlik sözünde samimiyse ve gerçekten de bizimle bir barış süreci geliştirmek istiyorsa en başta Türkiye sınırları dışında olan Kürtlere karşıtlık yapmamalıdır.

* Türk devleti, ellerini Rojava Kürtlerinin üzerinden çekmelidir.

***

Ulusun çıkarı ilk sırada olmalı

Başurê Kurdistan'ın kazanımlarının korunması gerekiyor. Bölgenin yeniden dizaynında Kürtlere belirleyici yer vermek istemiyorlar. Bunun sorumlusu biz Kürtleriz, kendi siyasetimizdir. Eğer Kürtlerin siyaseti böyle dağınık ve her biri kendi kafasına göre olursa başkaları da onu saymaz. Bunun sorumluları bizleriz. Bölgede savaşın ve yeniden dizaynın olduğu bu tarihi ve önemli çağda, kesinlikle ama kesinlikle ortak bir stratejinin olması lazım fakat bizde yok.

Bıçak kemiğe dayanmış; bu yüzden de dört parça Kürdistan’da şehit kanlarıyla elde edilen kazanımların korunması ve bu toprakların en kadim ulusu olan Kürtlerin özgür yaşaması için gerekli olan her şeyi yapmalıyız. Hiç kimse örgütünün çıkarına göre davranmamalıdır. Ulusun çıkarı, ilk sırada yer almalıdır.

Mesela Amerika güçleri çekildi, hava savunma çekildi. Kürtlerin kendi kendini savunabilmesi gerekiyor. Ben şunu söylüyorum: Kürtler olarak ortak bir stratejide bir araya gelmemiz gerekiyor. Ulusal birliğin oluşturulması biraz zor fakat bazı şeylerde birleşemeyebiliriz. Eksen ve strateji bir olsun ve tekrardan farklı hareket edilebilir.

Tom Barrack’ı herkes dinliyor, benim bir şey söylememe gerek yok; merkezi devlet sistemini güçlendirmek istiyorlar. Bizi esas aktör olarak görmüyorlar. Artık bunu görüp ortak bir strateji oluşturmamız gerekiyor. Eğer bu olursa Kürt kendini koruyabilir, siyaset yapabilir, bölgede esas aktör olabilir. Halen de bunun imkanları var. Evet, geç kalmışız ama her şey bir bütünüyle gitmiş değil. 

Kürtler kendi tekniğini, teknolojisini ve yapay zekasını da geliştirebilir. Şimdi “Güney Kürdistan’ın hava savunma sistemi kalmamış” diyorlar. Kürtler kendi savunma sistemini yapabilir.  Sen kendin yürürsen “önün açık” derler. Bu bir gerçekliktir.

Örneğin, başta Başurê Kurdistan’da iki yıldır hükümet oluşturulamaması doğru değildir. Ağır konuşmak istemiyorum ama bu önemli bir eksikliktir ve bu eksikliği aşmak lazım.  Dünya devletlerinin aralarında dünya savaşı oluyor, beraber oturup tartışmalar yürütüyorlar ve bazı konularda anlaşıyorlar ama niye Kürtler birbirleri ile anlaşamıyorlar? Üzerimize düşen ne varsa hazırız.

***

Temel iki husus ilerletir

HPG Komutanlık Üyesi Murat Karayılan, The Amargi'den Kamal Chomani'yi de kabul ederek sorularını yanıtladı. Karayılan, bu söyleşide de hem küresel siyasete hem de Kürt meselesine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Bazı bölümleri özetle şöyle:

Türk devleti kanadından inandırıcı, ikna edici ya da güven veren hiçbir somut adım atılmadı. Önder Apo ile Türk devleti heyeti arasında görüşmeler yapılıyor; aynı şekilde Hareketimiz ile devlet heyeti arasında da dışarıda temaslar yürütülüyor. Bir diyalog ve zemin tartışması mevcut, ancak Türk devleti henüz güven tesis edebilmiş değil. Meseleye tamamen güvenlik odaklı bir gözlükle yaklaşıyor; oysa bu özü itibarıyla siyasi bir mevzudur. Yasa, işin en esaslı siyasi boyutunu es geçiyor. Yalnızca gerillanın silah bırakması Kürt sorununu çözmeye yetmez.

Önder Apo’nun çalışma yürütebileceği koşullara kavuşması, özgür olması ve süreci bizzat idare edebilmesi şarttır. Kendisi Barışın ve Siyasallaşma Koordinatörüdür. Bunu yasallaştırmamız, hukuki bir zemine oturtmamız ve Önder Apo’nun statüsünü netleştirmemiz gerekiyor. Bunun açıkça hukuki metinlere dökülmesi şarttır.

Devlet henüz bu adımı atmış değil; tıkanma noktalarından biri burasıdır. Biz hem Önder Apo’nun bu süreci bizzat yönetmesini hem de kamuoyuyla doğrudan bağ kurabilmesini istiyoruz. Eğer bu gerçekleşirse süreç ilerler.

Bunun yanı sıra Türk devlet yetkililerinin tamamı "Kürtler ve Türkler kardeştir" diyor. Doğrudur, Kürtler ile Türkler arasında barış köprüsü kurulmalıdır. Kürtlerden bahsediyorlar, Kürt varlığını kabul ediyorlar; bu olumlu bir gelişmedir. Biz de diyoruz ki: Bu kabul ettiğiniz şeyi yasaya dökün, hukuki güvenceye kavuşturun. Yasal olarak tescillenmesi şarttır.

Bu iki husus bizim için birincil öneme sahip temel başlıklardır.

Eğer Türk devleti bu konularda adım atmayı başarabilirse bu süreç başarıyla menziline ulaşacaktır. Özellikle de ilk etapta Önder Apo’nun rolünün ve misyonunun belirlenmesi, statüsünün yasallaşarak tanınması gerekir. Bu gerçekleştirilmeden süreç bir adım bile ileriye gitmeyecektir.

***

Norm dışı devlet hiç de zayıf değil

"Norm dışı devlet" gerçekliği var; kendi koyduğu ilkelerin dışına taşan, hukuk dışı hareket eden bir yapı bu. Devlet içindeki bu klik hiç de zayıf değil, aksine ciddi bir güce sahip. Bunlar, hem Türk toplumunda hem siyasetinde hem de bürokraside aktif bir rol oynuyorlar. Bizimle müzakere yürüten heyetler de geçmişte pek çok kez bu kesimi bir gerekçe olarak önümüze koydu. Bize, "Eğer bazı adımları çok aleni ve hızlı atarsak, bu norm dışı odaklar süreci sabote edip tamamen yıkmaya çalışır" dediler. Bu yönlü beyanları oldu. Anlayacağınız, devletin içinde herkes aynı fikirde değil, asıl düğüm de zaten burada kopuyor. Elbette bu sürece karşı duran ve onu sabote etmek isteyen odaklar da pusuda bekliyor. Yarın bu süreci tamamen havaya uçurup uçurmayacakları henüz net değil; maalesef böyle ciddi bir risk ve ihtimal her zaman masadadır. Bizler başarıya ulaşmak, köklü bir çözümü yakalamak istiyoruz; barışı kalıcı kılmayı ve demokratik toplum stratejisinin başarıya ulaşmasını hedefliyoruz. Bizim muradımız budur. Muhataplarımızın ve karşıtlarımızın bu süreci baltalama ihtimali de azımsanamaz. Bu yüzden bizlerin ve halkımızın her türlü senaryoya karşı her an hazırlıklı olması gerekir.

***

Onlar da bizi kabul edecek

Demokratik entegrasyonun zemin bulabilmesi için demokrasinin gelişmesi şarttır. Bizim için demokratik entegrasyon, kendi kimliğimizle, özgünlüğümüzle ve olduğumuz gibi sürece dahil olmak demektir. Yani yan yana gelmektir. Bizler, Kürt halkı ve Türk devleti olarak bir araya geleceğiz. Biz onları kabul edeceğiz, onlar da bizi kabul edecek. Bizim dilimizi, kültürümüzü ve kendimize has özelliklerimizi tanımak, kabul etmek zorundalar. Sistem ancak bu temelde işleyebilir. Demokratik entegrasyondan kastımız tam olarak budur.

Türk devleti ile bir ittifak kurmak istiyoruz; halkların ortaklaştığı, iş birliği yaptığı bir ittifak. Türk devletinin Kürtleri kendi içinde kabul etmesini, sınırlarının dışındaki Kürtleri de düşman olarak görmemesini ve onlardan korkmamasını istiyoruz. Türk devletinin Kürt korkusunu aşması, Kürtlere ve bize yönelik saldırılarını durdurması gerekir. Biz barış yapmak istiyoruz. Şu an Türk devletinin zihniyetinde bu vizyon yok; sadece "silahları bırakın" diyorlar. Yatıp kalkıp "silah, silah, silah" başka bir şey demiyorlar. Oysa biz barış inşa ediyoruz, düşmanlığı sonlandırıyoruz. Bu sadece silahsızlanmadan ya da silahlı mücadelenin bitmesinden ibaret bir konu değildir. Biz Türk devleti ile kalıcı bir barış yapmak ve husumeti bitirmek istiyoruz fakat bu karşılıklı olmak zorundadır.

***

Mısır’dan Kazakistan’a uzanan hat

III. Dünya Savaşı; zamana yayılan, genişleyen ve farklı yöntemlerle süren bir süreçtir. Bu, hegemonya yarışı içindeki kapitalist güçlerin kendi arasındaki küresel bir savaşıdır; küresel hakimiyet arayan odakların mücadelesidir.

ABD liderliğindeki küresel kapitalist aktörler, Çin’den çekiniyor. ABD ve Çin, başta yapay zeka ve yeni teknolojilerin geliştirilmesi olmak üzere pek çok düzeyde birbiriyle rekabet ediyor. Çin’in 10 yıl içinde ABD’nin seviyesine ulaşacağına ve Ortadoğu’da baskın hale geleceğine inanan Batı, bunu devasa bir tehdit olarak görüyor. Dolayısıyla bu savaşın amacı, Ortadoğu’da hakimiyet kurmak ve Çin'in yayılmasını engellemektir. Çin’in ilerleyişini durdurmak için Rusya’yı zayıflatmaya, İran’ı ise yenilgiye uğratmaya; Mısır’dan Kazakistan’a uzanan bir hat inşa etmeye çalışıyorlar. Enerji kaynakları, çip ve güneş paneli üretiminde kullanılan nadir toprak elementleri ile önemli bir enerji kaynağı olan uranyumu kontrol etmek ana gayedir. Savaş; enerji kaynakları, enerji koridorları ve bu alanda nasıl üstünlük ve güç elde edileceğiyle ilgilidir.

Bu süreç devam edecektir; bilhassa ABD, İsrail ve İran arasında süregelen mevcut savaş, kalıcı ve muhtemelen daha da genişleyecektir. Zaten şu an sadece bir İran-ABD savaşından ibaret değil, bütüne yayıldı. Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki çatışmalar şiddetlendi. Tüm bölgeye sirayet ediyor. Suriye’deki belirsizlik sürüyor; yarın ne olacağı meçhul.

Bu savaş, ne bölge halklarının ne de dünya halklarının çıkarınadır; yalnızca egemenlerin ve kapitalistlerin menfaatlerine hizmet etmektedir. Biz savaşa karşıyız ve "Üçüncü çizgi"yi, yani halkların demokrasisi çizgisini temsil ediyoruz. Savaşın çözüm getireceğine inanmıyoruz. Köklü çözümü burada görüyoruz.

Kaldı ki bölgesel devletler kendi aralarında da birlik içinde değiller. Örneğin Türk devletinin planları farklı, İsrail’inki farklıdır. Herkesin kendine has bir stratejisi var. ABD ile NATO ortakları arasında da gerilimler mevcut; hepsi aynı paydada buluşmuş değil. Bir tarafta Şii çizgisini temsil etmek isteyen bir İran var, diğer tarafta ise iki farklı odak olarak Türkiye ve İsrail yer alıyor. Kendi aralarında da çelişkiler mevcut. Doğrudur, iki gün önce ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, müttefikleri arasındaki çelişkilerin savaşa dönüşmesine izin vermeyeceklerini açıkladı. Burada Yunanistan ile Türkiye arasındaki gerilime atıfta bulunuyordu. İsrail-Türkiye ilişkileri konusunda da benzer bir duruş sergileyebilirler, ancak aralarındaki çelişkiler oldukça derindir. Bölgeye dair her birinin hesabı farklıdır.

İran’ın öne sürdüğü eski Şii çizgisi, İsrail’in İbrahim Anlaşmaları ve Türkiye-Pakistan Suudi Arabistan arasında Mekke Paktı ile oluşturulan yeni Sünni çizgi; bunların hiçbirini bölge halklarının çıkarına bulmuyoruz. Bu üç çizginin hiçbirinde halkların menfaati yoktur. Bu yaklaşımların tümüne karşıyız.