İzmir Aliağa’daki Şakran Cezaevi’nde 57 gündür süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan kadın tutsaklar,  gönderdikleri mektupta neden eylem yaptıklarını anlatarak, şunun altını çizdi: “Bizler bir halkın hak ve özgürlük arayışları için mücadele etmiş ve cezaevlerine doldurulmuş insanlarız. Bulunduğumuz her mekanda direndik, direniyoruz ve direneceğiz. Mücadelemizin özellikle bu aşaması artık insanlık mücadelesidir.” 

57. gününe giren süresiz-dönüşümsüz açlık grevine her geçen gün yeni cezaevleri ve tutsaklar katılıyor. Zindanlarla Dayanışma İnisiyatifi verilerine göre, 27 cezaevinde devam eden süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde 38’i kadın 219 tutsak bulunuyor.

İzmir Aliağa’daki Şakran Cezaevi’nde 57 gündür süresiz-dönüşümsüz açlık grevi devam ederken, kadın tutsaklar tahliye olan arkadaşları aracılığıyla mektup gönderdi. Mektuplarında cezaevindeki uygulamalara dikkat çeken kadınlar, açlık grevine sahiplenme çağrısı yaptı. Cezaevlerinden gelen sese kulaklar tıkanırsa asıl o zaman katliamın yaşanacağını kaydeden kadın tutsakların mektubu şöyle: 

Tam işkenceye dönüşmüş

“Şakran Cezaevi açıldığından beri baskı ve işkence her zaman gündemdeki yerini korudu. Özelikle kadın cezaevi olması itibariyle ilk yönelimle kalmamaktadır. 60 yaşındaki analarımızdan 5 yaşındaki çocuklara kadar uygulamalar tam bir işkenceye dönüşmüş, asker ve polisin canı istediğinde koğuşlara girdiği, her gardiyanın kral kesildiği bir süreçten geçmekteyiz. 

Katliam zemini oluşturuluyor

8 Kasım’da 19 Aralık operasyonunu andıran tarzda koğuşlarımız asker ve polislerle dolmuş, provokasyonla resmen katliam zemini yaratılmak istenmiş. Lakin sağduyulu yaklaşımımız bu baskını boşa çıkarınca koğuşlarda eşyalarımız talan edilmiş, yırtılmış, atılmış, çoğunluğu şüphe teşkil ettiği gerekçesiyle el konuşmuştur. Cumhuriyet gazetesinin Bingöl ve İstanbul’a ait resimler, günlükler, ekolojiye dair notlar, şiirler, Kürtçe kitaplar (bilinmeyen bir dil ile yazılı) şüpheli gerekçesiyle el konulmuştur. Aradan geçen bunca zamanda kaybolan eşyalarımızın hiçbirine ulaşamadık. O günden sonra her aramada gardiyanlar birer özel harekatçı gibi koğuşlara dalıp resmen talan gerçekleştirmektedir. 

Onur ve çizginin gereği: Direnmek

Haftada bazen bir bazen de iki defa koğuşlarımıza girip provokasyon zemini yaratılmak istenmektedir. Bizler siyasi ve politik tutsaklar olarak 40 yılı aşan bir tecrübeye sahip olduğumuzdan ve ülkenin siyasal gündemine göre hareket ettiğimizden her girişimi bertaraf etmeyi başardık. Lakin bugünden sonra özellikle de bizim için onursal ve çizgisel olan konularda neler yaşayacağımız konusunda belirtebileceğimiz tek şey direnmek, direnmek, direnmek. 

Çıplak arama dayatılıyor

Görüş günleri bize ve ailelerimize işkenceye dönüşmektedir. Görüşçülerimiz hakarete uğramakta ve çıplak arma dayatılmaktadır. Hamile olan görüşçülerimiz dövülmekte ve karınlarına tekme atılmaktadır. Tüm şikâyetlerimizde olduğu gibi bu konu da cevapsız kalmaktadır. Üstelik hamileye bizler işkence yapmış gibi görüş cezası bile verilmektedir. Yine en doğal olan kitap, basın yayın hakkımız gasp edilmiştir. Zaten 6 aydır doğru düzgün kitap alamıyorduk. Kitaplar idare gözlem kurulunun kararıyla sakıncalı bulunup verilmemekte, yeni bir kararla dışarıdan içeriye Kuran’ı Kerim dışında bütün kitapların girişi yasaklanmıştır. Oysaki böyle bir yasa bile yok. Okuduğumuz her kitap yasalken cezaevlerinde hepsi birer yasak yayına dönüşmüş durumda. 

Yarın geç olmadan

Yine bir avuç havalandırmamızın üzerine kafes örülmek isteniyor. Şakran tabutlara dönüştürülüyor. Buralar mezarlığa dönüşmeden tüm kamuoyunu bir an önce buna ‘dur’ demesi gerekiyor. Bizler bir halkın hak ve özgürlük arayışları için mücadele etmiş ve cezaevlerine doldurulmuş insanlarız. Bulunduğumuz her mekanda direndik, direniyoruz ve direneceğiz. Mücadelemizin özellikle bu aşaması artık insanlık mücadelesidir. 

Susmak katliam olur

Yarın geç olmadan zindanlardan yükselen çığlığı artık duyalım. Direnişe direnişle cevap verilmedikçe, direnenlere kulak kapatıldığında asıl katliam o zaman başlar. Susmanın bir katliam olacağını kimse unutmamalı.”

Dayanışma grevleri sürüyor


Süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eyleminde olan tutsaklarla dayanışmak amacıyla aileler ve siyasetçilerin Amed, İstanbul, Van ve İzmir’de açlık grevi devam ediyor. 

Amed’de ikinci grup düzenledikleri basın toplantısının ardından açlık grevini devraldı. Ailelerin yanı sıra DBP, HDP, TJA ve DTK’den siyasetçiler greve giren birinci gruptan devralarak, 20 kişi 2 günlük süresiz dönüşümlü açlık grevine başladı. Greve başlayanlar arasında HDP Amed Milletvekili Ziya Pir de var. Greve başlayanlar adına konuşan 78’ler Derneği Diyarbakır Şubesi üyesi Aziz Çelik, şunları söyledi: “Tutsakların, çocuklarımızın talepleri insani taleplerdir. Onların talepleri bizlerin de talebidir. Bu taleplerin karşılanması için bizler de sonuna kadar tutsakların yanında olacağız. Bir an önce bu taleplerin karşılanmasını istiyoruz.”

İstanbul’da da süresiz dönüşümlü olarak başlayan açlık grevleri sırasıyla 3 bölgede devam edecek. HDP Bahçelievler ilçe binasında önceki gün başlatılan açlık grevinin ardından dün de 2. Bölge’yi temsilen HDP Esenler ilçe binasında süresiz dönüşümlü açlık grevi başlatıldı. Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde hasta tutsak kardeşi Ahmet Akgül ve tüm tutsakların sesi olmak için açlık grevine başladığını dile getiren Kumru Akgül (50), “Kardeşim 11 yıldır cezaevinde ve tek hücrede tutuluyor. Üstelik bir de mide kanseri. Bizim canımız onlarınkinden değerli değil. Elimizden geleni yapacağız” dedi.

Tutsaklara destek vermek amacıyla ailelerin eylem başlattığı merkezlerden biri de İzmir. DBP İzmir İl Örgütü’nde bir haftasını tamamlayan eylemi, Ekolojist Ertuğrul Barka, Kürt Bilgesi Musa Anter’in kızı Rahşan Anter, DBP Karşıyaka ilçe örgütü yöneticileri ve üyeleri devraldı. Rahşan Anter, insanlık dışı uygulamaların halen devam ettiğini belirterek, aynı zamanda Apê Musa’yı temsilen de açlık grevinde olduğunu söyledi. 



Türk Adalet Bakanlığı TTB’ye yanıt vermiyor

TTB Merkez Konseyi Üyesi Selma Güngör, cezaevlerindeki açlık grevlerine dair “İzleme Heyeti” kurmak istediklerini ancak Adalet Bakanlığı’ndan yanıt alamadıklarını açıkladı. 

Açlık grevlerini yakından izleyen Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Üyesi Selma Güngör, grevlerin 60. güne yaklaşmasının can yakıcı bir durum olduğunu söyledi. 


40’tan sonra organlar etkileniyor

Grevin geldiği aşamada insanı nasıl etkiyeceğine dair bilgi veren Güngör, şunları söyledi: “Açlık grevinde vücuda yalnızca kendini sürdürebileceği enerji alınıyor. Kendisini yenilemek için besinler alınmıyor. Vücut deposunu kullanarak kendini tüketmeye başlıyor. 40. günden sonra organlar etkilenmeye başlıyor. Duyu organları öncelikle etkilenmeye başlıyor, sindirim sistemi, daha ilerde kalp ve beyin etkilenmeye başlıyor. Bunlar bir biçimde insanın hem yaşam kalitesini düşürüp hayati tehlike yaratan bir durum oluyor. Hastalık ve kalıcı hastalıklara sebep oluyor.”

Bakanlığa başvuru cevapsız

Güngör, bir an önce tutsaklarla görüşmeler yapılması çağrısında bulundu. Güngör, bu noktada Adalet Bakanlığı’na “İzleme Heyeti” kurmak için başvuru yaptıklarını, ancak geri dönüş alamadıklarını aktardı. Güngör, “İzleme Heyeti” olarak açlık grevindekilerin sağlık durumlarına ilişkin görüşme yapmak istediklerini ifade etti.

Hekimlerle görüşme yapılabildi

Adalet Bakanlığı’ndan cevap gelmemesine rağmen TTB’ye bağlı odalarda çalışan hekimlerin son 2 hafta içinde Şakran ve Sincan cezaevlerinde görev yapan hekimlerle görüşme yaptıkları bilgisini paylaşan Güngör, “Görüşmeler kapsamında hekim arkadaşlarımız, cezaevi hekimleri ile açlık grevinde bulunan tutsakların sağlık durumuna ilişkin bilgilendirme yaptık. Özellikle grevdekilere yönelik ters kelepçe ile muayene edilme gibi durumların yaşanmamasının altını çizdik. Başka rahatsızlıkları bulunan tutsakların özellikle ilaçlarının dozlarının değiştirilmesinin önemini anlattık. Tutsakların kendi iradeleri ile başlattıkları açlık grevine iradeleri dışında müdahale edilmemesini istedik. Hem etik hem de sağlık açısından görüşmelerimiz oldu. Biz ‘İzleme Heyeti’ oluşturamadık ama cezaevinde bulunan hekimlerle bir bağlantı kurmayı başarabildik.”

Güngör, diğer cezaevindeki hekimlerle de görüşme yapacaklarını söyledi.

Talepler karşılanarak bitirilmeli

Grevin duyu, tat ve görme işlevinde sorunlar ortaya çıkarmaya başlayacağı kritik bir aşamaya geldiğini bir kez daha vurgulayan Gürkan, “Açlık grevlerinin bir an önce son bulması gerekiyor. Ölümler gerçekleşmeden tutsakların talepleri karşılanmalı ve grev son bulmalı” dedi. 

Güngör, Adalet Bakanlığı ile görüşmede ısrarcı oldukları ve randevu talep etmeyi sürdürdüklerini kaydetti.


Acil diyalog kurulmalı

İHD Ankara Şube yöneticisi ve Cezaevi Komisyonu’ndan Nuray Çevirmen, Türk cezaevlerindeki açlık grevlerinde tıbbi açıdan geri dönülemez noktalara ulaşılmadan gerekli diyalog zemininin oluşturulmasının aciliyetine dikkat çekti.

Cezaevi Komisyonu’ndan Nuray Çevirmen, tutsakların ağır bir sürecin ardından bu eyleme yöneldiğini vurguladı. Zaten açlık grevi gerekçelerinden olan insanlık dışı uygulamaların Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası mevzuatlarca yasaklandığını anımsatan Nuray Çevirmen, Adalet Bakanlığı’nın acil olarak görüşmeleri sağlaması, ölümler yaşanmadan sorunları ortadan kaldırarak çözüm yoluna gidilmesini talep etti.

Çevirmen’e göre tutsakların eyleme geçmesi kendiliğinden olmadı, özellikle bir yıldır ve OHAL ile birlikte katmerleşen baskıların sonucudur:

* Cezaevlerinde neredeyse bir yıldan fazladır devam eden sevk ve sürgünler, bu sevk ve sürgünler esnasında yaşatılan eziyetler, darp ve şiddet vakaları.

* Kazanılmış tüm hakların engellenmesi (iletişim, sohbet, havalandırma, avukat ve müvekkil görüşmelerindeki haklar, kitap, dergi gibi basım-yayım araçlarının yasaklanmasını da içine alan) birçok hak ihlali.

* Sağlıklı yaşama koşulları ortadan kaldırılmıştır. Hasta tutsakların sağlık koşulları çok kötü ve sağlığa erişimlerinde büyük zorluklar yaşanmaktadır.

* Ayrıca kentlerin ve köylerin ablukaya alınarak yakılıp yıkılmasının yarattığı etki.

* Dışarıda yaşananlara ve siyasetçilerin tutuklanmasına duyulan tepki.

* Ağır tecritlere eşlik eden diyalog yollarının kapatılması.

Geri dönülmeze varmadan

Açlık greve giren tutsakların grev süresinin ulaştığı gün sayısının tehlikelerine, sonrasında gelişecek sıkıntılara işaret eden Çevirmen, “Tıbbi açıdan geri dönülemez noktalara ulaşılmadan gerekli diyalog zemininin oluşturulması acilen gerekmektedir. Adalet Bakanlığı’nın acil olarak görüşmeleri sağlaması, ölümler yaşanmadan sorunları ortadan kaldırarak çözüm yoluna gidilmesini de talep ediyoruz’’ dedi.

Bazı cezaevi yönetimlerinin açlık grevinde bulunanlara vitamin ve şeker-tuz vermeyerek cezalandırdığını; Şakran’da tutsak yakınlarına karşı bir yönelim olduğunu; Van ve birkaç cezaevinde de açlık grevindekilerin sürgün edildiğini aktaran Çevirmen, “Zaten açlık grevi gerekçelerinden olan hapishanelerdeki insanlık dışı uygulamalar, Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası mevzuatlara göre yasaklanmıştır” diye konuştu.


Uluslararası normları çiğniyor

Türkiye’nin taraf olduğu halde çiğnediği uluslararası mevzuatlar şöyle:

* İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi

* Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

* İşkence ve Diğer Zalimane, Gayri İnsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme

* Uluslararası Sivil ve Siyasal Haklar Sözleşmesi

* Amerika İnsan Hakları Sözleşmesi

* Afrika İnsan ve Halkların Hakları Sözleşmesi

Tüzüğü de dinlemiyor

Ulusal Mevzuatta Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğe göre de:

* Madde 4; (1) b) Kurumlarda, hükümlülerin düzenli bir yaşam sürdürmeleri sağlanır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddi ve manevi koşullar altında çektirilir.

* Madde 5; f) Kurumlarda, hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınması zorunludur. Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz.

İstanbul Protokolü’ne uymuyor

Ayrıca 1999 yılında yazılmış ve 2000 yılında Birleşmiş Milletler Belgesi olarak kabul edilmiş olan İstanbul Protokolü’nün amir hükmüne de uymuyor. Açık Adı: İşkence ve diğer zalimane, insanlık dışı, Aşağılayıcı Muamele veya cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi için El Kılavuzu bir rehberdir. Bu protokol cezaevlerindeki uygulamalara dair hazırlanacak rapor ve etkili soruşturmalar için çok önemli bir belgedir.


HABER MERKEZİ