28 Kanunisani 1921 yeni dille 28 Ocak 1921...

TKP kurucusu olan Mustafa Suphi, Ethem Nejat ve yoldaşlarının Karadeniz’de hançerlenip denize atılmalarını herkes bilir. Bilir ama bu konuda kapsamlı bir değerlendirme yapan bir siyasi hareket de olmamıştır. Nazım Hikmet’in muhteşem şiirleri de olmasa, unutulup gidecek bir katliam gibi.

‘’Hayali Gönlümde yadigar kalan

Bir yanım deryada çalkanır şimdi“

Birçok sırrı, garabeti, ihaneti, alçaklığı, kahpeliği bir arada barındıran bir katliam. Hepsi de kördüğüm olup elimize, ayağımıza, boğazımıza dolanmış. Bu katliamın hesabını sorması gerekirken, kurduğu parti bile unutup gitmiş. Dağılana kadar da kendisi Kemalizmin etkisinden kurtulamamış.

Proletarya enternasyonalizminin merkeziyim diyen SBKP de, kendi eliyle yolcu ettiği yoldaşlarının akıbetini merak edip sormamış. Ne yapalım, ‘’reel politika“ denilip geçilebilir mi?

Nazım’ın, Mustafa Suphi ve Onbeşler için yazdığı şiirler anmalarda çok okundu ama Ethem Nejat dışındakilerin ismini duyan bilen bile yok. Hele Mustafa Suphi’nin eşi, Maria-Meryem yoldaşın ‘’adı“ hiç yok. ‘’Onbeşler, Suphiler, Nejatlar“ der geçerdik. Tesadüfen öğrendikten sonra, merakla çevreme sordum. Baktım ki çoğu insanın da hiç haberi yok. ‘’Erkek siyaset“ alemi için ‘’olağan“ karşılansa da, bu kadar kadın örgütü bile ona sahip çıkmıyor. Onun hazin ve feci akıbetini araştırıp hesabını sormuyor. Bir garabet de burada. Herhalde kadınlara verdiği haklarla övünen Kemalizm, daha cumhuriyet kurulmadan kadınlar hakkındaki bu yaklaşımıyla kendisini ele vermektedir.

Kemalist diktatörlüğün özü, gelişimi ve bugüne kadar süregelen egemenliği de bu katliamda gizlidir. Ulusal kurtuluş, özgürlük ve demokrasi uğruna savaşmak için ülkeye gelen bir avuç komünistten korktular. O kadar korktular ki, daha ilk meclisin birinci yılı dolmadan saldırıya geçtiler. Burjuvazi daha ilk adımda Teşkilat-ı Mahsusa kalıntısı çeteleri harekete geçirdi. Ermeni ve Pontus soykırımında kana bulanan elleri daha kurumadan, Topal Osman çetesi komünistlerin üzerine sürüldü.  Aynen bugünkü gibi ‘’Halk galeyana geldi“ denerek korumak bahanesiyle alıkonulup Trabzon’da bir tekneye bindirildiler. Ondan sonrası tam bir muamma... Ne tekne ne de kaptanlar var. Ne ölüleri ne de dirileri var. Ama bir tanesi hariç. Hepsi de öldürüldü diye bilinirken sonradan anlaşılıyor ki, alçaklık sadece bu kanlı katliamla bitmemiş. Meğersem gruptaki tek kadın olan Maria-Meryem yoldaşı öldürmemişler. Hiç sevinmeyin, keşke öldürselermiş dedirten bir zulüm onu bekliyormuş çünkü. Değişik rivayetler var ama öz olarak şu anlaşılıyor ki, alçakların elebaşı Topal Osman’ın tetikçisi Yahya kaptan onu bir yere hapsedip kendisine metres yapmış. Her fırsatta kaçıp kurtulmaya çalışan Maria-Meryem’i uzun işkencelerden sonra başkalarına satmış. Bu çileli hayat içinde dayanamayan Meryem intihar etmiş ya da kabadayı bozuntuları tarafından bıçaklanıp öldürülmüş. Nasıl ve kim tarafından öldürüldüğü ve mezarı belli değil.

Aradan neredeyse 100 sene geçmiş hala failleri meçhul... Ne cenazeler var ortada ne de katiller...

Daha cumhuriyet kurulmadan işlenen bu katliamla, cumhuriyetin ırkçı-dinci-mezhepçi, cinsiyetçi ve işçi düşmanı temeli atılmıştır.

TC tarihi boyunca daha böyle yüzlerce faili meçhul denen devlet dersleri göreceğiz. Ama bu ilk katliam çözülmedikçe demokrasi yüzü göremeyiz.

Bu nedenle, İmralı Görüşmeleri’nin birisinde gündemi değerlendirirken ‘’Mustafa Suphiler katliamını da biz açığa çıkaracağız ve hesabını soracağız“ diyen Öcalan yoldaşımız, çok önemli bir gerçeğe işaret etmişti.

Sonraları Çankaya Köşkünün Muhafız Alayı komutanı olan Topal Osman’ın adı, içinde milletvekilleri de olmak üzere birçok cinayete karıştı. Sonra da çok konuşmaya başlayınca, cesedi Çankaya bağlarında asılmış olarak bulundu. Birçok tetikçinin ibretlik sonunu paylaştı.

Devlet, sonradan Giresun’a Topal Osman’ın heykelini dikti, hala orada duruyor.

Giresun doğumlu Mustafa Suphi’nin ve ‘’Onbeşler“in ise hala bir mezarı bile yok.

‘’Onbeş yoldaş ile boğulup ölen

Bir yanım deryada çalkanır şimdi“