4 Kasım 2016’da gerçekleşen siyasi darbe operasyonu ile HDP Hakkari Milletvekili iken hukuksuz bir şekilde rehin alınan Abdullah Zeydan, 31 Mart yerel seçimlerine ilişkin olarak gazetemiz için bir yazı kaleme aldı.

A.Toynbee “Bir halkın başına gelebilecek en büyük felaket tarihinin başkaları tarafından yazılmasıdır” demiştir. Kürtlerin yüzyıllardır uğradığı zulüm, başına gelen felaketler, Toynbee’yi haklı çıkarmaktadır. Yıllardır Kürtlerin yaşadıklarının sebebi tarihin hep başkaları tarafından yazılmasıdır. Peki dünyadaki hemen hemen tüm halklar kendi tarihlerini kendileri yazarken Kürtler neden bunu başaramadı, neden topraklarında, dili yasaklı, kültürü yasaklı, inkar edilen, zulme uğrayan adeta köle bir yaşama mecbur kaldı. Kürtler üzerinde araştırma yapan neredeyse tüm araştırmacı ve tarihçiler misafirperver, mert, cesur, yiğit bir halk diye tarif ederler. Bu özelliklere sahip halk onlarca kuşak zulüm altında yaşayacak evlatlarına bu yaşamı niye layık gördü, niye sorumluluklarını yerine getirmedi? Aslında bu soruların cevaplarını bugün hepimiz biliyoruz, “ittifaksızlık.” Tarihteki önemli kırılma anlarında, diğer halklar kendi aralarındaki tüm sıkıntıları, çelişkileri bir tarafa bırakarak ulusal menfaatlerini herşeyin üstünde tutarken, maalesef bizim atalarımız, Beyliklerinin, Mirliklerinin, Şeyhliklerinin, Ağalıklarının yani kısaca günü birlik kişisel çıkarlarını ulusal çıkarlarının üstünde tutarak mertliklerini, yiğitliklerini birbirlerine üstünlük kurmak için kullandılar. Ve maalesef evlatlarına bıraktıkları tek miras acı, zulüm, sürgün, zulüm ve katlanılmaz bir yaşam oldu. Bu müsibet gözlerimizin önündeyken hepimizin tarihten ders çıkarma zorunluluğu vardır.

Marx, “İnsanlar tarihlerini kendileri yaparlar ama onu serbestçe, kendi seçtikleri parçaları bir araya getirerek değil, dolaysızca önlerinde buldukları, geçmişten devreden verili koşullarda yaparlar” diyor. Atalarımız kendi tarihlerini yaparken, evlatlarının bu kadar acıya maruz kalacağını bilseydi elbetteki tercihleri daha farklı olacaktı. Bizler de bugün pratiğimizle, duruşumuzla, yaptığımız tercihlerle kendi tarihimizi yapıyoruz. Yarınki kuşaklara tarih olacak bugünkü duruşumuz, tercihimiz hangi yönde olacak? Yine kişisel çıkarlarımızı herşeyin üstünde tutarak bir yüzyıl daha acı, ölüm ve zulümle içiçe bir yaşam mı; yoksa tarihe, halkımıza karşı, zorluklar yaşasak da, acılar çeksek de, bedeller ödesek de sorumluluğumuzu yerine getirip, günü birlik çıkarlara tenezzül etmeyerek sadece Kürtlere değil, yaşadıkları coğrafyadaki tüm halklara mutlu, huzurlu, onurlu, özgür bir yaşam mı miras bırakacağız? Tabi ki hepimizin tercihi onurlu özgür bir yaşam bırakmaktan yanadır. Bunu gerçekleştirebilmenin yolu aralarındaki çelişkileri, farklı görüşleri bir tarafa bırakarak Kürtlerin birlik olmasından geçmektedir. Bu birliktelik demokratik haklı talepler elde edilinceye kadar da sürdürülmelidir. Bu birliktelik kendi kimliğini, dilini, kültürünü korumaktır, başka halkların dilini, kültürünü bastırma, yasaklama zulüm etme birlikteliği değil, aksine zulme karşı mazlumların birlikteliğidir. Bu açıdan asla milliyetçilik, ırkçılık değildir. Allah’ın kendilerini yarattığı şekilde kendi kimliğiyle, diliyle, kültürüyle yaşamaları en tabi hakkıdır Kürtlerin. Bugün yaşadığımız sorunların temelinde Kürt halkının inkarı vardır. Bu inkar ve asimilasyon politikaları sadece Kürde değil Türke de kaybettirmektedir. Kürtlerin az da olsa bir kısmı iktidar nimetlerinden faydalanabilmek için, “biz de Kürdüz, bizim ana dil talebimiz yoktur, Kürt sorunu yoktur” söylemleriyle, halihazırda bu inkarın kaynağı olan hükümetlere sorunun çözümsüzlüğü konusunda güç ve cesaret vermekte, bu da Kürt-Türk binlerce insanımızın canına mal olmaktadır. Bu açıdan hükümetleri çözüme zorlama, sorunun barışçıl yollarla çözümü, önce Kürtlerin ittifakından geçmektedir. Kürtler yerinde ve doğru bir politikayla, yüz yıllardır uğradığı zulümlere rağmen tüm halklarla helalleşerek birlikte yaşamı savunuyor ve hedefliyorsa, doğal olarak önce kendi aralarında fedakarlıkla, sabırla bu helalleşmeyi, kucaklaşmayı başarabilmelidir. Bu açıdan Kürt partilerinin yaptığı ittifak çok önemli ve değerlidir. Bu süreç ısrarla, karşılıklı anlayış ve fedakarlıklarla genişletilerek devam ettirilmelidir. Ulusal birliğe giden yolda küçük fakat etkili ve güçlü bir adımdır. Kendi tarihimizi yaptığımız bu süreçte, kendi tarihimizi yazacağımız yolda emin adımlarla ilerlerken 31 Mart yerel seçimleri önemli bir dönemeçtir. Yüzyıldır sürdürülen Kürtleri inkar ve asimilasyon politikalarının bugünkü gönüllü savunucusu ve yürütücüsü AKP olmuştur. AKP son dönem politikalarıyla sistemin sıradan ırkçı bir partisi haline gelmiş bir farklılığı, gizemi kalmamıştır. Savaş odaklı politikalarının artık ne Kürtlere, ne de Türkiye toplumuna verebileceği bir şey kalmamıştır.

Bu politikalar binlerce insanımızın canına mal olduğu gibi, ekonomik olarak da büyük bir çöküşe sebep olmaktadır. Bugün Türkiye toplumunun savaş odaklı, tahrik edici, düşmanlaştırıcı, kutuplaştırıcı, kışkırtıcı bir dile değil, demokrasiyi birlikte mutlu, özgür bir yaşamı savunan ılımlı, kapsayıcı, kucaklayıcı bir dile ve pratiğe ihtiyacı vardır. Halkımız herşeyin farkındadır. AKP’nin yaptığı bunca zulmün, adaletsizliğin, yolsuzluğun ortağı ve destekçisi olmayacaktır. Türkiye toplumunu savaş, şiddet sarmalından çıkarabilecek, barışın, demokrasinin yolunu açabilecek en önemli aktörlerden biri olan Sn. Öcalan’ın anayasal haklarını kullanabilmesi, üzerindeki insanlık dışı tecridin kaldırılması için bedenlerini açlığa yatıran yüzlerce evladını, kendilerini uğruna zindanlarda bedel ödeyen yaşlı annelerimizi bir an olsun unutmadan; kendilerini yok sayanlara, değerlerine hakaret edenlere, belediyelerini gasp edenlere karşı HDP adaylarını her yerde halkımız zafere taşıyacak, tarihi sorumluluğunu yerine getirecek, gelecek kuşaklara onurlu, özgür bir tarihi miras bırakacaktır.