3286 gündür suskunlar!

Kadın Haberleri —

7 Ocak 2022 Cuma - 20:30

Sakine Cansız Fidan Doğan Leyla Şaylemez

Sakine Cansız Fidan Doğan Leyla Şaylemez

  • Aradan geçen 8 yıla rağmen, Paris Katliamı’nda bir arap boyu yol alınamadı. Dosyaya getirilen “devlet sırrı” ibaresinin kaldırılması için yapılan  başvurular ise reddedildi. Fransız hükümetinin bu tutumu akla, “Ticari ilişkiler yüzünden mi “devlet sırrı”, yoksa bu katliamın suç ortağı mısınız? “ sorusunu getirdi.

SELMA AKKAYA / PARİS

Paris’te üç Kürt kadın devrimcinin katledilmesinin üzerinden tam 9 yıl geçti. 2019 yılında açılan soruşturma dosyasında bir milim dahi ilerleme sağlanmazken, Kürtler ve dostları “Sakine, Fidan ve Leyla için adalet” diyerek dava üzerinde ‘devlet sırrı’ gerekçesiyle oluşturulan gizliliğin kaldırılması için mücadelesini sürdürüyor. 

Paris Katliamı’nın ‘tek faili’ Ömer Güney 17 Aralık 2016 tarihinde şüpheli şekilde yaşamını yitirince ilk soruşturma dosyası rafa kaldırıldı. Katilin MİT bağlantısı dosyada açık bir dille ifade edilmiş olmasına rağmen soruşturma derinleştirilmek yerine kapatıldı. Dava avukatları, HPG’nin elinde bulunan MİT mensuplarının açıklamaları ve Avrupa’nın diğer ülkelerinde Kürt siyasetçilere dönük suikast davalarına yansıyan bilgiler ışığında 2018 yılında yeniden bir başvuru gerçekleştirdi ve katliam emrini verenlerin yargılanmasını istedi. Söz konusu başvurunun ardından 2019 Mayıs’ında yeni bir soruşturma başlatıldığı duyuruldu. 

2021 yılının Mayıs ayında ise dava hakimi katledilen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in aileleriyle bir görüşme gerçekleştirdi. Söz konusu görüşmede davaya bakan terörle mücadele hakimi, ‘devlet sırrı’ gerekçesiyle dosyadaki gizlilik kararının devam ettiğini ifade etti.

‘Gizlilik’ bahanesi

Katliama ilişkin istihbarat servislerinin elindeki bilgilere yönelik ‘devlet sırrı’nın kaldırılması talebi Fransız yetkilerine sayısız kez iletildi ancak sonuç alınamadı. Konuyu yakından takip eden, katliam yaşandığında 10. Paris Belediye Başkanı olan ve Senatör Remi Fraud ile Fransız Komünist Parti Senatörü Pierre Laurent’ın da içinde bulunduğu Kürt Dostluk Grubu, Fransız Senatosu’na konuyla ilgili soru önergeleri sundu. Parlamenterler, katliam yaşandığında MİT’in iki numaralı ismi olan daha sonra Paris Türk Büyükelçisi olan İsmail Musa Hakkı’nın dosya kapsamında sorgulanıp sorgulanmadığı gibi sorulara da yanıt istedi. Fakat  ‘devlet sırrı’ gerekçesi yine adaleti karanlıkta bıraktı.

Siyasi ilişkilerin etkisi

Fransız Senatör Remi Feraud hükümetin tutumunu eleştirerek, bürokratik birçok engelle karşılaştıklarının da altını çizerek: “Katliam yaşandığında katliamın yaşandığı bölgenin belediye başkanıydım. Sabah şokla uyandık. O günden sonra bölgede yaşanan bu katliamın aydınlatılması ve unutulmaması için çalıştık. Benden sonraki belediye başkanı ve Paris Büyükşehir Belediye Başkanı da aynı rolü oynadı. Bugün tartışmalı bir sürecin ardından Fransa, Macron şahsında Türkiye ile yeniden bir ilişki kurdu. ABD seçimlerinden sonra Türkiye yönünü Avrupa’ya çevirdi. Bütün bu siyasi gelişmeler aynı zamanda ‘dosya üzerinde gizlilik’ kararının sürdürülmesini sağlıyor. Bu anlamda birçok parlamenterle birlikte hükümete, İçişleri Bakanlığı’na dönük sorularımızı sürekli tekrarlıyoruz. Parlamenter olarak, ‘gizlilik kararı’ konulan dökümanları görme şansımız yok.”

İlk günden itibaren suskunluk duvarı

Adaletin sağlanması için verilen tüm çabalara karşın Paris, baştan itibaren çizdiği suskunluk duvarını kaldırmayı reddediyor. Katliamın yaşandığı ilk günleri hatırlayalım: Paris’te üç Kürt kadının katledildiğinin anlaşılmasının üzerinden daha saatler geçmişti. Kürdistan Enformasyon Bürosu önüne gelen dönemin İçişleri Bakanı Manuel Valls, basına seslenerek, “Bu olayı aydınlatacağız. Bu karanlıkta kalmayacak” diyordu. Aynı Valls, 11 Ocak 2013 tarihinde Türkiye’den gelen istihbarat mensuplarının da dahil olduğu Türk büyükelçiliğinin heyetini karşılamış ve onlara; “Terörle mücadele politikamızı biliyorsunuz. Aynı kararlılıkla terörle mücadele edeceğiz” diyordu. “Terörle mücadele” dediği o güne kadar Kürt aktivistler ve siyasetçilere yapılan baskı ve tutuklama furyasıydı. (Söz konusu bilgi Fransızlar tarafından sır gibi saklanırken, aynı dönem Türkiye’de açılmış soruşturma dosyasında bu bilgiler yer alıyordu. Söz konusu bu dosya da bir süre sonra gizlilik konularak rafa kaldırılmıştı.) 

İç-infaz yaygarası

Ardından her iki ülke tarafından iç-infaz tezleri üretilirken, Sinop'ta yapılması planlanan Türkiye'nin ikinci nükleer santrali ihalesinin Japon-Fransız ortaklığındaki bir konsorsiyuma verilmesi beklentisi Fransız basınında geniş yer almaya başladı. Kararı, "tarihi anlaşma" olarak niteleyen Fransız gazeteler, Türk-Fransız ilişkilerindeki gerilimin sona erdiği yorumunu yapıyordu.

Ticari ilişkiler canlandı

“Türkiye'de Fransa için tarihi anlaşma" başlığını kullanan Le Figaro gazetesi, Fransız nükleer sanayisinin başarısı olarak nitelediği anlaşmanın 4 adet orta güç reaktör siparişini kapsadığı kaydediyordu. Fransız şirketi Areva bu kez Türkiye’de aday olduğu nükleer projeyi Ruslara kaptırmamıştı. Çünkü Fransız Areva Mersin Akkuyu Nükleer Santral projesine aday olmuş ama Türkiye Rusya ile antlaşma imzalamıştı.

Ekonomik çıkarlar için göz yumdu!

Daha önce Fransız elektrik şirketi EDF ile EPR'nin santral için girişimde bulunduğu hatırlatılan haberlerde, "Areva ve GDF-Suez Türkiye'de 17 milyar avro değerinde sözleşme kazandı", "Areva, GDF Suez ve Mitsubishi Türk kutsal kasesini aldı" başlıkları birbirini izliyordu. Bir süredir duraklayan ihaleler Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in katliamının ardından hız kazanmış olması tesadüf olamazdı. Akıllardaki soru şuydu; “Fransa kendi topraklarında işlenen söz konusu katliama ekonomik çıkarları için göz mü yummuştu?”

MİT bağlantısı gözardı edildi

Davanın seyri, dönemin hakimi üzerinde kurulan siyasi baskı ve sonrasındaki gelişmeler mevcut sorunun “evet” yanıtını güçlendiriyordu. 2013 yılında açılan soruşturma dosyası, katil zanlısı olarak tutuklanan Ömer Güney’in beyninde bulunan tümörün varlığı bilindiği halde sürekli uzatıldı. Oysa Fransa, katil zanlısı olarak Ömer Güney’i 18 Ocak 2013’te gözaltında tuttuğu dönem, ilgili polisliğe bir mail geliyordu. Söz konusu mail, İran IP adresine ait bir bilgisayardan Almanya’dan gönderiliyordu. 

Mailde Fransız polisinin gözaltına aldığı kişinin Ömer Güney olduğu, Güney’in 2012 yılında çok sayıda ziyaret gerçekleştirdiği Türkiye’de MİT’le bağlantılı olduğu ve katliam emrini son gidişinde aldığı ifade ediliyordu. Fransa, Güney’i tutukladığında Güney’in MİT adına faaliyet yürüttüğünü zaten bildiği halde bilmemezlikten gelmeye devam etti. 

Fransız devleti susmaya devam ederken, 14 Ocak 2014 tarihinde bu kez “MİT gizli belgesi” ibareli belge ve ses kayıtları internet ortamına sızdırıldı. Bütün bu gelişmeler dosya hakiminin soruşturma dosyasına Ömer Güney’in MİT ile bağlantısını açık bir dille ifade etmesine yol açsa da, yargılamanın önünü açmadı ve devamında katilin öldüğü açıklandı.