Cihan DENİZ

 

4 Kasım 2016 da, tıpkı 4 Mart 1994 gibi, Türkiye siyasi tarihine kara leke olarak geçecektir. 4 Kasım tarihinde tüm Türkiye halkları, ancak bir darbe sonrasında yaşanacak görüntülere şahit oldular. Türkiye halklarının barış ve demokrasi için bir umut olarak görerek oylarıyla Meclis’e gönderdiği bir siyasi partinin eşbaşkanları ile milletvekilleri gözaltına alındı; neredeyse 2 gün süreyle ülke çapında sosyal medya iletişimi kısıtlandı. Gözaltıları protesto etmek için ülkenin dört bir yanında yapılan protestolarda onlarca kişi gözaltına alındı ve sonrasında tutuklandı.

4 Kasım 2016 bir günde ortaya çıkmadı. 4 Kasım’a iktidardan muhalefete Türkiye’deki tüm kesimlerin iş birliği ve desteği ile gelindi. Milletvekili dokunulmazlıkları, mevcut Anayasa’yı bile ihlal edecek bir düzenleme ile AKP ve bugün iktidarın ortağı olan MHP’nin yanı sıra CHP’nin de katkılarıyla 20 Mayıs 2016’da yapılan bir anayasa değişikliği ile kaldırıldı. O gün, Türkiye siyasetinin adı konulmamış “Mevzu bahis Kürtler ise gerisi teferruattır” kuralına bir kez daha şahitlik edildi.

4 Kasım 2016’ya gelindiğinde ise, Eşbaşkanlar Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ile Grup Başkanvekilleri İdris Baluken ve Çağlar Demirel’in yanı sıra milletvekilleri Ferhat Encü, Leyla Birlik, Selma Irmak, Abdullah Zeydan, Sırrı Süreyya Önder, Ziya Pir, Gülser Yıldırım, Nursel Aydoğan, İmam Taşçıer gözaltına alındı. Gözaltına alınan milletvekillerinin neredeyse tamamı sevk edildikleri mahkeme tarafından tutuklandı.

Aynı şekilde, 4 Kasım, “Çökertme Planı” ile devreye sokulan ve AKP Ergenekon ittifakı ile son şekli verilen bir konseptin siyaset üzerindeki yansımasıdır. Amaç, seçilmişler hedef alınarak demokratik siyasetin tasfiyesiydi. Bunun ilk adımı belediyelere kayyım atanmasıydı. Belediyelere atanan kayyımlar ile 4 Kasım’da milletvekillerinin tutuklanması aynı stratejinin farklı adımlarıydı. Özcesi amaç kendi tekçi Türkiye tahayyüllerinin karşısındaki yegane engel HDP şahsında temsil edilen demokratik siyaset geleneğini ilk önce başsız bırakmak ve sonra da tasfiye etmekti.

Binlerce BDP üye ve yöneticisinin gözaltına alındığı ve sonrasında tutuklandığı “KCK Operasyonları” ile yapamadıklarını bir kez daha ama bu kez doğrudan Meclis grubunu hedef alarak denediler. İlkinde sonuç tasfiye operasyonu yürütenlerin tasfiyesi oldu. Bugün “KCK Davalarının” savcıları ile hakimlerinin neredeyse hepsi cemaate yönelik operasyonlar kapsamında tutukludur. İkinci tasfiye operasyonu için de sonuç farklı olmadı; her türlü baskıya rağmen HDP halkların bir umudu olarak ayakta kaldı. Bu tasfiye planının hazırlayıcıları ve yürütücülerine gelirsek; onların durumunun da pek parlak olmadığı 24 Haziran sonrası yaşananlardan rahatlıkla görülmektedir.

4 Kasım 2016’da yaşananların bir yüzü baskıdır, adaletsizliktir, hukuksuzluktur. 4 Kasım’ın en az bunun kadar önemli bir yüzü daha vardır: direniş. Baskıyı, adaletsizliği, hukuksuzluğu görmek ama bunlara karşı daha o günden başlayan direnişi görmemek büyük bir haksızlık olur.

4 Kasım’da gözaltına alınıp tutuklananlar, temsilcisi oldukları Türkiye halklarının direnişçi geleneğinin ilk günden itibaren taşıyıcısı olmuşlardır. Aslında direniş 4 Kasım öncesi başlamıştı. Eş Başkanlar ve milletvekilleri, gelişi aşikâr olan tutuklamalara rağmen ülkeyi terk etmediler ve ülke içinde siyaset yapmaya devam ettiler. 4 Kasım’a geldiğinde de, bu direnişi sürdürdüler.  HDP Genel Merkezi’nde gözaltına alınan İdris Baluken’in başını eğerek onu polis arabasına bindirmek isteyen polislere gösterdiği tepki, o gün sergilenen bu direnişin simgelerinden biridir ve halklarımızın hala hafızasındadır.

Bu direniş daha sonra açılan mahkemeler sırasında da devam etmiş; mahkemeler HDP milletvekillerinin yargılandığı bir yer olmaktan çıkarılmış ve HDP’nin barış ve demokrasi için verdiği mücadelenin kamuoyu ile paylaşıldığı ve iktidarın yalanlarının ve iftiralarının deşifre edildiği kürsülere dönüştürülmüştür.   

Sonuç olarak, 4 Kasım demokratik siyasete, halkların bir arada onurlu bir şekilde yaşama iradesine AKP Ergenekon ittifakı eli ile yapılan bir tasfiye bir tasfiye operasyonudur. Ağır sonuçları olmakla beraber, bu operasyon ilk günden itibaren direnen milletvekillerinin ve halkın örgütlü mücadelesi ile ve HDP’yi var eden kurucu ilkelere bağlılıkla boşa çıkarılmıştır. HDP şahsında tasfiye edilmek istenen demokratik siyaset, bu tasfiye saldırısından güçlenerek çıkmıştır. Bu tasfiye operasyonuna son darbe ise, yerel seçimlerde kayyımlar eliyle gasp edilen belediyelerin geri kazanılması ile vurulacaktır.