Güney’de kadın kırımı yaşanıyor!

 Kadınlar, binlerce yıldır kendilerine uygulanan kırıma karşı bir kez daha ayakta. Kürt kadınları da ‘dört parça’ Kürdistan’da 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü bir bayram havasında değil, özgürlük için direnişi yükseltme eylemi olarak karşılıyor.



Hatırlanacağı üzere Kürt Kadın Özgürlük Hareketi, son 5 yılda 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kampanyalarla karşıladı. ‘Jin Jiyan e, Jiyanê Nekuje’, ‘Kimsenin Namusu Değiliz, Namusumuz Özgürlüğümüzdür’ ve ‘Özgürlük Mücadelesini Yükseltelim, Tecavüz Kültürünü Aşalım’ kampanyaların ardından, geçen yılki 8 Mart’ta ise ‘Kadın Kırımına Hayır’ kampanyası başlatıldı.
Normal koşullarda muhtemelen bu günlerde yeni bir kampanyanın startı verilirdi. Ancak hiçbir zaman ‘normal’ koşullarda yaşamayan Kürtler açısından olağanüstü bir süreç var. Koma Jinên Bilind (KJB), bu nedenle de 5 Aralık’ta ulusal direniş hamlesi başlattı. Kürt halkına dayatılan imha ve inkar politikaları, toplumun bütün kesimlerine dönük iken, devlet güçlerinin Kürt kadınlarına yönelik saldırıları farklılık gösterebiliyor.
Peki Kürt kadınlarının hem cinsiyet hem de etnik ve siyasi kimliklerinden ötürü karşı karşıya kaldıkları kırım politikaları, Kürdistan’ın dört parçasında kendini nasıl ifade ediyor? Kadınlar, bu saldırılara karşı nasıl direniyor, hangi mücadele yöntemleri geliştiriyor? Dosyamızla bu sorulara yanıt arıyoruz.

‘Kadın ülkesinden daha parçalı’

Güney Kürdistanlı kadınlar, 8 Mart’ı bayram havasında değil, direniş eylemleriyle karşıladı. Çünkü bölgede kadına yönelik çok yönlü bir şiddet yaşanıyor. Hükümet ise çözüm için ciddi adımlar atmıyor. Güney Kürdistan’da kadınların yaşadığı sorunları ve buna karşı yürütülen mücadeleyi Kürdistan Özgürlükçü Kadınlar Örgütü (RJAK) Meclisi Yönetim Kurulu üyesi Çinor Pêncewînî ile konuştuk. Pêncewînî, bölgede kadınların yaşadığı temel sorunları şu başlıklarla sıralıyor: „Çok eşlilik, sünnet, cinayetler, intihar özellikle kendini yakma, boşanmanın beraberinde getirdiği sıkıntılar ve aile içi şiddet.“ Güney Kürdistan Parlamentosu’nda şiddetin ortadan kaldırılması için geçtiğimiz yıl kanun çıkarıldığını hatırlatan Pêncewînî, „Ancak pratikte değişen çok fazla bir şey olmadı. Kadın cinayetleri ve intiharlar yine yaşandı. Kadın sorunu toplumsal bir sorun olduğundan çözümü de yasalardan yapılan düzenlemelerle tek başına yetmiyor. Önemli olan kadını köleleştiren zihniyetin değiştirilmesidir“ dedi. 
Bu zihniyete karşı mücadele ettiklerini belirten RJAK üyesi Pêncewînî, pratik çalışmalarına ilişkin şu bilgileri verdi: „Mücadelemizin esaslarından biri de kadın bilincini yükseltme temelinde eğitim çalışmaları yapmaktır. Güney Kürdistan’da kadının yaşadığı sorunlar tek yönlü değil. Siyasal, sosyal ve ekonomik anlamda ciddi sorunlar var. Kadına karşı uygulanan şiddet hala sürüyor. Ancak kadınlar açısından önemli bir sorun da, kendilerine olan güvensizlikleri. Bu durum, kadınlar arası dayanışmayı zayıflatıyor. Biz Kürdistan’ın dört parça olduğunu söylüyoruz. Ancak Kürt kadını, Kürdistan’dan daha fazla parçalanmış durumda. Özgüven sorunu aşırı derinleşmiş. Bu beraberinde bir kadının başka bir kadına güvenememe durumunu getiriyor. Oysa kadının güçlü yanı, birleştiren dayanışmacı ruhu ve duygu dünyasıdır. Örgütlenmemizin temelinde hangi ırktan, düşünceden ve partiden olursa olsun kadın özgürlüğü konusunda birlik olmak yatıyor.“ 

Yasalar pratikleşmiyor

Pêncewînî, 8 Mart’ı bir bayram havasında değil, özgürlük için direnişi yükseltme eylemi olarak karşıladıklarını belirtiyor. „Kürt halkı olarak yoğun acılar yaşıyoruz. Özellikle Kuzey Kürdistan’da AKP faşizmi, halkımıza siyasal ve kültürel soykırımı dayatıyor“ diyen Pêncewînî, sözlerini şöyle sonlandırıyor: „Bu nedenle biz Güney Kürdistanlı kadınlar olarak diğer Kürdistan parçalarına paralel bir mücadele içerisinde olmak istiyoruz. Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde seminer, toplantı ve yürüyüşlerle her alanı eylem sahasına çeviriyoruz. En temel sloganımız ‘Kadın kırımına hayır’. Ulusal birlik ruhuyla kadın özgürlük mücadelesini yükselteceğiz.“
Kürdistan Sosyalist Demokrat Partisi Kadın Kolları sorumlusu ve avukat Tanya Tahir de, geçtiğimiz yıl kadınların aile içi şiddete karşı hazırladığı ve Parlamento’nun kabul ettiği kanun tasarısını hatırlattı. Tasarıda kadın cinayetleri ve sünnetin önünü alacak birçok maddenin bulunduğunu belirten Tahir, „Projenin kabul edilmesi olumluydu. Ancak şiddet hala devam ediyor“ dedi. Tahir, Güney Kürdistan’da kadının siyasi ve toplumsal alanda zorlu bir süreci yaşadığını ifade ederek, geçtiğimiz yıl bölgede gelişen muhalif eylemler sonrası kadın çalışmaları ve eylemlerinin de sınırlandığına dikkat çekti.
Kadının yaşadığı sorunların çözülmesi için iktidardaki partilerin de öncülük yapmasını isteyen Tahir, devamla şunları söyledi: „Biz parti olarak kadro eğitim çalışmalarımızda kadının toplumsal alanda aktif olması gerektiğini işliyoruz. Bunların sloganlarla sınırlı kalmaması lazım. Yaşamsallaştırmalıdır. Diğer siyasi partiler içerisinde yer alan Kürt kadınlarından isteğim, kadın rengini güçlü tutmalarıdır. Kendi iradelerini açığa çıkarmalılar. Erkeği taklit etmekten ziyade kadının barışçı, eşitlikçi doğasının ortaya çıkarılması önemli. Bizim erkeklerle değil erkeklik kültürüyle, sistemiyle sorunumuz var. Olaya sistemsel yaklaşmamız lazım. Erkek egemen bakış açısına karşı kadının gelişkin dünyasını yaşama akıtmak istiyoruz. Kadının sorunu öç alma sorunu değil. Biz kadınlar olarak kendi sesimiz ve rengimizle eşit ve özgürlükçü bir yaşamı yaratmak istiyoruz.“

‘Resmi’ istatistiklerle kadın kırımı

Kürdistan Bölge Hükümeti İçişleri Bakanlığına bağlı Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Kurumu, geçtiğimiz yılın son aylarında yaptığı açıklamada, 2011 yılında resmi rakamlara göre 123 kadının kendini yakarak intihar girişiminde bulunduğunu kaydetmişti. Kurum, son 3 yılda ise Güney Kürdistan’da kendini yakan kadınların sayısını 1012 olarak tespit etmişti. Yani haftada ortalama 20 kadın kendini yakıyor. 
Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Kurumu ayrıca, 2011 yılında 26’sı Hewlêr, 9’u Silêmanî, 6’sı Duhok ve 5’i de Germiyan bölgesinde olmak üzere Güney Kürdistan’da toplam 43 kadının öldürüldüğünü açıkladı. Kurumun verilerine göre, 2011’de 44 kadın intihar etti. Yıl boyunca toplam 2 bin 530 kadına karşı şiddet olayı kayda geçirildi.
Silêmanî’deki Adli Tıp Kurumu’nun verilerinde ise daha yüksek rakamlar ortaya çıkıyor. Kurumun verilerine göre, 2009 yılında Güney Kürdistan’da baskı ve şiddete maruz kalan 831 kadın kendini yaktı, 200’ü yaşamını yitirdi. 2010 yılının ilk yedi ayında cinayet ve kendini yakma nedeniyle 218 kadın yaşamını yitirdi. 2011 yılının ilk altı ayında ise, 48 kadın öldürüldü, 207 kadın bedenini ateşe verdi, 671 kadın ağır şiddet gördü, 63 kadın cinsel tacize uğradı.
Güney Kürdistan Hükümeti ise, 2011 yılı için hazırladığı raporda, 720 sistematik işkence vakası dahil, 3766 şiddet vakasının kaydedildiğini bildirmişti. Rapora göre, 76 kadın öldürüldü ya da intihar etti. 330 kadın ise, bölgedeki kadınların yaygın intihar şekli ile kendini yaktı. Tahminen 1,9 milyon nüfusu ile bölgenin en büyük ili olan Silêmanî’de, 1673 vaka kaydedilirken, Hewlêr’de 1322 ve Duhok’ta 771 şiddet vakası kayıt altına alındı.
İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün araştırmalarına göre, Güney Kürdistan’da kadınların yüzde 41’i sünnet ediliyor.

Kerkük’te bir yılda 76 kadın öldürüldü
Kerkük İnsan Hakları ile Kadın ve Çocuk Komitesi ise, 2011 yılında kentteki şiddet olaylarını açıklamıştı. Buna göre, yıl boyunca kadınlara yönelik yaşanan şiddet olaylarından 76 kadının hayatını kaybetti, 159 kadının ise yaralandı. Kadınların 2’si yakma, 4’ü boğulma, 5’i silahlı saldırı, 11’i cinayet, 14’ü intihar, 4’ü kavga sonucu, 6’sı patlama ve 3’ü bilinmeyen neden sonucu hayatlarını kaybettiği belirtildi. Raporda ayrıca 27 kadının trafik kazaları sonucu hayatını kaybettiği aktarıldı. 


Kadınlar istatistikleri ‘muhafazakar’ buluyor

Ancak Güney Kürdistanlı kadın aktivistler, gerçek sayıların daha korkunç olduğunu belirtiyor. Özellikle hükümetin açıkladığı rakamları „çok muhafazakar“ olarak tanımlayan aktivistler, istatistiklerin Güney Kürdistan’da kadınların yaşadığı şiddeti ve sonuçlarını asla göstermeyeceğine dikkat çekiyor. Irak Kadın Özgürlüğü Örgütü’nün İngiltere Temsilcisi Houzan Mahmud da, geçtiğimiz aylarda gazetemize bu konuda verdiği demeçte bu gerçeği dile getirmişti. Hükümetin açıkladığı rakamları „çok muhafazakar“ şeklinde tanımlayan Mahmud, şunları söylemişti: „Toplumumuzda kadına karşı şiddete tolerans kültürü var. Erkekler, kadınları kolayca öldürüyor, çünkü kadınları korumakla yükümlü yasalar işlevsel değil. Güney Kürdistan’da kadınların çoğu polis güçlerine dönük güven eksikliği ya da aşiret yasalarının sivil yasalardan daha güçlü olduğu bir bölgede damgalamayı önlemek amacıyla yaşadıkları şiddet ve mağduriyeti bildirmemektedirler. Yine erkeğinin sözde şerefine utanç getirmemek adına, bu suçlar bildirilmemektedir. Bazen de aile kendi ‘şeref’ini korumak amacıyla gizlemektedir. Tüm bu nedenler göz önünde bulundurulduğunda, hükümetin sunduğu mevcut istatistikler, 2011 yılının, - yoğun fiziksel istismar şeklinde - sistematik işkencenin kullanıldığına tanıklık ettiğini gösteriyor.“  Yarın: Kuzey ve Doğu Kürdistan’da kadınların durumu, temel sorunları ve mücadelesi


 KADIN HABER SERVİSİ




RONAHÎ DELÎL: Batı Kürdistan’da kadın özerk örgütleniyor

Suriye ve Batı Kürdistan’da kadının durumu değerlendirildiğinde, burada da Ortadoğu’daki cinsiyetçi bakış açısı ve zihniyetin toplumun tüm hücrelerine sindiğini belirtebiliriz. 5 bin yıllık erkek egemenlikli sistem, aile aracılığıyla kendisini kurumlaştırır. Kadını gönüllü bir köle olarak sessizce sistemin hizmetine sunar. Recm, idam, kadın sünneti, berdel, başlık parası, çocuk yaşta kendisinden yaşça büyük kişilerle evlendirmeler ve hatta kadının para karşılığında satılması, namus adı altında işlenen cinayetler bu zihniyetin uzantıları olarak çıkar karşımıza. Bunun yanı sıra cinsel ve fiziki şiddet, kadının genelevlerde çalıştırılması, aile içi ensest ilişkiler, kadının ücretsiz ya da düşük ücretle çalıştırılması... Kadının erkeğin ve ailenin ihtiyaçlarını karşılayan bir araç olarak kullanılması... Eski çağların kutsal tanrıçası kadın, erkeğin talan ve boyunduruğu altında inliyor. Yasa ve hukuk bir bütünen erkek tarafından belirleniyor. Sistemin sürüklediği suçlar nedeniyle kadınlar zindanlarda çürütülüyor, sindirme ve teslim alma politikasıyla karşı karşıya bırakılıyor.

Kadın, ‘Arap baharının’ neresinde?

Kadınlara binlerce yıldır uygulanan bu kırım bugün de sürüyor. Özellikle de son yıllarda AKP politikalarıyla siyasi İslam ve kapitalist modernite kültürü dizi film ve basın aracılığıyla Ortadoğu ülkelerinde bir kültür olarak yaygınlaştırılıyor. Din ve şeriat yoluyla kadın mücadeleden uzaklaştırılarak, siyasete katılmamaları, eşlerinin sözünden çıkmamaları isteniyor. Bunun günah olduğu belirtilerek yine kadın eliyle siyasi İslam propagandası yapılıyor.
Yine bu sebeplerle son dönemde Ortadoğu’daki halk isyanları başladığında, toplumun en hazırlıksız ve örgütsüz olan kesimi kadınlardı. Bir kez daha kadınlar isyanlarda siyasi partilerin amaçları için kullandı. Kadınlar Tunus, Mısır, Libya ve Yemen’de en kitlesel biçimde gösterilere katıldı. Özellikle Yemen’deki kadınlar en örgütlü haliyle halk ayaklanmalarına öncülük etti. Ne yazık ki kadın halk ayaklanmalarında mücadelesini kendi kimliğiyle vermedi ve kadın haklarını garanti altına alabilecek özgün örgütlülüğünü yaratamadı. Bu nedenle halk ayaklanmalarının gerçekleştiği ve eski rejimlerin sona erdiği her yerlerde İslami iktidarlar başa geçerek yine şeriatı dayattı. Özellikle de Libya’da kendisi de 4 kadınla evli olan meclis başkanı tarafından, her erkeğin 4 kadınla evlenmesine izin veren yasa çıkarılması, halk devrimleri için bir utanç. Bu uygulamalar bize geçmişteki devrim tecrübelerini hatırlatıyor. Bugün de halk ayaklanmaları demokrasi, özgürlük, onur, toplumsal sorunların çözümü iddiasıyla gerçekleşmiş olsa da kapitalist modernite sistemi devrimden sonraki gelişmeye el atarak, gerçek rotasından uzaklaştırdı. Siyasi İslam yoluyla liberal ideoloji savunularak, erkek egemenliğine ve kadın köleliğine dayalı aile modeli devam ettirilmek isteniyor.

Ulusal Meclis’te kadının adı yok!
Suriye’de de kadına karşı uygulanan politikalar diğer ülkelerden farklı değil. Bunun için kadın, halk ayaklanmalarında rol oynayıp öncülük edemedi. Kadının ayaklanmalarda yer aldığı bazı şehirlerde de kadının kendi iradesiyle yer almaması nedeniyle, sadece İslami rengi öne çıkarılarak, yine erkeğin siyasi amaçlarına alet edildi. Zaten kendisini muhalefet partisi olarak adlandıran Ulusal Meclis ya da İstanbul Meclisi de denilen mecliste kadınlar yok. Kürt partileri içerisinde de kadına yer verilmedi. Kadın sadece pratikte, siyasi amaçlar için kullanıldı.
Bu olumsuzluklara rağmen, Suriye’de kadının özgürlük arayışının olmadığı denilemez. Suriye rejiminin diğer ülke rejimlerinden farklı yönleri var. Birçok etnisite ve farklı siyasi yaklaşımları barındırsa da, şimdiye kadar toplumun tüm kesimleri gösterilerde yer almadı. Muhalefetin bir kesimi, silahlı mücadele ve dış müdahaleyi esas alırken, diğer muhalif kesimler yürüyüşlerin barışçı yöntemlerle gerçekleşmesini isteyerek dış müdahaleye karşı çıkıyor. Halk ayaklanmalarının rejimin şiddetli saldırı nedeniyle etkisini yitirdiği dönemde, muhalefet kadınları öne çıkardı. Hama ve Humus’ta bu kadınlardan bazıları öldürüldü. Özellikle de Cisr el Şixor’da tecavüz olayı gündeme getirilerek, Suriye’deki ayaklanmalara ivme kazandırılmak istendi. Fakat bu talepleri tam olarak karşılık bulmadı. Siyasi çelişkiler, kadınların da halk ayaklanmalarına güçlü katılması önünde engel oluşturuyor. Yine de kadını farklı siyasi amaçlarla sokağa çıkarmak isteyen girişimler oldukça fazla.
Suriye’deki halklar içinde en örgütlü halk ve kadın kesimi, Kürtler.  Kürt halkı ve özellikle de Kürt kadını, yıllardır diktatör Baas rejimine karşı eşsiz bir mücadele veriyor. Bu mücadelede yüzlerce kadın gözaltı ve tutuklamalara maruz kaldı, işkence gördü. Birçok kadına çok uzun süreli hapis cezaları verildi, soruşturmalar açıldı. Halen cezaevlerinde direnen kadınlar var. Örneğin arkadaşımız Nazliye Keçel’in akıbeti bilinmiyor ve onun hakkında hiçbir bilgi verilmiyor.

Kürdistan’da özerk örgütlenme

Batı Kürdistan’daki kadınlar, Yekîtiya Star öncülüğünde halk serhildanlarına en güçlü biçimde katılarak öncülük etti. Siyasi, ideolojik ve örgütsel olarak öncülük rolünü omuzlayarak, Ortadoğu’daki kadına da öncülük edebilecek düzeye geldi. Demokratik Özerklik’in inşasında da kadın en ön saflarda yer alıyor. Cinsiyetçi toplumun, kadını mülk, namus olarak gören, en kötü biçimde kullanıp öldüren geriliklerine karşı da büyük bir mücadele veriyor. Kürt kadınının gelişimi ve örgütlülüğü karşısında çok yönlü saldırılar ile kadın mücadeleden uzaklaştırılmak isteniyor. Özellikle de halk serhildanları döneminde kadına karşı yapılan bu saldırılar Suriye rejimi, Türkiye ve onların örgütlediği çeteler eliyle gerçekleşiyor. Bu yönelimlerle kadın özgürlük mücadelesine darbe vurulmak isteniyor. Ama özgürlük mücadelesinde kararlı ve ısrarlı olan Kürt kadını tüm bedelleri göze alıyor.
Batı Kürdistan Kadın örgütü Yekîtiya Star’ın 4. Kongresi’nde çok kapsamlı tartışmalar yapılarak, önemli kararlar alındı. Kadın kitle içerisinde de özgün örgütlülüğünü yarattı. Alınan en önemli kararlardan biri de, kadın komünleri ve meclislerinin oluşturularak aktifleştirilmesiydi. Meclis ve komün seçimlerinin yapıldığı her alanda kadın komünleri oluşturularak, yönetimi seçildi ve mahalle meclislerinde yerlerini aldı. Özellikle Batı Kürdistan Halk Meclisleri’nin seçimlerinde kadınlar yüzde 40 kadın kotası ile yer aldı. Meclislerde eşbaşkanlık sistemi esas alındı. Bunun dışındaki tüm kurumlarda da kadınlar yer alarak, özgün örgütlenmelerini yarattı.