Amerika’dan Bakış
Cumhurbaşkanı Erdoğan 2016 yılını ‘üniter bir devlet çerçevesinde de başkanlık sistemi’ olabileceğine dair Nazi Almanya’sını örnek göstererek açtı. Rejim sözcüleri apar topar bu ifadenin yanlış anlaşıldığını iddia ettiler ancak referansındaki olumlama, tartışmaya yer bırakmayacak kadar açık. Ayrıca Hitler’in 2. Dünya Savaşı öncesindeki performansının, tek adam rejimi kurmak isteyen politikacılar için müthiş bir yol haritası sunduğu da bir gerçek. O halde, ‘gaf’ deyip geçmemek lazım.
Madem Erdoğan rejim tartışmalarında Hitler’i örnek veriyor, bakalım Nazi Almanya’sının şekillendiği 1933-1938 döneminde Hitler hangi taktiklerle ‘üniter başkanlık’ sistemine ulaşmış:
1- Tüm bağımsız güç odaklarına diz çöktür. Sana biat etseler bile: Nazi iktidarının ilk yılında son derece güçlü ve örgütlü kesimler direniş dahi gösteremeden dağılıp gittiler. Sendikaların hikayesi çarpıcıdır: Naziler başa gelir gelmez 1 Mayıs’ı Ulusal Emek Bayramı ilan ettiler ve eşi benzeri görülmemiş bir 1 Mayıs düzenleyeceklerini söylediler. Bu beklenmedek jest karşısında şaşkın ama umutlu sendika liderleri Nazi rejimiyle uyumlu çalışacaklarını deklare ettiler. Hitler ve Goebbels’in işçileri öve öve bitiremeyen coşkulu konuşmalar yaptığı görkemli bu 1 Mayıs gününün gecesinde Goebbels günlüğüne ilginç bir not düşüyordu: ‘Yarın sendikalara el koyacağız. Çok az direniş olacak’. 2 Mayıs sabahı bütün sendikalara el kondu, rejime biat eden konfederasyon liderleri başta olmak üzere tüm işçi liderleri tutuklandı ve toplama kamplarına yollandılar. Üç hafta içerisinde toplu sözleşme ve grev hakkı kaldırıldı. İş sözleşmelerinin kontrolü Naziler tarafından atanan kayyumlara verildi.
2- Rakiplerini böl ve yok et: Hitler’in yükselişi aynı zamanda Avrupa’da sosyalist ve komünist hareketin zirve noktasına denk düşer. Merkez ve aşırı sağ partilerin bu dönemde arşa çıkan komünizm ve parlamenter demokrasi korkusunu Hitler ustaca kullandı. En çarpıcı örneklerden biri Avusturya’nın ilhakıdır. Dönemin Avusturya devlet başkanı aşırı sağcı Schuschnigg, Hitler ilhak talebiyle kapısına dayandığında panik halinde Sosyal Demokratlar ve Komünistlerle işbirliği arayışı içine girdi. Ancak artık çok geçti - yıllardır ağır baskılar altında tuttuğu bu geniş sosyal tabanda destek bulamadı. Hitler, Nazilerin küçük bir azınlık olduğu koskoca Avusturya’yı muhalefetin bu bölünmüşlüğü sayesinde tek kurşun atmadan ele geçirdi.
3- Askeriyeyi ödüllendirerek yedeğine al: Hitler, parlamenter demokrasiye tepkili Alman ordusunu önce bir dizi monarşist politik manevrayla arkasına aldı. İktidara gelince, Almanya’ya Versaille Antlaşmasıyla dayatılmış askeri sınırlamaları kaldırarak büyük bir silahlanma yarışı başlattı. Weimar döneminde zayıf düşmüş, kendisine saygısını yitirmiş Alman ordusu yeniden bir ülkü ve saygınlık kazandı. Bunun karşılığında Hitler’e biat ettiler ve imhalarıyla sonuçlanan bir dünya savaşına göz göre göre sürüklendiler.
4- Düşmanlarının zayıflık ve kararsızlığından yararlan, oldu-bittiye getir: Nazi dış politikası provokasyon, şantaj ve oldu-bittilere dayalıydı. ‘Yeni bir dünya savaşı çıkmasın’ diye Hitler’e taviz üzerine taviz veren İngiliz Başbakanı Chamberlain Çekoslovakya’yı fiilen Alman yönetimine devreden Münih Anlaşması elinde Londra’da uçaktan indiğinde yüzünde güller açıyordu. O tarihten yanlızca 11 ay sonra, Chamberlain’e ‘Çekoslovakya son toprak talebim’ diye söz veren Hitler, ansızın Polonya’yı işgal etti ve 2. Dünya savaşı başladı.
5- "Yalan propaganda yoktur, yeterince tekrarlanmamış propaganda vardır" – Hergün, her an beyin yıka: Hitler’in en etkili kullandığı araçlardan biri yalan propaganda idi. İnşa ettiği dev propaganda çarkının başında ise ‘yeterince tekrarlarsanız bir karenin daire olduğuna insanları inandırabilirsiniz’ diyen algı yönetimi dehası Goebbels vardı. O dönemin ‘sıradan’ politikacılarından farklı olarak Goebbels, (1) yalan söylemesine engel olacak vicdani ve ahlaki referanslarından tamamen azadeydi, (2) kitle iletişim teknolojilerinin önemini herkesten önce kavramıştı ve (3) bugün beyin yıkama dediğimiz ‘mesajın halkın anladığı bir üslupla aralıksız tekrarının’ algı yönetimindeki rolünü derinden anlamıştı. Nazi rejiminin yalanlarına spesifik bir örnek gereksiz. Yalan tüm politik süreçlerinin doğal bir parçasıydı.
Yukarıda özetlediğim politik taktikler ve ‘siyasetçi tipi’ size de tanıdık geliyor mu? O halde teşbihte hata olmamış demektir.