12 Eylül askeri darbesinin ardından Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi'nde ağır işkencelere maruz kalan tutuklular, dönemin direniş ruhunun bugün İmralı'da sürdüğünü dile getirdi.

Bugün 70 yaşında olan Osman Akdağ, işkencenin yanı sıra Diyarbakır Cezaevi'nde direnişle de tanıştıklarını belirterek, "O büyük işkencelerin karşısında büyük bir direniş de yaşandı. O direnişin mimarı da bugün İmralı'da direniyor" dedi.

12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'nde Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi'nde yüzbaşı Esat Oktay’ın işkencelerine maruz kalan dönemin tanıkları, yaşadıklarını Mezopotamya Ajansı'na (MA) anlattı.

Örgüt üyeliği suçlamasıyla 1982-1984 yılları arasında cezaevinde kalan Osman Okay, Esat Oktay'ın işkence yöntemlerine maruz kalanlardan. 12 Eylül'ün sadece bir gün olarak ele alınamayacağının altını çizen Okay, 12 Eylül ile birlikte tüm Türkiye'de sistematik işkenceler yaşandığına dikkat çekti. 12 Eylül askeri darbesinin başında tek adam vesayeti olduğuna vurgu yapan Okay, "Dün ile bugün arasında bir fark yoktur" dedi. İşkencenin her türlüsüne 36 yıl önce 18 yaşında iken karşı karşıya kaldığını kaydeden Okay, "Sinema salonlarında tecrit edildik, insan dışkısının içinde günlerce bekletildik, üstüne kaba dayaklara maruz kaldık. Bugün bunları utanarak anlatıyoruz. Anlatmamızın tek nedeni, o günler unutulmasın ki yeniden yaşanmasın, yaşatılmasın. Direniş işkenceyi ortadan kaldırdı" diye konuştu.

Esat Oktay direnişten korktu

 16 yaşındayken Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi'nde çocuk koğuşunda işkencelere maruz kalan Yaşar Kırca da 1981-1984 yılları arasında cezaevinde kaldı. 22 gün ölüm orucunda kaldığını aktaran Kırca, "Bizleri çocuk koğuşunda ayrı tutuyorlardı. Sürekli işkencelere maruz bırakmak için ayrıca farklı yerlere, salonlara da alıyorlardı. O yaşta işkence ile birlikte direnişi de tanıdık. Direniş bizi etkiledi. Bizler de katıldık onlara. O direnişlere katıldığımız için de sistematik işkencelere maruz kaldık. Hatta bir gün unutmuyorum. Bizi çocuk koğuşundan çıkardıklarında Esat Oktay bizzat bizim direnişe katılmamamız için yeniden çocuk koğuşuna aldı ama direnişin diğer çocuklara yayılacağından korktuğu için yine ayırdı. Esat Oktay Diyarbakır'daki direnişten korktu" dedi.

 

Çenemi Esat kırdı

 70 yaşındaki Osman Akdağ da 5 kez girdiği cezaevinin ilkini 1981 ve 1983 yılları arasında yaşadı. 12 Eylül’den bu yana ömrünün 17 yılını cezaevlerinde geçiren Akdağ, şöyle devam etti: "Ömrümün üçte biri cezaevlerinde geçti. Diyarbakır Cezaevi'nde gördüğüm işkenceleri bir daha hiçbir yerde görmedim. Oradaki işkenceleri anlatmaya kalksam her mahkum bir kitap yazar. Cezaevine girmeden önce Batman'da 15 gün, Siirt'te 60, Diyarbakır'da ise 15 gün sistematik işkenceye maruz kaldım. Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde gördüğüm işkenceden ayrı söylediklerim. Bugün gözlerimde kontak lens var ve o günün işkencelerinden kaynaklı kör oldum. Yüzümün sol kısmında çenem kırıldı ve o çenemi bizzat Esat Oktay'ın kendisi kırdı. Bugün dahi adli tıp tarafından belgelenmiş raporlarım bulunuyor. O günün işkence izleri halen vücudumda."

Direnişi eksik anlatıyoruz 

İşkencenin yanı sıra Diyarbakır Cezaevi'nde direnişle de tanıştıklarını anlatan Akdağ, şunları söyledi: "Dönemin işkencelerini hep anlattık. Her ne kadar direnişini de anlatsak da eksik kalan kısmı hep o oldu. O büyük işkencelerin karşısında büyük bir direniş de yaşandı. O direnişin mimarının da bugün İmralı'da direndiğini de vurgulamak istiyorum. Türkiye'nin her yerinde işkence vardı ama Diyarbakır'daki önder kadrolar nezdinde Kürt halkının direnişi kırılmak istendi. Onun önder kadroları bedel ödedi. Bugün ise İmralı'da aynısı yapılmak isteniyor. O gün Diyarbakır'da bugün ise İmralı'da bir direniş var. Dönemin direniş ruhu, bugün İmralı'da sürüyor, bunu her fırsatta dile getirmeliyiz."

 

Amed

   

12 Eylül’ün sorunları sürüyor

 

12 Eylül Askeri Darbesi’nde yaralı olarak gözaltına alınan ve bir hemşirenin kendisini tanıması üzerine tesadüfen hayatta kalan Abdullah Öztüre, o dönemki sorunların bugün de aşağı yukarı aynı olduğunu söyledi.

Dönemin tanık ve mağdurlarından 78’liler Girişimi üyesi Abdullah Öztüre, 1974’ten sonra Türkiye’de gerek ekonomik gerekse siyasi anlamda günümüzdeki uygulamalara benzer durumlar karşısında sosyal ve siyasal olaylara duyarlı insanların mücadele etmeye başladığını hatırlattı. Öztüre, “Bunun önünü kesmek için de sağ koalisyonlar tekrardan gündeme geldi. Birinci Milliyetçi Cephe olarak adlandırılıyor. Bu blok kendisi gibi olmayan herkesi ötekileştirmeye çalıştı. Daha sonra İkinci Milliyetçi Cephe devam etti. Akabinde Ecevit hükümeti…” dedi.

Bugün de söyleniyor 

Ecevit döneminde olayların giderek büyümeye başladığını ifade eden Öztüre, 1 Mayıs, Maraş ve Çorum katliamlarını hatırlattı. Öztüre, şöyle devam etti: “Fakat daha sonra Kenan Evren de hatıralarında bahsettiği gibi ‘daha bu işleri olgunlaştırmak gerekir’ diye sağda solda alakasız yerlerde çöp bidonlarında bombalar patlatılarak toplumu terörize etme eylemleri de başladı. Bunun yanında Cumhuriyet gazetesini okuyanların öldürüldüğü bir süreç yaşanıyordu. Bu olaylar zincirinden sonra 12 Eylül Askeri Darbesi’ni yaptılar. 12 Eylül’e karşı herkesin o gün söyledikleri şeyler esasında bugün de söylediği şeylerle üç aşağı beş yukarı aynı.”

12 Eylül’de insanlık onurunun ayaklar altına alındığını ve buna karşı cezaevlerinde direnişlerin yaşandığını hatırlatan Öztüre, “İlk önce başarılamayan yerlerde bile insanlar çok büyük bedeller ödeyerek, kendilerini yakarak, Diyarbakır Cezaevi’nde olduğu gibi kendilerini bu onu kırıcı hallerden çıkaran, direnişi yükselten noktalara geldiler. Tek tip insan yaratmaya karşı senelerce insanların mücadeleleri oldu. Cumartesi Anneleri’nin ilk mücadeleleri cezaevlerinin önünde başladı" dedi.

Bugün tesadüfen yaşıyorum 

Öztüre, o dönem yaşadıklarını şöyle anımsattı: “Eğer bugün yaşıyorsam bazı insanların tesadüfen beni tanımalarıyla ilgilidir. 12 Eylül’de yaralı bir şekilde gözaltına alındım. Beni sorguya götüren ekip olayları üstüme yıkmak için ciddi anlamda işkenceler yaptı. Koma halinde beni tekrar bir gece hastaneye getirmişler. Bizim gözetim koğuşundaki Gül isimli bir hemşirenin İstanbul Gülhane Askeri Hastanesinde o gece acil servisinde nöbetçi olmasıyla olay başlıyor. Doktor muayenesinde ‘Hayati tehlikesi var. Nereden getirdiniz. Bir evrak yoksa muayene edemem. Yoksa başıma dert olur’ diye söylemiş. Hemşire ise 4 gün önce buradan tedavi edilirken alındığımı söylüyor. Polislerin yakalarındaki numaraları ile beni Kartal Maltepe Tugayı’nda aldıklarına dair tutanak tutuyorlar. Bunun üzerine beni hastaneye yatırıyorlar ve hayata dönüşüm böyle başlıyor.”

Alemdağ, Metris, Sağmalcılar, Malatya, Elazığ gibi cezaevlerinde toplam 6 yıl kaldığını dile getiren Öztüre, o dönem getirilen tek tip elbise uygulamasına karşı da direndiklerini, mahkemeye gidiş gelişlerde elbise giymediğini söyledi. O dönem yaşadıklarıyla bugün yaşananları karşılaştıran Öztüre, sözlerini şöyle tamamladı: “Tekçi değil, ancak demokratik, özgürlükçü, barışçı bir laikliğe ve çağdaş bir topluma ihtiyacı var. Bağımsızlığı ancak bu şekilde kazanabiliriz. Artık Türkiye dünyanın bir köyü haline geldi. Yani bütün sorunlar artık herkesin gözü önünde. Biz bu sorunlara karşı ne kadar duyarlı bir toplum olursak, bu sorunlar daha da kısalacaktır.”

 

Amed

 
 

Avukatların 786. başvurusuna ret

 

Öcalan’ın avukatlarının, müvekkilleriyle görüşmek için Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı 786’ncı başvuru reddedildi.

 Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın avukatları Cengiz Yürekli, Serbay Köklü ve Sinan Zincir müvekkilleriyle görüşmek için Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na 786’ncı kez başvuruda bulundu. Başvuru, reddedildi. Avukatların 27 Temmuz 2011’den beri yaptığı görüşme başvuruları “hava muhalefeti”, “koster bozuk”, “koster onarımda” ve “OHAL” gibi gerekçelerle reddediliyor.