Zindan direnişleri 53. gününe girdi. “Biz yaşamı uğruna ölecek kadar seviyoruz”, “Ölüyoruz yaşatmak için” diyenler direniyor. Direnişçilerin istemleri çok açık ve nettir. Direnişçilerin üç istemi var: “Öcalan üzerindeki tecride son verilmesi, anadilde savunma ve eğitim hakkının tanınması.”
Kendileri adına özel-bireysel hiç bir istekleri yok. Halkın mevcut yasalar içinde bile zaten olması gereken ama devlet tarafından gasp edilen haklarını geri istiyorlar. Bunu da barışçı-demokratik çözümün önünü açmak için istiyorlar. Daha yüz binlerce gencin ölümünü ya da zindanlara düşmesini engellemek, herkese özgürce bir yaşam istiyorlar. Gün onları anlama ve istemleri uğruna mücadeleyi yükseltme günüdür. Gerisi boşuna gevezelik ve konuyu saptırmaya kalkışmaktır.
Başbakan ve şürekası, emrindeki medya suçüstü yakalanmanın telaşı içindedir. Suçluların telaşıyla her türlü yalana, hakarete, kışkırtmaya başvurmaktadır. Akıl ve ruh sağlığını tümden yitirmiş bir ırkçı dikta yani AKP çetesi, her türlü yalanla ayakta kalmaya çalışmaktadır.
Başbakan ve suç ortaklarının başvurduğu yöntemlerin başına kuzu-kebap ziyafeti yerleşti. Aylar önceki bir yemek fotoğrafı sanki bugünmüş gibi gündeme getiriliyor. Emrindeki medya da bunu aynen yansıtıp zindanlarda direnenleri ve ailelerini “Bak size yazık oluyor” diyerek kışkırtmaya çabalıyor. Bu alçakça kışkırtmalar öncelikle direnişçilere saygısızlık ve hakarettir. Şunu açıkça bilmek gerekir ki işkencede ve açlık grevlerinde geçerli olan örgütlerin aldıkları kararlardan çok ve öncelikle direnişçilerin bilincidir, iradesidir. Nasıl ki kendisi istemedikçe hiç bir örgüt kararıyla hiç kimse dağa çıkmazsa, hiçbir örgüt kararı da kendisi istemeyeni zorla açlık grevine başlatamaz. Ama köşe dönücü-ihale avcısı, dolar kölesi sahte dinci AKP çetelerinin bunu anlaması da olanaksızdır.
Bir diğer alçakça kışkırtma ise “O zaman dışardakiler de açlık grevi yapsın” lafıdır. Başbakan ve AKP çetesi kendilerini Kürt halkının ve ezilenlerin amiri zannediyor. Kim nerede ne zaman, ne yapayacak kendileri karar vermek istiyor. Kim nerede açlık grevi yapacak, kim dağa çıkacak ona da kendileri karar verecek. Hatta Newroz ne zaman kutlanacak, ne zaman miting yapılacak hepsine AKP çetesi karar vermek istiyor. Oysa halk zaten bu ırkçı-sömürgeci-faşist diktaya isyan ediyor. Bunu hala anlamayanların-anlamak istemeyenlerin iktidarda kalması olanaksızdır.
Direnişçilerin ve halkın istemlerini anlamayan-anlamak istemeyen AKP çetesi bütün diktatörler gibi korku içinde saldırganlaşıyor. Her türlü özel savaş yöntemini devreye sokuyor. Bütün bunlar da kar etmeyince yasaklara sarılıyor. AKP çetesinin halkın protesto eylemlerini yasaklaması ve saldırması da bunu gösteriyor. Ama hala görmüyorlar ki yasaklarla, katliamlarla iktidarda kalmak mümkün olsaydı hiçbir dikta rejimi yıkılmazdı. Dikta rejimleri iktidarda kalmak için hukuk dışı-insanlık dışı yöntemlere sarılıp debelendikçe batar. AKP çetesi de bunun yeni bir örneği oluyor. Debelendikçe batıyor-batacak.
Eey AKP çetesi:
“Her canlı, her nefis ölümü tadacaktır”
Önemli olan öldükten sonra hayırla anılmak ya da Neron, Hitler, Mussoloni gibi nefretle tiksintiyle tarihin çöplüğüne atılmaktır. Sizler ikinci sınıfa girmekte inat ediyorsunuz.
Uzmanların belirttiği gibi 53. günden sonra birçok ölümle karşılaşabiliriz. Direnişçiler tedavi edilemez sağlık sorunlarıyla karşılaşabilir. Bu hepimize büyük acılar yaşatabilir. Ama bundan daha acı olanı direnişçilerden önce adaletin, hukukun, her türlü insani değerin ve insanlığın ölümüdür. Çanlar bunun için çalıyor. Hepimizi gaflet uykusundan uyanmaya çağırıyor. Zulme seyirci kalanlar da zalimlerle suç ortağı olacaktır. Bugün zulme karşı görevini yapmayanın yarın insanca yaşamda yeri olmayacaktır.
53. gününde yaşam ve ölüm