Sevgili yoldaşlarım Deniz, Yusuf, Hüseyin.
Katledilişinizin üstünden 44 yıl, neredeyse yarım asır geçti.
Karanlık bulutlar dolaşıyor tüm Türkiye'nin üstünde. Bizim yaşadığımız dönemleri bile aratacak denli karanlık bulutlar.
Türkiye'de yaşayan insanların yarısının içine sindirdiği bir faşizm egemen şimdi. Özgürlüklerin, demokratik hakların zerresi bile kalmadı.
Ama yine de, yine de sizin dimdik ölüme giderken yaşattığınız ütopyalarınızı ölüm pahasına savunanlar var.
Deniz yoldaş, sen idam sehpasında:
"Yaşasın Türkiye halkının bağımsızlığı, yaşasın Marksizm-Leninizmin yüce ideolojisi,
Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi,
kahrolsun emperyalizm!" diye haykırarak can verdin.
Omuz omuza bu kavgayı sürdürenler çığ gibi büyüdü bugün.
Hüseyin yoldaş, hep insanın gözlerinin içine dimdik bakarak konuşan yoldaşım. Gencecik yaşında yazdığın Türkiye Devriminin Yolu broşüründe:
"…Ve Türkiye'deki tüm emekçilerin çıkarlarına en uygun çözüm yolu BÖLGESEL ÖZERKLİK olacaktır. Bölgesel özerkliğin sınırlarını ve kapsamını, ancak, aynı sosyal ve iktisadi yaşantıya sahip olan halkların kendileri tayin eder" diyordun.
Işıklar içinde yatın sevgili yoldaşlarım.
Egemenlerin, sermaye sahiplerinin, emperyalistlerin, sömürücülerin, ırkçıların tüm saldırılarına rağmen, sizlerin ütopyalarını yaşatabilmek için kavga sürüyor.
Dağlarda, Kürdistan'ın kentlerinde gencecik kadın ve erkek gerillalar, demokratik bir Türkiye için, bölgesel özerklik için kavga veriyorlar. Vahşice katlediliyorlar. Hiçbir savaşta olmadığı kadar rezil yöntemler kullanılıyor. Ama yılmıyorlar her ölen gerillanın bayrağını onlarca yenisi devralarak savaşı sürdürüyorlar.
Salt dağlarda, kentlerde mi? Büyük Millet Meclisinin salonlarında bile bu savaşı sürdürenler var.
Hüseyin yoldaş, hepimizin Dede İnan'ı. Sen:
"Ben şahsi hiçbir çıkar gözetmeden, halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım.
Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım.
Bundan sonra bu bayrağı Türkiye halkına emanet ediyorum.
Yaşasın işçiler, köylüler ve yaşasın devrimciler, kahrolsun faşizm" diyordun. Rahat uyu yoldaşım emanet ettiğin bayrağı hala şerefle taşıyanlar var.
Yusuf yoldaş idam sehpasında:
"Ben halkımın bağımsızlığı ve mutluluğu için bir defa ölüyorum. Sizler, bizi asanlar şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz" diyordun. Dediğin gibi oluyor. Sizi asan şerefsizleri, tarihe düşülen notların dışında, kimse anımsamıyor bile.
Bugün Türkiye'nin üstünde karanlık bulutlar dolaşsa da, sizin ütopyanız doğrultusunda savaşanlar bu karanlığı yırtacak muhakkak.
Beş gün önce 1 Mayıs'tı, tüm baskılara rağmen gençler, işçiler, köylüler, Kürtler, Türkler omuz omuza vermişlerdi ellerinde: "Bir Mayıslarda, Denizler gibi dik yürünecek!" yazılı pankartlar vardı.
Işıklar içinde yatın canım yoldaşlarım. Ütopyanız ölmedi...Ölmeyecek.
Siz bir isyan ateşi üflemiştiniz. Yaktığınız bu ateş bugün devasa bir aleve dönüştü. Rahat uyuyun can yoldaşlarım.