
Bazılarının belirttiğinin aksine; bu yaşanan halk hareketlenmesi var olan sürece zarar vermenin ötesinde, sürecin daha iyi bilince çıkarılması ve diğer Türkiyeli hareketler tarafından benimsenilmesi açısından önemli olacaktır. Kürt Özgürlük Mücadelesi ilk çıkışından bu yana sırf Kürtleri ve haklarını esas alan bir yapıya sahip olmayıp, tüm ezilen halkların haklarının elde edilmesini kendisine mücadele gerekçesi gören bir yapıda olması bunu nsomut göstergesidir. Yine Kürt Özgürlük Hareketinin içerisinde farklı halklardan militanların bulunması, özgürlük dağlarında hala mücadele yürütmesi Özgürlük Mücadelesinin enternasyonal mücadele tarzından dolayıdır. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Türkiyelileşme çaba ve çalışmaları geçmişten beridir bilinmektedir. Bu sürecin başında en çok üzerinde durduğu noktalardan birinin bu olması var olan duyarlılığı daha belirgin bir şekilde göstermektedir.
Gezi Parkı eylemsellikleriyle başlayan, Taksim direnişi olarak genişleyen, Ankara Kızılay, İzmir Gündoğdu meydanlarında doruğa ulaşan ve Türkiye’nin birçok yerinde her geçen gün gürleşen direniş ve devrim dalgası müthiş bir coşku yaratmıştır. Bu coşkunluk Kürdistan’ın birçok yerinde eylemsellikle karşılandı. Kürt halkı da var olan direnişe bir destekçiden ziyade içinde bulunduğu direnişin devamı niteliğinde algıladı ve o temelde meydanlara aktı. Öyle görmek durumundadır. Kürtlerin haklı davasında yer alan Türkiyeli devrimcilerin yanında, aynı saflarda yer almak Kürtler için bir onur olmuş, her zaman buna layık olma çabasında olmuştur.
Kürt Halk Önderi Öcalan’ın Denizlerin, Mahirlerin ve İbrahimlerin anısına bağlılığın gereği olarak başlattığı Kürt Özgürlük Hareketinin ulaşmış olduğu düzey bunun ürünüdür. Böyle bakmak gerekir.
Tarihe bir damga
68 devrimci sosyalist gençlik hareketi ruhu, bugün Taksim’de başlayan ve her yere yayılan direnişle bir kez daha kendisini hatırlattı. Sadece hatırlamakla kalınmadı, 68 mücadele ruhu meydanlara taşındı, amaçlar büyütüldü ve emperyalist güçler kıstırıldı. Tüm mesele bu kararlı duruştan vazgeçmemektir. Hiçbir tehdide boyun eğmeyip, egemenlere pabuç bırakmamaktır.
Tarih bugünleri onurluca hatırlayacaktır. Nasıl ki Fransa’da başlayan devrimci gençlik hareketi tüm dünyada devrim havası yaşattıysa ve hala anılıp o mücadele tarzı benimseniyorsa, Taksim Direnişi de bir tarihe damgasını vuracaktır. Hatırlayın, 68 Fransa gençlik hareketini hatırlayın. Birkaç üniversite eylemiyle başlayan, liseli öğrencilere sıçrayan ve sonrasında işçi, emekçi, köylü gençlerle doruğa ulaşan devrimci gençlik dalgasını hatırlayın. Nasıl tüm dünyayı etkisi altına aldığını, hükümetleri devirdiğini, iktidarları değişime zorladığını hatırlayın…
Hatırlayın, 68 gençlik hareketinin Türkiye’deki etkilerini hatırlayın. Denizleri, Mahirleri, Sinanları, İbrahimleri hatırlayın. Devrimci gençliğin kararlı duruşuyla 6. Filo’yu denize döküşünü hatırlayın. Meydanların kızıl bayrakla dalgalandığı, sosyalizm ve devrim sloganlarının yeri göğü inlettiği zamanları hatırlayın…
Hatırlayın ve bugünümüzle karşılaştırın. O gün dünya genelinde emperyalist güçlerin kendi iktidarını yaygınlaştırma arayış ve çabasını bugün yine kendisini Ortadoğu topraklarına dayattığını görüyoruz. ‘Arap Baharı’ adı altında cehenneme döndürülen halkların yaşamı bugün Suriye’de yaşanan olaylarla zirvesini yaşamaktadır. Halkların kendi inisiyatifleriyle egemenler karşısında başlattıkları mücadele bugün egemenlerin çıkar savaşlarının döndüğü bir hal almıştır.
Emperyalist güçler o gün Küba ve Vietnam’a şahsında halkların bağımsızlık mücadelelerine karşı savaşmakla gündemdeyken, bugün Ortadoğu topraklarındaki halk hareketlerinin özgür yaşam arayışına müdahalede bulunmaktadır.
Bu bir öfke patlamasıdır
O gün tüm dünyada emperyalist güçler karşısında devrimci bloklar, sosyalist hareketler meydanlara çıkıyordu, bugün Ortadoğu topraklarının temel dinamiği olan Kürtler ve Özgürlük Hareketi devrimci, demokrat halk hareketlerini bir araya getirmekte, ortak mücadele alanlarında egemenlere karşı mücadele yöntemleri geliştirmektedir.
O gün gençlik devrimci halk hareketine öncülük ediyordu, bugün gençlik her yönüyle kendisini devrime ve özgür yaşama adamış halde mücadeleyi gürleştiriyor.
Bugün Türkiye geneline yayılan Taksim Direnişi bunun en somut göstergesidir. Bunu görmek gerekir. Bugün Taksim’de yaşanan 68 devrimci gençlik hareketinin eylemsellikleriyle çok benzer. Taksim eylemselliklerinde üniversite öğrencileriyle başlayan süreç, liselilere ve işçi emekçi gençlere ulaşarak tüm Türkiyeli halkları etkisi altına almıştır. Şimdi gelişen halk direnişi sadece Taksim meydanıyla sınırlı kalmayıp, Ankara ve İzmir başta olmak üzere tüm Türkiye ve Kürdistan şehirlerine yayılmış durumdadır.
Hükümet varolan kararlılığı görmek yerine hakaretlerde bulunurken, eylemciler isyan ateşini her an daha da gürleştirmektedir. Bir an olsun tereddüt etmeden, geri adım atmadan, her türlü bedeli göze alarak polis barikatlarını yıkmakta, gaz bombalarına, TOMA’lara, polislerin silahlarından çıkan mermilere, polis copuna, panzerlere, tüm tehditlere ve özel savaş propagandalarına karşı durmaksızın mücadeleyi büyütmekte, isyan ateşini yükseltmektedir.
Herkesin şunu çok iyi anlaması gerekir; bu bir öfke patlamasıdır. Bu, devrimci sosyalist halk hareketinin yeniden emperyalist güçler karşısında mücadele alanlarını doldurma mücadelesidir. Süreç artık Taksim’deki ağaçların kesilip kesilmemesinin ötesine geçmiştir. Ki sağlam ve kararlı duruşuyla Taksim’de zafer elde etmiştir.
Hatırlayın
Bu yaşanan; emperyalist güçlerin tarih boyunca devrimci sosyalist güçleri parçalama, yok etme yaklaşımına karşılık, ortak paydada buluşulabileceğinin, birlik olunduğunda, halkların ortak birlikteliğinde nelerin yapılabileceğini gösteren en güzel örnektir. Bu olaylar; padişahlığa soyunan bir başbakanın istediği her şeyi yapamayacağını, karşısında halkın onurlu direnişini göreceğini, halkın gücünü hafife almaması gerektiğini gösteren en doğal mesajdır.
Olayı daraltan, amaçları küçülten yaklaşımlardan sakınmak ve gelişebilecek propagandalara kanmamak gerekir. İstanbul merkezli başlayan, tüm Türkiye ve Kürdistan şehirlerine yayılan bu halk hareketinin her an daha da geliştirilmesi ve genelleştirilmesi çabasının yükseltilmesi gerekir.
Amaçları büyük olanın kendisi de büyük olur. Yine amaçta netlik sağlamış bir hareket bunu başarıya ulaştırma yönünde gerekli yol ve yöntemi bulur. ‘Her yer Taksim, her yer Direniş’ sloganını netliğe kavuşturup yaygınlaştırmak gerek. İktidarın kendinde direten, padişahlık ve diktatörlük istemlerine karşılık demokratik siyaset alanlarını genişletme mücadelesi daha da genişletilmelidir.
Hatırlayın, 68’leri, Denizleri, Mahirleri, İbrahimleri hatırlayın. Hatırlayın, yaşanılan mücadeleyi, verilen bedelleri, oluşturulan değerleri hatırlayın. Hatırlayın, hatırladıkça ve hatırlanılanlar yaşamsallaştırıldıkça anlam kazanır. Unutmak ihanettir deyip mücadele alanlarını 68’lerin mücadele kararlılığıyla doldurma zamanıdır.
DENİZ GEM
Politikleşen toplum özgürleşen toplumdur
Gezi Parkı Eylemi İstanbul’da başlayıp Türkiye’nin tüm illerine sıçrama yaptı ve dünya gündeminin de dikkatini çeken bir eyleme dönüştü. Yaklaşık bu iki haftadır gündemimiz Gezi Parkı eylemi, protestolar ve toplumun, özelde gençliğin kararlı direnişi bir kez daha halkların kardeşliği ruhunu ortaya çıkarmış, demokrasi ve özgürlük mücadelesinin tarihine damgasını vurmuştur. Kürt Halk Önderi Öcalan'ın savunmalarında dile getirdiği gibi, günümüz toplumların bir kesiminde halen kendi içerisinde taşıdığı doğal toplum kalıntıları ve demokratik, komünal yaşam tarzı ve öz irade gücünün olduğunu belirtmiş, bu vesileyle (Taksim Eylemi) demokratik toplum kitlesini açığa çıkarmıştır.
Aslında bu yazıyı bir televizyon muhabirinin Gezi Parkı eylemcileriyle yaptığı röportajdan ele alarak yazmak istiyorum. İktidarın (AKP, Erdoğan) Gezi Parkı eylemcilerine yönelik, "bir grup çapulcu, marjinal kesim" vs. gibi ithamda bulunmasına ilişkin sorulan soruya, bir eylemcinin verdiği cevap "birey olarak siyasetle alakam yok, bağımsızım, destek sunmaya gelmiştim, apolitiğim" demesi inanın beni çok şaşırttı. Çünkü bugün o insanın veya insanların o meydana (Taksim) gelmelerin de ekolojiye, yeşil alana, sahip çıkma temelinde gelişmişse, esasta doğanın bir parçası ve bir ülkenin yurttaşı olarak ben de varım, benim de bir iradem, fikrim ve duygularım var diyerek, bu eyleme katılmışsa, bu apolitik olduğu anlamına gelmez; tersine, gerçekte politikanın ta kendisi olmaktadır.
Toplumun tüm kesimiyle ortak duygu ve düşüncede bir dayanışmayı sağlamak ve ekoloji başta olmak üzere toplum düşmanlığını da yapan, parçalayan devletçi zihniyete ve kapitalist uygarlığa karşı keskin mücadele yürütmek politikanın adıdır, kimliğidir. Kadın-erkek, genç-yaşlı demeden alanlara inip iktidarcı zihniyete karşı bir isyanın sesi, kimliği ve vicdanı olmak, özgürlüğe bir adım daha yakınlaşmaktır. Kendi yarattığı maddi-manevi değerlere, kültürlere sahip çıkmak, bunun için mücadele vermek toplumun en temel hakkı ve görevidir. Bu protestolar, isyan ve öfkeler bir karanlığın aydınlığa çıktığı andır, uykudan yeni uyanmış bir çocuğun çığlıkları gibi, Kadının bin yıllardır çektiği acıların, özlemlerin intikamıdır.
Her insanın kendi içinde demokratik-doğal toplum kalıntıları vardır; eşit, özgür ve güzel bir yaşam umutlarını taşımaktadır. Gelinen aşamada ise politikleşen ve demokratikleşen toplum gerçeği açığa çıkmaktadır. Politika işte bu değerleri korumak ve savunmak için yürüttüğün demokratik mücadele, eylemdir. Kürt Halk Önderi buna en iyi tanımı koymuş! "Politikayı toplumun özgürlük alanı, gelişmenin anlam ve iradece türetildiği yaratım alanı olarak yorumlamak öz gerçekliğine daha yakındır. Burada toplumun hem düşünce hem de eylemle kendiliğini, kendi kimliğini bilince çıkarması, geliştirmesi ve savunması söz konusudur" demiştir.
Tarih boyunca merkezi uygarlığın, özelde devletçi zihniyetin politikayı ele alışında iktidarla özdeştirerek, toplumun emeğini gasp eden ve sömüren, baskıcı sermayedar, kar aracı olarak kullanmıştır. İmha, inkar, baskı ve sömürüyü esas alarak, toplumu, kendi öz savunmasından yoksun, zihniyeti uyuşturulmuş adeta Ebu-cehil toplumu yaratılarak, politikasız, iradesiz ve ahlaktan uzak bir konuma düşürmüştür. Örneğin kadın, tarihi boyunca politikadan, mücadeleden anlamaz, aklı kıt, bilinçsiz, bir obje olarak tanımlanmış, kendi emeğinin karşılığından, adaletten vs. mahrum bırakılarak her türlü şiddete maruz bırakılmıştır. Ama bugün bakalım Taksim Meydanı’na en fazla yine kadın öncülük etmekte ve demokratik mücadele eylemine sahip çıkmaktadır. Kuşkusuz bu yine Kürt Halk Önderinin kadını, özelde Kürt kadınını yeniden yaratmasının, kendi öz kimliğini kazandırmasının bir sonucu olarak da görmekteyim.
Peki, ya gençlik? Ona ilişkin de saf, toy, siyasetten, politikadan anlamaz, internet gençliği vs. deyimler kullanılır. Ve gençliği bu tür sözlerle pasifize eden, sıradan, iradesiz, enerjisini boşa harcayan, bilinçten yoksun bir gençlik tipi yaratarak, kendi toplumundan manevi değerlerinden koparıp mekanik bireyler yaratmıştır. Onlar da bugün meydanların değişmez ruhu, morali ve coşkusudur, öyle de olmalıdır. Zira bu süreç gençlik açısından da, gerçekleri açığa çıkarmış ve gençlik enerjisini doğru yöne kanalize eder, toplumsal ruhu ve örgütlülüğü yakalarsa, başaramayacağı görev, kazanamayacağı eylem olmayacağını kanıtlamıştır. Devletçi zihniyetin gençliğe biçtiği misyonun sınırlarını aşarak kendisini özellikle siyasetin, politikanın, merkezine koyarak sosyal, kültürel ve sanatsal alanların yeniden oluşmasında ve geleceğe taşırmada öncü rolünü oynamalıdır. Daha İddialı, iradeli, kararlı, cesur ve duyarlı bir duruşun sahibi olabilmelidir.
Politika, devlet ve iktidar olgularıyla özdeşleştirilmemelidir. Çünkü politikanın doğasında özgürlük vardır, irade ve öz bilinç vardır, toplumun iradesini, istemlerini ve menfaatini düşünen, bunun için mücadele eden bir yaşam tarzı ve örgütlülüğüdür. Fakat devlet veya iktidarın kendisinde ise baskıcı, talancı, tahripkar ve toplumun iradesini görmeyen, görmek istemeyen, adeta üç maymunları oynayan çıkarcı, gaspçı ve çapulcu bir misyonu vardır. Zira Türk devlet politikaları günümüz itibariyle bu gerçekliğe örnek olmuyor mu? Politika, demokratik sistemle özdeş olan ve bir sanat inceliğinde demokratik toplumu inşa etme mücadelesini geliştiren kolektif güçtür, bilinçtir, iradedir ve bunu toplumsal eylemliliğe dönüştürmektir. Demokratikleşmek ve politikleşen toplumu yaratabilmek için daha fazla örgütlülük, bilinç ve ahlakı yakalamak söz konusudur.
Gezi Parkı eylemleri ve direnişi, demokratik toplum olmanın temelini atmış ve bu eyleme katılan her insanın öyle bir şeylerin farkında olmayan, saf, cahil, tencere-tava havasında apolitik insanlar olmadığını bu direniş ve devam eden halkın ısrarlı duruşu açığa çıkarmıştır. Toplumun her kesimini (sanatçı, aydın, sivil toplum kuruluşları vb.) içine alan ve halklar cümbüşü içerisinde bir dayanışmayı oluşturan bu Taksim eylemini birey olarak Kürt Halk Önderi'nin 21 Mart Newroz’unda tüm halka ve dünya insanlığına sunduğu mesajının büyük bir etkisi olduğuna da inanıyorum. Kürt Halk Önderi Öcalan'ın, "selam olsun demokratik hakları özgürlük ve eşitliği rehber edinen bu büyük yolun yolcularına… Selam olsun, bu büyük medeniyeti farklı ırklarla, dinlerle, mezheplerle kardeşçe ve dostça birlikte yaşayan, birlikte inşa eden Kürtler için Dicle ile Fırat, Sakarya ve Meriç’in kardeşidir. Ağrı ve Cudi dağı, Kaçkar ve Erciyes’in dostudur. Halay ve Delilo, Horon ve Zeybek’le hısım-akrabadır." sözleri ile toplumun her kesimine hitap etmiş ve bu dönemin mücadelesini belirlemiştir. Yeni dönem mücadelesi "fikir, zikir, eylem birlikteliğini" yakalamak ve bunu ortak bir ruha, demokratik mücadeleye dönüştürmek, An’da zaferini yaratmaktır.
DİCLE TEKMAN