Türkiye Parlamentosu’nda kabul edilen dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin anayasa değişikliği teklifine ilişkin yasal süreç, Recep Tayyip Erdoğan’ın onaylamasıyla noktalandı. Erdoğan’ın onayının ardından kanun Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.
Buna göre dokunulmazlıkları kaldırılan milletvekillerinin dosyaları, TBMM tarafından önce Başbakanlık’a, oradan da Adalet Bakanlığı’na iade edilecek. Adalet Bakanlığı, 787 fezlekenin her birini, geldikleri il savcılıklarına gönderecek ve bu süreç 15 günde tamamlanacak.
Özeti bu, ancak her şey bu kadar değil. Muhtemelen sonrasında açılan davalar sonucu milletvekillerinin yaka-paça gözaltına alınıp hapse atılma sürecini yaşayacağız. Çünkü Recep Tayyip Erdoğan, ailesi, çevresi ve devletin ‘yüksek’ çıkarları bunu gerektiriyor.
Erdoğan’ın dokunulmazlıkların onaylama kararını son ana kadar bekletip 7 Haziran tarihinde onaylamasının elbette bir anlamı var. Bir yıl önce 7 Haziran’da AKP parlamentoda salt çoğunluğunu kaybetmiş ve tek başına hükümet kurma olanağından yoksun kalmıştı. Dolayısıyla 7 Haziran Erdoğan’ın kabusu oldu. Üç gün evinden çıkmamış ve açıklamalarda bulunmamıştı. Bundandır ki, darbeyle el koyduğu iktidarı sürdüren Erdoğan 7 Haziran’ın intikamını alıyor.
Hatırlayalım; Erdoğan 7 Haziran seçim öncesi ‘Dolmabahçe mutabakatı yok’, ‘masa yok’, ‘Kürt sorunu yok’ diyerek savaş başlatmıştı. Çünkü anketler iyi şeyler söylemiyordu. AKP oy kaybediyordu. Diyadin, Mersin, Adana, Amed saldırıları peş peşe geldi. Bütün bunlar Erdoğan’ın partisinin tek başına iktidar olmasına yetmedi.
7 Haziran sonrası askerle tam mutabakat sağlayan Erdoğan, ülkeyi yeniden seçime götürdü ve 1 Kasım darbesiyle iktidara el koydu. O günden sonra da Türkiye rahat yüzü görmedi. Yine 7 Haziran sonuçlarını beğenmeyen Erdoğan ‘bu ülke koalisyonlardan çok çekti, istikrar için tek parti iktidarı şart’ demişti. Bu gerekçeyle koalisyonun kurulmasına karşı da çıktı ve hükümetin kurulmasına izin vermedi. Bütün bunları yaparken de ihtiyaç duyduğu düşmanın Kürtler olduğunu da birçok kere dile getirdi.
Eylül 2014 yılında hazırlanan ve 30 Ekim MGK toplantısıyla resmi devlet kararı haline getirilen ‘Çöktürme Eylem Planı’ 7 Haziran öncesi devreye konuldu.
Sonrası malum; Varto’dan başlayarak Nusaybin’e uzanan süreci hep beraber yaşadık. Yüz bini aşkın nüfusa sahip kentler tank, top ve savaş uçaklarıyla yerle bir edildi. Yüzlerce sivil katledildi. Yüzlerce Kürt siyasetçi hapse atıldı. Taybet ana başta olmak üzere katledilen yüzlerce insana ait cesetler haftalarca sokaklarda kaldı ve cenazelerinin alınmasına izin verilmedi. Kürtlere ait evler sistematik olarak yakıldı-yıkıldı. İnsanlar ölüleri çürümesin diye derin dondurucularda sakladı. Bütün bunları son bir yıl içinde yaşadık. Tek sorumlusu Recep Tayyip Erdoğan ve devleti yönetenler. Bugün MHP ve CHP’nin desteğiyle HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması da ‘Çöktürme Eylem Planı’nın bir parçasıdır.
HDP’lilerin dokunulmazlıklarını kaldıran Recep Tayyip Erdoğan askere yargı ve koruma zırhı getiriyor. Sebebi şu; Kürdistan’da uygulanan soykırımda asker ve polis kullanıldı. Asker de polis de bunların insanlığa karşı işlenmiş suç olduğunun gayet farkında. Yarın çıkacak sorunun önüne geçmek için yasal güvence istiyorlar. Hükümetin tetikçi olarak kullandığı insanlıktan nasibini almamış bu zatlara yargı zırhı verilecek. Asker ve polisin yargılanması Başbakan’ın iznine bağlı olacak. Hatırlayalım, Erdoğan meydan meydan gezerek “askeri vesayete son verdik“ diyordu. Bırakın vesayetin kaldırılması yeni vesayetler kuruyorlar ve askere yeni dokunulmazlık zırhları getiriyorlar.
Bugünden söyleyelim, kayıt altına alınsın; bu düzenlemede suça bulaşan asker ve polisi kimse kurtaramaz. Gün gelecek er ya da geç yargı önüne çıkacaklardır. Sadece onlar değil, onlara bu emirleri veren Erdoğan başta olmak üzere sorumlu olan herkes yargılanacaktır. Suriye’yi, Rojava’yı, Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren, DAİŞ, El Nusra, Boko Haram gibi çetelerle işbirliği yapan Erdoğan iyi anılmayacaktır. Erdoğan, insanlığın ve Kürtlerin vicdanında zaten çoktan mahkum olmuştur.
Mesele şu, bütün bunları yapan Erdoğan durdurulmaz ise bu ülke daha çok zarar görecektir. O zaman 7 Haziran ruhuyla umudumuzu yitirmeden, aksine daha bir yükselterek HDP’ye sahip çıkmamız, özgürlük, demokrasi ve eşitlik temelinde ortak gelecek oluşturmamız tek çıkış yolumuzdur.