Ortadoğu'daki ateş her geçen gün Türkiye'yi biraz daha kuşatıyor. DAİŞ, Irak'ın en büyük eyaleti olan Anbar'ın Ramadi kentini ele geçirdi. Hastalar, yaşlılar, hamileler, çocuklardan oluşan binlerce insan yine yollara düştü. 

Suriye'de ise Kraliçe Zenobia'nın ülkesi Palmyra DAİŞ'in eline geçti. Irak'ın binlerle ifade edilen ordularına halen silah yardımları yapılıyor. Suriye, yarım yüzyıldır İsrail'e karşı en ileri silah teknolojileri ile kendini donattı. Şimdi ne Irak ne de Suriye ordusu bu toplumu ve tarihi dokuyu koruyabiliyor. Bu halklar adeta kendi kaderine terk edilmiş durumdalar. 

İktidarlar, Ortadoğu halklarının kanı üzerinde yaşıyor. Çıkarları o denli gözlerini köreltmiş ki, her gün yüzlerce insanın yaşamını yitirmesi umurlarında değil. Her ülke savaşı bir diğerinin topraklarında yürütmek için çabalıyor. Oysa Ortadoğu tarihi bu politikanın sonuç vermediğini çoktan gösterdi.  

Bölgede umut veren tek gelişme; YPG-YPJ direnişi olarak öne çıkıyor. Bu direniş sonuç alıyor, halkları koruyor ve kazanıyor.

Türkiye bu ateş çemberinin içerisinde ve her geçen gün daha da daralıyor. Ancak hükümetin bu çemberi daraltan güçler içerisinde olduğuna dair yüzlerce veri ortaya çıktı. Halen sınırlardan DAİŞ'e destek konvoylarının geçtiği basına yansıyor. 

Velhasıl dikkat çekmek istediğim; yangın yerine dönmüş olan bölgenin çözüme duyduğu ihtiyaçtır. Bu çözüm, koalisyon güçleri ve bölge devletlerinin orduları değil, bizzat toplumun kendisi çözüm üretmeli. Nasıl mı? Rojava iyi bir model mesela. Bedeli ağır ama kazanımı büyük. Üstelik bütün halklar için. 

Seçime sayılı günler kala ‘bu ne’ diyeceksiniz belki. Tam da seçimle çok alakalı bir durum aslında. KCK eşbaşkanları "AKP süreci bitirdi" dedi. Daha sonra HDP İmralı heyeti de Kandil'de KCK yetkilileri ile yaptığı görüşmenin sonuçlarına ve hükümetin yaklaşımını dair bir açıklama yaptı.

KCK; mutabakat şartlarına uyulması halinde silahsızlanma kongresini hemen yapacaklarını açıkladı. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise "B" planını ve "C" planı gibi savaşı çağrıştıran planlardan bahsediyor. 

KCK yetkilileri bir dönemdir AKP'nin savaş hazırlığı yaptığını söylüyor. Ama aslında seçim sürecinde HDP'ye dönük saldırılarda savaş hazırlığının ipuçlarını görmek mümkün ve bunu toplumun değişik kesimleri de dillendiriyor.

Nitekim Hükümet yetkililerinin son zamanlardaki açıklamaları tehlikeli sinyaller veriyor. Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan; "HDP'nin barajı aşarsa Çözüm Süreci kalmaz" demesi de bununla mı ilgili? Yani HDP'nin barajı aşması başkanlık sistemine engel olacağı için her türlü çılgınlık devreye girer mi denilmek isteniyor? Bu kadar mı gözleri karardı? Peki yangın yerine dönmüş olan Ortadoğu'da ateşin henüz harlanmadığı bir iki adacıktan biri olan Türkiye toplumu acaba bu savaşı istiyor mu? 

Açık ki AKP 13 yıllık iktidarını Türkiye'ye demokrasi ve barış getirme ihtimaline borçlu. İktidara geldiği günden beri demokrasi ve barış ihtimalini sürekli dillendirerek, yasaklar, yoksulluk ve yolsuzlukla mücadele edeceğini sürekli gündemde tutarak her seçimden başarı ile çıktı. 

Toplumun ihtiyaçlarını iyi tespit etti. Ancak iyi pratik yapmadı. Yolsuzluğa öncülük etti, toplumun büyük kesimini borçlandırarak daha büyük yoksul kesimler oluşturdu. Yasaklar ise AKP Hükümeti döneminde tavan yaptı. Türkiye polis devletine dönüştü. Kürt sorunu, en çok tartışılan konu olarak halen çözüm bekliyor. Aleviler, işçiler, kadınlar, gençler, avukatlar, gazeteciler gibi bir çok kesim daha büyük baskı altına alındı. Demokrasinin en önemli göstergesi olan muhalefet yasaklarla kuşatıldı. 

Kısacası AKP Türkiye toplumun ihtimalini bile sahiplendiği demokrasi ve barışı kötü kullandı. Ee artık ekonomik krizin de yaşandığını herkes söylüyor. Ne kaldı geriye? Savaş mı? 

Erdoğan için böyle olabilir. Ama Türkiye toplumları barış ve demokrasinin ihtimaline bu denli sahiplenmişken, bunu kimsenin heba etmesine izin vereceğini düşünmemek lazım. Kırk yıllık savaş ve çatışmalı ortamdan barışa bu kadar yaklaşılmışken, başkanlık sistemi için çözüm sürecini elinin tersiyle itmez. Sınırların ötesinde yangın bu kadar büyümüşken savaşı istemez. Belki isteyen kesimler de vardır. Şurası kesin ki; toplumun büyük çoğunluğu barış diyor. 7 Haziran demokrasiye ve barışa giden önemli bir duraktır. 7 Haziran toplumun savaş ve barış arasında yapacağı tercihin günüdür aynı zamanda.