
‘Yaralar sarılacak, hesap sorulacak’ dendi onlarca kez. ‘Güvenlik tebirleri alınacak, ikinci bir kırıma müsade edilmeyecek’ diye tekrarlandı üst perdeden. Yedi-sekiz yıl geçti aradan, ne yaralar sarıldı, ne tedbir alan oldu.
Tanık oldular yüzyıllar boyu, birçok kırım ve katliama. Horlanıp aşağılandılar. Kondular “lanetliler listesinin” en başına. Konup göçtüler çaresizlikten. Sığındılar dağlara tam yetmişiki kez. Yetişen olmadı hawarlarına. Kırıla kırıla, eridi sayıları. Orta ölçekli bir kasabayı, zar zor doldurur oldu. Ve geldik bugüne.
Kurtuldu derken Kerkük, Şengal, Xanekin. Ve hazırlanmışken büyük govende. Boyundan büyük laflar ederken her ağzını açan. Çaldı kapılarını 73. Ferman, Duhok’a bir atımlık mesafede, Kürdistan’ın orta yerinde. Yıl 2014, aylardan Ağustos.
Yollardalar yine. Yalın ayak. Kucaklarında bebeleri, sırtlarında yardıma muhtaç ana ve babaları. Hewlêr, Duhok ve Süleymaniye’de serinlerken Arap Şeyhleri ve yeni yetme görgüsüzler ordusu suni göl ve havuzlarda, ölüyor bebeler susuzluktan dağ eteklerinde. Dudaklarını dişliyor analar. Boynun bükmüş babalar. Namusa el uzatmış çeteler. Mal-mülk talan. Kürdistan’sa pêrişan.
IŞİD’in Musul’a saldıracağını altı ay önceden Maliki ve Amerika’ya haber vermekle öğünen; IŞİD daha Musul’a erişmemişken Türk konsolosluğuna eskortluk teklifinde bulunan; petrol borularının güvenliği için binlerce Peşmergeyi harekete geçiren ve Kürt mahallesinde kuşların kanat çırpışını dahi izleyenler, nasıl oluyorda Müslüman çetelerin Şengal’e saldırabileceğini hesap edemez, öngöremezler?
Hükümet ve parti yetkililerinin bir günlük benzin masraflarıyla tüm Êzîdî halkı silahlandırılabilir, Erdoğan’a ayrılan mesainin bindebiriyle Şengal ve çevresinde neler olup bittiği tesbit edilebilir, birkaç yüz peşmerge ile IŞİD oyalanabilir, Şengal’in çetelerin eline geçmesi önlenebilir ve 73. Ferman’ın önü alınarak bu trajedi engellenebilirdi. Ama her nedense 2007’de de olmadı, bugün de.
Hani, Peşmerge girdiği alanlardan, Şengal’den bir milimetre dahi geri çekilmeyecekti? Hani, Peşmerge Kürt ve Kürdistan’ı kanının son damlasına kadar savunacaktı? Ne oldu da Peşmerge Hewlêr’den gelen bir emirle atlayıp cemselere terki Şengal eyledi?
Maliki ordusunun direniş göstermeden Musul’dan geri çekilmesini alaya alan, akşam sofralarında eleştiri konusu eden, cici Tv’lerin panellerinde kendini beğenmişliğin, arogantlığın zirvesinden ona-buna akıl dağıtan Kürt mahallesinin seçkinci ve yeni müktedirleri bakalım peşmergenin Şengal’den kaçışını, sivil ve savunmasız halkın canilerin insafına terk edilmesini nasıl izah edecekler?
Peşmerge’nin elinde ağır silahların bulunmayışı bir gerekçe değil. Dün Saddam ditatörlüğüne karşı mücadele edilirken peşmergenin elinde bugün olan silahlardan daha iyileri mi vardı? Dün kahramanca bir fedakarlık sergilenir, çapulcu sürülerine anladıkları dilden dersler verilirken Peşmerge’nin elinde Kalaşnikof, Doçka ve BKS’den (Biksi) başka bir silah yoktu. Ama o zamanlar mücadele azmi ve fedakarlık bilinci örselenmemiş, uğruna mücadele edilen değerler ve vicdan aşınmamıştı. Tek fark bu.
Dört tarafı çakal sürüleriyle çevrilmiş ve ablukaya alınmış Rojava’dan YPG’li gerillalar bir de o yakaya attılar kendilerini, yetişmek için carına Kürdistan’ın mazlumları Êzîdîlerin. Büyük bir özveri ve fedakarlıkla o yakada devam ediyorlar Yurt Savunması’na, ellerinde yürekleri. Bu saatten sonra Peşmerge geri dönse ve Şengal kurtarılsa da, güven sarsıldı, araya sadece hendek değil, uçurumlar girdi birkez. Olan oldu. 73. Ferman da gerçekleşti, hem de Peşmerge’nin ‘güvenlikten ben sorumluyum’ dediği bir alanda. Tarih yazacak bunu ve kalırsa geriye üç-beş Êzîdî, ‘Kürt olmak yetmiyormuş, bir de Müslümanlık gerekiyormuş’ diyecek torunlarına, kulaklara küpe olsun diye!
Buna benzer bir olay başka topraklarda yaşansaydı ne hükümet kalırdı orta yerde, ne de böylesine bir karara imza atmış, ortak olmuş bir yetkili. İstifa edip çekilirlerdi köşelerine. Utançlarından başlarına sıkıp gidenlere de şahit olunurdu başka diyarlarda. Biz de ise bu ayıbı ortaya çıkaranlara kesilir fatura, kıyım ve katliamın dahi üstü örtülmeye çalışılır büyük bir pişkinlikle.
Hani, Ortadoğu’ya örnek teşkil edecek bir devlet ve toplum yaratıyorduk, seküler ve demokratik, çoğulcu ve katılımcı? Hani, azınlıklar, farklı din ve inançtan olanlar başımızın tacıydı? Tüm bunlar, kendi mazlumlarını bir avuç çapulcuya karşı savunamayan, yüz üstü bırakıp gidenlerin boylarından büyük laflarıydı anlaşılan.. Yazıklar olsun size! 73. Ferman sizin eseriniz. Êzîdîlerden de temizlendi Ortadoğu ve Kürdistan!