Türkiye’de genelinde 384 cezaevinde 184 bini aşkın tutsak bulunuyor. Tutuklu ve hükümlü sayısının son 10 yılda 3 katı arttığı cezaevlerinde hak ihlalleri, baskı ve saldırılar ise Türk devletinin savaş politikalarına paralel olarak artış gösteriyor. Hemen hemen her gün cezaevleriyle ilgili ihlal haberleri basına yansırken, çözüm sürecinde tedavi edilebilmeleri için tahliye edilmelerine kesin gözüyle bakılan hasta tutsaklar ise unutulmuş durumda. Keyfi gerekçelerle tutuklanan öğrencilerin sayısı da dikkat çekiyor. 

Cezaevlerine ilişkin yaklaşık 10 yıldır faaliyet gösteren Ceza İnfaz Sivil Toplum Derneği’nin yöneticisi Berivan Korkut, DİHA’ya yaptığı açıklamada, “Dışarıdaki gerilim, çatışmalı ortam hapishanelere her zaman çok daha sert yansıyıp cezaevlerindekilerin yaşam alanlarını daha fazla ihlal ediyor, hak ihlalleri artıyor” diyerek, hükümet politikalarının hasta tutsaklara yaklaşımı da etkilediğini kaydetti. 

Türk cezaevlerinde 760 siyasi hasta tutsak olduğu bilgisini paylaşan Korkut, ağır hasta mahpusların tahliyesi önünde Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) engel teşkil ettiğine dikkat çekti. 


Karar hakkı ATK’den alınmalı

Talep, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunu’nun 16 maddesinin değiştirilmesi ve mahpusların Adli Tıp onayı beklemeden, hastane raporuyla tahliye edilmesi. Mevcut uygulamada üniversite hastaneleri ve devlet hastanelerinin sağlık kurulu raporları onaylanmak üzere Adli Tıp Kurumu’na gönderiliyor. 

Korkut, hasta mahpusun bırakılıp bırakılmayacağına Adli Tıp Kurumu’nun değil devlet ya da üniversite hastanelerinin başhekimlikleri tarafından organize edilen heyetlerin karar vermesi gerektiğini söyledi. 


Tekerlekli tabutlarla hastaneye

Cezaevlerinde “Aile Hekimliği” uygulamasına geçişle birlikte sağlık hakkına yönelik gaspın arttığına işaret eden Korkut, çok ciddi sağlık sorunları yaşanmaya başlandığını, sürekli doktor bulunduran kurum hekimliğinin ise, 5 binin üzerinde olan hapishaneler için geçerli olduğunu dile getirdi. 

Mahpusların hapishanelerde birinci dereceden sağlık hakkından yararlanamadığının altını çizen Korkut, yaşanan ihlalleri ise şöyle özetledi: 

* Mahpus başvuru yapıyor, bir buçuk ay sonra revire çıkabiliyor. Doktora çıktığında doktor o mahpusa ne kadar zaman ayırabilir? 

* Aile hekimliğinde doktor sürekli değişebiliyor. Ağır hastaların erken teşhis müdahale şansı tamamen ortadan kaldırılıyor. 

* Mahpuslar hastaneye sevk edildiklerinde ise her seferinde hastaneye ‘tekerlekli tabutlar’ denilen ringlerle taşınıyorlar.


Sadece 35 ambulans var!

Türkiye’de bulunan 384 cezaevinde topu topu sadece 35 tane hastane ambulansı var. Bu durumun acil müdahale için çok ürkütücü bir rakam olduğunu kaydeden Korkut, hasta mahpusların kaldığı odaların yarıya yakınının bodrum katlarında ya da morgların bitişiğinde olduğunu belirtti. 


Kelepçesiz tedavi sağlanmalı

Korkut, mahpusların hastaneye getirilişi ardından en önemli görevin ise doktor ve sağlık emekçilerine düştüğünü vurguladı.

Hazırladıkları “Mahpusun sağlık hakkı” isimli broşürle hekimlere, hasta mahpuslarla ilgilenirken ki hakları ve yükümlülüklerini anlattıklarını ifade eden Korkut, “Hapsedilme başlı başına bir cezalandırma şeklidir. Hapsedilmeyi zorlaştıracak bütün yan etkiler ise kötü muameleye girer. Doktorlara bunu anlatmaya çalıştık. Haklarının ne olduğunu anlatmaya çalıştık” dedi. Kurt, doktorlara, “Siz orada jandarma değilsiniz. Bir mahpusun kaçması ya da kaçmaması sizin yaptırımınızda değil, sizin sorumluluğunuz mahpusun kelepçesiz muayene edilmesini sağlamaktır” diye seslendi. 


HABER MERKEZİ 






400 öğrenci parmaklılar ardında


Kendisine muhalif olan tüm kesimleri cezaeviyle ’terbiye etmeye’ çalışan Türk devleti, öğrencileri de ‘halay çektiler, slogan attılar, basın açıklaması yaptılar’ komik ve keyfi gerekçelerle ‘örgüt üyesi’ suçlamasıyla rehin alıyor. Aralarında liselilerinde bulunduğu 400 öğrenci tutuklu. Bu sayı sadece tutuklu öğrencileri kapsıyor. Ceza almış öğrencilerin sayısı çok daha fazla. 

Cezaevindeki öğrencilerin yaşadığı en büyük sorun, eğitim haklarının gasp edilmesi. Öğrenciler herhangi bir nedenle gözaltına alındıkları ve sonrasında tutuklandıkları anda haklarında üniversite yönetimi tarafından hızla disiplin soruşturması başlatılıyor. Öğrenciler, ceza alıp tutuklandığında, üniversitedeki derslerine katılamadığı, sınavlarına gidemediği için eğitim hakkı gasp edilirken; gözaltına alınıp tutuklanmasa da bu kez hakkında açılan disiplin soruşturması nedeniyle eğitimden mahrum bırakılıyor. 


Üniversite yargıdan hızlı

Öğrencilerin yargılandığı davalarda avukatlık yapan Özgürlükçü Hukukçular Derneği avukatlarından Hüseyin Boğatekin, İstanbul Üniversitesi’nde, gözaltına alınıp serbest bırakılan onlarca öğrenci hakkında disiplin soruşturması başlatıldığını hatırlattı. Henüz yargı karar vermeden öğrencilerin üniversiteler tarafından mağdur edildiğini belirten Boğatekin’e göre, disiplin soruşturmaları öğrencileri yıldırmak ve sindirmek için kullanılan en etkin araç. 

Çok sayıda lise öğrencisinin de cezaevinde olduğunu belirten Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma Ağı’ndan Can Memiş, tutuklu öğrencilere ilişkin davalarda alınan kararların siyasi olduğunu belirterek, hukuki olmayan kararların ancak kamuoyu baskısı ile değiştirebileceğini söyledi. DİHA’ya konuşan Memiş, şunları belirtti: “Belli davalara uluslararası heyetlerin katılımını örgütlüyoruz. Barış için Akademisyenlerin desteğini aldık ve almaya devam ediyoruz. Cezaevleriyle sürekli bir iletişim kurmaya çalışıyoruz, avukatlar veya mektuplar yoluyla. Ancak bu konuda fazla yol kat ettiğimiz söylenemez. Şırnak Cezaevi’yle aylardır bir iletişimimiz yok örneğin. Mektuplarımız ulaşmıyor. Diğer cezaevlerine de mektuplarımızın varması çok uzun sürebiliyor veya bize geri dönüyor. Özellikle tutuklu öğrenciler çok yoğun sürgün yiyebiliyor. Bu da takibi zorlaştırıyor elbette. Oldukça yoğun bir iş olduğu için üniversitelerinden uzaklaştırılmış gençlerle ilgilenemiyoruz. Ancak onların sayısı da hiç az değil ve tutuklu öğrenciler gündeminden ayrı da değil bu mesele. Emniyet ve okul yönetimlerinin birlikte çalıştığını her defasında vurgulamayı önemsiyoruz.”