Dublin’de düzenlenen 7. Dublin Platformu toplantısı, dünyanın her bir köşesinden insan hakları savunucularının deneyimlerini paylaşması, birbirlerinin deneyimlerinden öğrenebilmeleri ve ortak hareket etmenin yollarını tartışabilmeleri için yapılıyor.
Toplantı ulusal ve uluslararası insan hakları örgüt ve kişiler ile irtibat kurmak için eşsiz bir deneyim.
7. Dublin Platformu 9 Ekim’de başladı, 11 Ekim’de bitecek. Üç gün sürecek toplantıda insan hakları savunucuları kişisel sorunlarını paylaşıyorlar. Aktivistler toplantı boyunca ülkelerindeki insan hakları savunucularının sorunlarını, yaşadıkları baskı ve hak ihlallerini konuştular.
Front Line Platformu’nun başkanı Mary Lawlor: “Siz bizim tek amacımızsınız. Sizi güçlendirelim ki sizde kendi toplumunuzu güçlendirin. Yerel çalışıyorsunuz. Teori ve pratik arasında en önemli köprüsünüz. Derneğimizin tek amacı yerel insan hakları savunucularını desteklemek, güvenliğinizi güçlendirmektir” dedi.
Toplantı Dublin Kalesi’nde (Dublin Castle) yapılıyor. 1204 yılından beri ayakta olan Kale 1900’lerin başında İngiliz askeri kalesiydi. Buradan İrlanda’nın özgürlüğü için mücadele edenlere saldırılar yapılıyordu. İrlandalı aktivistler baskıya uğruyorlardı. Bugün insan haklarına aktivistlerine ev sahipliği yapması bir ironi. İrlanda’da yaşanan değişimin göstergesi…
İrlanda Dışişleri Bakanı Eamon Gilmore 7. Dublin Platformu’na katıldı ve bunun önemine vurgu yaptı. Eamon Gilmore: “özgürlük ve adalete değer veriyoruz” dedi ve toplantıya katılanlara cesaretleri için teşekkür etti. İnsan hakları mücadelesinin zorluğunu ve desteklerini paylaştı. Doğrusu dişişleri bakanını dinlerken İrlanda’da yaşayanlara imrendim. Çünkü benim ülkemde hükümet insan hakları aktivistlerini desteklemek bir yana insan hakları mücadelesini yapanları hapse atıyor, onları “terörist” ilan ediyor.
BM Raportörü Maina Kiai Avrupa’daki paradoksa işaret etti. Ruanda gibi ülkelerde ciddi insan hakları ihlalleri yaşanmasına rağmen ülkelerin hükümetleriyle Avrupalı hükümetlerinin işbirliğine vurgu yaptı. Bunun aşılması gereğine işaret etti.
7. Dublin Platformuna 95 ülkeden 135 insan hakları savunucusu katılıyor.
Etkinliğe katılanları bir araya getiren kuşkusuz ki insan haklarına olan saygıları ve bu konudaki arayışlarıdır. Ruanda, Rusya, Azerbaycan, Kolombiya gibi onlarca ülkeden insan hakları savunucusu katılıyor.
Hayatları tehlikede olan aktivistler vardı. Devlet baskısı nedeniyle çocukları travma yaşayanlar, eşleri tarafından terk edilenler anlattılar hikayelerini.
Latin Amerika ve Afrika’dan gelen aktivistler çevre sorunlarına, uluslararası şirketlerin çevreyi tahrip etmesine ve emek sömürüsüne karşı mücadelelerini paylaştılar. Yaşam alanlarının kendilerinden nasıl çalındığını anlattılar.
Bir öğretmen kadın, eşinin Kaşmir’de Hindistan güvenlik güçlerince kaçırılışını, işkenceye uğratılmasını ve öldürülmesini anlattı. Rusya ve Çin’den gelen aktivistler toplantı ve gösteri hakkının engellenmesini orada gördükleri hak ihlallere dair hikayelerini paylaştılar.
Neredeyse tüm aktivistler ülkelerinde insan haklarını savundukları için hükümetleri tarafından “terörizm” suçlamasına maruz kaldıklarını ve hak ihlalinde bulunan kişi ve kurumlar hakkında ya yargının harekete geçmediğini ya da göstermelik yargılamaların yapıldığını anlattılar. Ülkelerinde demokrasinin eksikliklerini paylaştılar. Kadınlar, LGBT bireyler karşılaştıkları hak ihlallerini anlattılar.
Burada adeta bir Türkiye fotoğrafı gördüm.
Bütün bu ihlallerin aşılması için uluslararası dayanışmanın önemini ve insan hakları mücadelesinin değerini tüm katılımcılar ifade ettiler. Ancak yerelde mücadelenin değeri eşsizdir. Hak ihlallerinin aşılması için yerelde hükümetler ve hak ihlaline neden olan kişi ve gruplara karşı örgütlenmek, onlara baskı uygulamak ve güçlenmek gerekli.
7. Dublin Platformu’ndayım
Salı gününden beri Front Line Defenders örgütünün davetlisi olarak İrlanda’dayım. Front Line Defenders’ın amacı insan hakları savunucularının sorunlarını gidermek ve insan hakları savunucuları için bölgesel koruma mekanizmalarını oluşturmak.