80. yılında Büyük Diktatör

Kültür/Sanat Haberleri —

10 Şubat 2021 Çarşamba - 22:00

  • Büyük Diktatör, sadece keyifli bir komedi ve acıklı bir ajitasyon propaganda dramı değil, aynı zamanda Hitler'in psikolojisine dair ürkütücü derecede doğru bir kavrayışa sahip bir başyapıt.

NİCHOLAS BARBER *

 

Charlie Chaplin'in Büyük Diktatör'ünün 1940'ta Almanya'da ve Almanya'nın işgal ettiği her ülkede yasaklanması şaşırtıcı değil. Adolf Hitler ile alay eden bir film, asla Nazi Yüksek Komutanlığının Cuma gecesi eğlencesinde ilk tercihi olmayacaktı. Bugünün perspektifinden daha şaşırtıcı olan şey, Chaplin'in İngiltere'de veya ABD'de filmin gösterilmeyebileceği konusundaki uyarısıdır. İngiltere'nin “idare etme” politikası Mart 1939'a kadar devam etti ve ABD, Büyük Diktatör yayınlandıktan bir yıl sonra, Aralık 1941'e kadar İkinci Dünya Savaşı'na girmedi. Bu yüzden Chaplin filmin senaryosunu yazıp çekerken - ilk sesli filmi - ortak sahibi olduğu stüdyo, hiçbir hükümetin gösterimine izin vermeyeceğinden korkuyordu.

Otobiyografisinde "United Artists'ten endişe verici mesajlar almaya başladım" diye yazmış. "Onlara, sansür sıkıntısı yaşayacağım söylenmişti. Ayrıca İngiltere ofisi, Hitler karşıtı bir film konusunda çok endişeliydi ve Britanya'da gösterilip gösterilemeyeceğinden şüphe duyuyordu. New York ofisinden filmi yapmamamı söyleyen ve filmin İngiltere veya Amerika'da asla gösterilmeyeceğini bildiren daha da endişe verici mektuplar geldi."

 

Costa Gavras: Chaplin geleceği gördü

Ancak Chaplin geri adım atmaya hiç niyetli değildi. Büyük Diktatör'ün çekmeye değer bir film olduğunu biliyordu ve film kesinlikle bir gişe başarısı oldu: 1941'in ABD'deki en büyük ikinci hitiydi. Filmin vizyona girmesinin 80. yıldönümünde, Chaplin'in öngörüsü daha da şaşırtıcı. Büyük Diktatör, sadece keyifli bir komedi ve acıklı bir ajitasyon propaganda dramı değil, aynı zamanda Hitler'in psikolojisine dair ürkütücü derecede doğru bir kavrayışa sahip bir başyapıt. Yunan-Fransız politik sinemasının duayeni Costa Gavras bir belgeselde, "O bir vizyonerdi" diyor. "Dünya liderleri göremezken ve Hitler’in safında kalırken, o geleceği gördü."

Daha dikkat çekici olan şey, Chaplin'in sadece Hitler'i değil, onun kaz adımlarını takip eden her diktatörü çözmüş olması. Chaplin: The Tramp's Odyssey kitabının yazarı Simon Louvish, "O zamanlar yankı uyandırdı ve bugün de yankı uyandırmaya devam ediyor” diyor. 21. yüzyılın despotlarının net bir yansımasını görmek istiyorsanız, bunu 80 yıl önce çıkan bir filmde bulacaksınız.

 

Chaplin çok ciddiydi

Chaplin Büyük Diktatör'ü yaptığında, Nazileri uzun süredir hor görmekteydi ve onlar da ondan hoşlanmıyordu. ABD basını binlerce Yahudi mültecinin kaçışını finanse ettiği için ona "20. Yüzyıl Musa'sı" lakabını takarken, bir Alman propaganda filmi, onu "Almanya'ya gelen yabancı Yahudilerden" biri olarak kötülüyordu - Yahudi olmaması umurlarında değildi. Louvish, başlangıçta "Diktatör" adlı filmde çalışmaya başladığında, "misyonu olan biri" olduğunu söylüyor. “Laurel ve Hardy gibi çağdaşlarından bazıları, sadece komik filmler yapmak ve para kazanmak istiyordu. Ama Chaplin söylemek istediği şey konusunda çok ciddiydi. Büyük Diktatör sadece bir film değildi. Gerçekten gerekli olan bir şeydi."

Yine de Chaplin’in motivasyonu, hümanizmden çok daha fazlasıydı. 1889 Nisan'ında aynı hafta doğmuş olan Hitler'le tekinsiz bağlantılarından da etkilenmişti. Tommy Handley tarafından 1939'da kaydedilen, Führer hakkında komik bir şarkı vardı: "Kim O Adam...? (Charlie Chaplin'e benzeyen)". The Spectator dergisinde, erkeklerin 50. doğum günlerine işaret eden bir başyazı, temayı daha derinlemesine araştırdı: "Tanrı, Charles Chaplin ve Adolf Hitler'in dört gün arayla dünyaya gelmesini buyurduğunda, günündeydi... Doğum tarihleri ve birbirinin aynısı küçük bıyıkları, dehalarının ortak kökenini ele vermek üzere ayarlanmış bir dolap olabilir. İkisinin de inkar edilemez şekilde sahip olduğu deha için. İkisi de aynı gerçekliği yansıtıyordu - modern toplumdaki 'küçük adam'ın çıkmazını. Her biri çarpıtıcı bir aynadır, biri iyilik için, diğeri dile gelmez kötülük için."

‘Makineden çok insanlığa ihtiyacımız var’

Chaplin'in benzerlikten yararlanmasını öneren, Macar doğumlu İngiliz yapımcı Alexander Korda'ydı, ancak eski "Küçük Serseri"nin köpüren bir tiran olduğu bir filmin izleyicilerin alabileceğinden fazla olacağı açıktı ve böylece Chaplin iki rolü de oynamayı tercih etti. Hem Tomainia'nın otokratik hükümdarı Adenoid Hynkel olacaktı, hem de alçakgönüllü, unutkan, adı açıklanmayan bir "Yahudi Berber" olacaktı. Açılış yazısı şöyle duyuyor: "Diktatör Hynkel ile Yahudi Berber Arasında Var Olabilecek Herhangi Bir Benzerlik Tamamen Tesadüftür."

Kaçınılmaz olarak, bu tesadüfi benzerlik, iki adamın birbirleriyle karıştırılmasına neden olur, bu da filmin doruk noktasıdır zaten. Berber, benzerinin bir konuşma yapmak için çıkmak üzere olduğu sahneye itiş kakış çıkıyor ve Chaplin, filmi ya (Pulitzer ödüllü eleştirmen Roger Ebert’e göre) batıran ya da daha da yücelten, dürüstlük ve kardeşlik üzerine beş dakikalık samimi bir konuşma yapıyor: "Makineden çok insanlığa ihtiyacımız var! Zekadan daha çok kibarlığa ve centilmenliğe ihtiyacımız var!" Filmin geri kalan kısmında, Chaplin iki karakterin hikayesini ayrı ayrı anlatmaya devam eder, böylece, Nazi zulmünün kurbanlarını da bundan sorumlu olan adamı da unutmamış oluruz. Gettoda, nazik Barber, o sıralarda Chaplin'in karısı Paulette Godard tarafından canlandırılan dikbaşlı bir çamaşırcı kadın olan Hannah ile aşk yaşamaktadır. Bu arada, sarayında, Hynkel - Führer yerine Phooey - Mussolini benzeri rakibi Benzino Napaloni'yi nasıl alt edeceği konusunda endişeleniyordur.

Bu iki öğe da o kadar cesur ki, kıyaslandıklarında büyük ekran hicivlerinin çoğunu zayıf gösteriyorlar. Ernst Lubitsch'in 1942'de çıkan To Be or Not to Be adlı kitabında "Yahudi" kelimesi hiç geçmez. Chaplin o kadar çekingen değildir. Getto sahnelerinin merkezinde, "Yahudi"nin tüm pencerelere büyük harflerle boyanmış olması vardır. Berber boyayı silmeye çalıştığında, Fırtına Birlikleri tarafından Buster Keaton'ın Cops’ta polis kalabalığından kaçışını anımsatan şekilde kovalanıyor. Ancak bu durumda, böyle bir sekans, Fırtına Birlikleri'nin Berber'in boynuna bir ilmik atıp onu bir lamba direğinden asmasıyla sona eriyor. Son saniyede kurtarılıyor ama yine de Chaplin'in şakşak ve korku arasında geçiş hızı nefes kesici. Ayrıca Fırtına Birlikleri’nin Alman aksanına - hatta daha sonraki Hollywood filmlerinde pek çok Nazinin yapacağı gibi üst düzey İngiliz aksanına - sahip olmadığını da belirtmek gerekir. Çoğu kulağa Amerikalı geliyor.

 

Hitler büyük bir sahtekardı

Hynkel'in sarayında ise komedi daha hafif ve daha saçma. Chaplin, Avrupa siyasi maskaralıklarının Marx Kardeşlerin Duck Soup’u geleneğinde bir karikatürünü çiziyor. (Jack Oakie'nin Napaloni'si, Chico Marx'ın canlandırdığı türden içten bir İtalyan bilge adamdır.) Diktatörün suçları göz ardı edilmez: Hynkel bir hevesle 3000 protestocunun idam edilmesini emreder. Ancak Chaplin, karakterin kibrine, aptallığına ve çocukluğuna odaklanır. Tek bir görsel şakada, masasının arkasındaki yüksek dosya dolabının hiç çekmecesi olmadığı, bunun yerine birkaç gizli aynası olduğu gösterilmiştir. Napaloni, komşu ülke Bakterya'dan resmi bir ziyaret için geldiğinde, iki adam, tıraş olurken daha yüksek sandalyeye sahip olmak ve fotoğraflanırken daha gurur verici bir konuma sahip olmak için yarışırlar.

Mesaj, Hynkel'in parlak bir stratejist ya da güçlü bir lider olmadığıdır. O, fazla büyümüş bir ergendir ve bunu en iyi, “dünya imparatoru” olmayı hayal ederek yerküre balonu ile dans ettiği sahne yansıtır. Kendini iktidarda daha fazla tutmak için blöf yapan, hile yapan, kamusal imajını takıntı haline getiren, sekreterlerini tartaklayan, lüks içindeki üssünün rahatından zevk alan ve kendi temel politikalarını tersine çeviren özgüvensiz bir soytarıdır. Chaplin otobiyografisinde "Bana göre dünyadaki en komik şey sahtekarlarla alay etmektir ve Hitler'den daha büyük bir sahtekar bulmak zor olurdu" diye yazmıştı.

Hynkel'in anti-Semitik nutukları korkunçtur ama bunların arkasında hiçbir inanç yoktur, sadece Tomainialıların dikkatini ekonomik başarısızlıklarından uzaklaştırmaya duyduğu umutsuz ihtiyaç vardır. Kibar yardımcısı ve Goebbels'in yerine geçen Garbitsch (Henry Daniell) şöyle diyor: "Yahudilere yönelik şiddet, halkın aklını midesinden çıkarabilir."

Film, Nazi zulmünü önemsizleştirmekle suçlandı. Chaplin otobiyografisinde, "Alman toplama kamplarının gerçek dehşetini bilseydim, Büyük Diktatör'ü yapamazdım; Nazilerin cinai deliliğiyle dalga geçemezdim" demişti. Ancak Mel Brooks'un 1967'de The Producers'da yaptığı gibi, sadece Hitler'le dalga geçmiyor - erkek dünya liderlerinin kırılgan egoları hakkında da zekice bir nükte yapıyordu.

 

Bugünün diktatörleri

Bugünün diktatörlerini ve herhangi bir ülkedeki diktatörleri düşünün; Chaplin'in tanımladığı tüm çocuk niteliklerini görebilirsiniz. Fotoğraflarda nasıl çıkacağına takıntı, savurgan yaşam tarzları, temel ilkelerinin tam zıddına dönmek ve mega projeler, kendi kendini öven geçit törenleri ve madalyalarla dolu sandıklar: Billy Gilbert'in Herring’i, yani. Göring, üniformasına o kadar çok madalya iliştirdi ki, Hynkel'in son eklenenlere yer bulmak için onu yan çevirmesi gerekiyor. Büyük Diktatör yapılırken Hitler gücünün zirvesindeydi, ancak Chaplin, sonraki her diktatörde olduğu gibi, kötülüğünün ergenliğiyle bağlantılı olduğunu çoktan anlamıştı.

Biyografi yazarı Jürgen Trimborn'a göre filmin çoğu, New York Modern Sanat Müzesi'nde Leni Riefenstahl'ın Hitler yanlısı Zafer belgeseli gösteriminden ilham aldı. Diğer izleyiciler dehşete kapılırken, Chaplin gülünç manzaraya kahkahalarla gülmüştü. Büyük Diktatör'den vazgeçmesi istendiğinde onu ayakta tutan bu tutumu oldu. Otobiyografisinde "Devam etmeye kararlıydım, çünkü Hitler'le alay edilmelidir" yazdı.

 

Çeviri: Serap Güneş

Kaynak: www.bbc.com/culture

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.