12 Eylül faşist darbecileri bütün kötülüklerin çok partili bir meclisten kaynaklandığına inanmışlardı. Onlara göre çok partili meclisler, koalisyon hükümetleri devleti zaafa düşürmekteydi. Bu nedenle anayasa adı altında yazdıkları ve hala geçerli olan kışla nizamnamesiyle bütün tedbirleri aldılar. Kürtlerin ve her türlü sol muhalefetin meclise girmesini engellemek için yüzde 10 barajını koyarken, siyasi partiler yasasıyla da parti içi demokrasiyi yok ettiler. 1983 sonrasındaki seçimlerde milletvekili önseçimleri unutuldu. Herşey liderin keyfine ve emrine kaldı. Ama istikrar gene sağlanamadı. Çünkü halkın büyük bölümüne açık-yasal siyasi alan yasaklanmıştı. Yasal-açık siyasi hayattan sürülen sol ve Kürtler yasadışı örgütlenmeye ve dağlara yöneldiler.
2002 seçimlerinde Kenan Evren anayasası ve yasaları sayesinde yüzde 36,5 oyla milletvekillerinin yüzde 65’ini kazanan AKP mecliste anayasayı değiştirebilecek ezici bir çoğunluk kazandı. Bu çoğunluktan daha önemlisi sorunlara demokratik çözüm yolu bulacağı yanılsamasını yarattı. Sadece kendisine oy verenlerin değil onların dışındaki kesimlerin de desteğini elde etti. AKP’nin tek parti iktidarını sürdürme başarısı 2007-2011 seçimlerinde de devam etti. Bugün AKP sadece tek parti iktidarı değil ondan daha öte bir güce sahiptir. Bugüne kadar ilk defa yasama-yürütme-yargı erkleri bir başbakan-Erdoğan- şahsında bütünleşmiştir. Ordu, bürokrasi, iş alemi ve medya elbirliğiyle AKP’nin arkasındadır. ABD-AB kurulduğu günden beri AKP’yi desteklemiştir. Bugüne kadar bu kadar güç hiç bir lideri desteklememiştir. Ama bütün bunlara rağmen istikrar sağlanabilmiş midir? Buna evet diyecek bir babayiğit çıkabilir mi? Gözlerini çıkar hırsı bürümemişse hayır.
Toplumun hiç bir temel sorununu çözmeyen-çözemeyen, her sorunu istismar edip erteleyip çürüten ve onları kendisi için rant kapısı haline getiren AKP için deniz bitmiş-gemi karaya oturmuştur. Erdoğan, bütün güçleri şahsında birleştirip gücünün zirvesinde bir tek adam gibi görünürken aslında en büyük krize de girmiş ve inişe geçmiş bulunuyor. Bunun hırçınlığı-saldırganlığı Erdoğan ve AKP liderlerinin her sözüne her davranışına damgasını vurmaktadır. Artık inişi-düşüşü durdurma telaşı-çabaları da boşunadır.
AKP krize girmiş Kemalist statükoculuğa bir alternatif olarak gündeme gelmiş-getirilmişti. Ama kısa sürede Kürt Özgürlük hareketine karşı statükocularla domuz topu olup birleşti. Barışçı-demokratik çözüm masasını devirip Kürt Özgürlük hareketini tasfiye etmek için kanlı bir savaşa girişti. Bölge ilişkilerini de Kürt Özgürlük hareketini ezmek üzere kurdu. Bu amaçla Suriye’yi işgale hazırlandı. Gelinen noktada AKP’nin “yurtta savaş-cihanda savaş” macerası çıkmaza girmiştir ve bozguna uğraması kaçınılmaz görünüyor. AKP ve destekçilerini bu bozgunun korkusu sarmıştır. Akıl almaz hırçınlıklarının-saldırganlıklarının altında yatan budur. İktidarı kaybetme korkusuyla daha kanlı saldırılara-provokasyonlara girişebilirler. Ama bütün bunlar AKP’nin sonunu geciktirse de değiştirmez.
2014’te cumhurbaşkanlığı ve 2023’e kadar iktidar hesabı yapan Erdoğan bunu sağlamak için MHP ile işbirliği ve BDP’yi tasfiye çabasına girmiş bulunuyor. Böylece yüzde 10 barajının da yardımıyla tek adam diktasını sürdürebileceğini zannediyor. KCK operasyonlarıyla susturulamayan BDP, dokunulmazlıkları kaldırma-kapatma tehdidi, medya eliyle yürütülen karalama ve sindirme kampanyası ile etkisiz hale getirilmek isteniyor. Çok açık ki BDP’nin mecliste bulunması Kürt halkının sorunlara barışçı çözüm bulma tercihinin ifadesidir. Bu yolu kapatıp BDP’lilere dağın yolunu gösteren savaş kuryesi Erdoğan bunun sonucuna katlanabilecek mi? Topyekün savaşın yükünü kaldırabilecek mi? Yoksa kafası dank edip Öcalan ve PKK ile müzakereye cesaret edebilecek mi? Sorun burada düğümlenmiştir.
Yunan öğretmen beş sene uğraşmış ama saf öğrencisine alfa ile sekizin (a ile 8) farkını öğretememiş. Öğrenci hala ikisini karıştırıyormuş. Beşinci senenin sonunda öğrenci gene alfaya sekiz, sekize alfa deyince öğretmen patlamış:
-Oğluum, alfa nedir, sekiz nedir laan?
Kürtler ve sorunun barışçı çözümünden yana olan aydınlar, yazarlar, siyasetçiler on senedir AKP devletine Kürt sorununun demokratik-barışçı çözüm yolunu gösteriyor. Ama statükocularla anlaşan AKP liderleri ise hala terör-bölücülük-tek-tek.. deyip savaşı kışkırtıyorlar. Cenaze tacirliği yaparak iktidarlarını sürdürmek istiyorlar. Oysa kan-cenaze tacirliği ve demokratik siyaset bağdaşmaz. Sonuçta yapana da yararı olmaz.
Onlara “Artık yeter, bölücülük-terör nedir Kürtler nedir, demokrasi nedir” diyeceğimiz an hızla yaklaşıyor. Belki Erdoğan da bunu iş işten geçmeden anlar. Yoksa kaybedecek olan sadece kendisi olmayacak.