Önce haberi okuyalım: “ABD Büyükelçisi Ricciardione, ‘El Kaide lideri Usame Bin Ladin’i yakalayan ABD nasıl oluyor da PKK’nın yönetim kadrosundaki Murat Karayılan ve diğerlerinin yakalanmasında Türkiye’ye gerekli yardımı yapmıyor?’ sorusu üzerine şöyle konuştu:
“Türk hükümetiyle PKK ve Kandil konusundaki tüm istihbarat bilgilerini paylaşıyoruz. Daha da fazlasını önerdik. Bin Ladin’in yakalanmasında, çoklu disiplinli yaklaşım sergiledik. İleri teknolojiden, özel harekattan, kolluk kuvvetlerinden yararlandık. Türk hükümetine de PKK ile mücadele konusunda önerimiz oldu, kullandığımız taktik-teknik-prosedürleri paylaşmayı önerdik. Ancak Türk yetkilileri mücadelelerini yasalara, deneyimlerine göre yapıyor. Biz daha da yakın şekilde çalışmaya hazırız.”
Bu sözler PKK’yi “askeri açıdan” yenme konusundaki derin umutsuzluğun ifadesidir. “Askeri” savaş yöntemleri yerine “korsanlığa” doğru büyük bir gerileme söz konusudur.
Nitekim Elçi bu müthiş gerçeği saklamadan açıkça ifade ediyor:
“Şu ana kadar PKK’yı askeri açıdan yenememiş olmamız hem Türkiye’nin hem ABD’nin üzüldüğü bir konu.”
Neymiş?
Ne olduğu konuşanın kim olduğundan kolayca anlaşılıyor. Demek ki, “koskoca Türkiye”, ondan da “koskoca ABD” birlikte PKK’ye karşı savaşıyorlarmış. Her türlü işbirliğini, “anlık istihbarattan”, “insan kaçırma korsanlığına” kadar her türlü melaneti birlikte planlıyorlarmış, ama işte, her şey “şekilde görüldüğü gibiymiş”, o koskoca ABD ve Türkiye, yani NATO ordularının bu iki büyük “devi”, o devlerden birinin Büyükelçisinin söylediğine göre, “PKK’yi askeri açıdan yenememiş”ler ve bu nedenle de, “hem Türkiye, hem ABD bu konuya üzülmüşler…”
Eh…Bu iki NATO ülkesinin “üzüntüsüne” “saygı” duyarız, “empati” gösteririz, maazallah insanın başına bundan beter ne gelebilir ki?
“Üzüntü” önemlidir. Malum, şu sıralar Türk devletinin zirvelerinde, “ağlayan devlet konsepti” hakkında ateşli tartışmalar yapılıyor. Bülent Arınç “bize ağlayan Başbakan, ağlayan Cumhurbaşkanı, ağlayan Genelkurmay başkanı lazım” dediğinde, şahsen ben, bu “ağlayan devlet kopsepti”ne fazla bir anlam verememiştim. “Hayret, demiştim, yüzde elliyi aşan oyları var, paraları var, makamları var, Şam’da şekerleri var, güleceklerine, neden ağlaşıyorlar acaba?”
Ama şimdi ABD Büyükelçisinin sözlerinden sonra durumu anlamış bulunuyorum. Arınç’ın eksik bıraktığı konsept, tamamlanmıştır, şu anda Türk devletinin “Başbakanı, Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı ve bunların en büyük müttefiki ABD’nin Türkiye Büyükelçisi hep birlikte üzülmekte” ve her üzülen insanın doğal hali “ağlamak” olduğu için, “üzüntüden ağlamaktadırlar.”
Her konuda sevinen, gülen, eğlenen bu kişiler, bir tek konuda “üzgün ve ağlamaklı” imişler.
Hangi konu?
“PKK’yi askeri açıdan yenememiş olmamız hem Türkiye’nin, hem de ABD’nin üzüldüğü bir konu…”
Ne demişlerdi?
“PKK yenildiği için ‘intihar’ eylemlerine yöneldi.”
Meğer kendi hallerini PKK’ye yüklüyorlarmış. Elçinin sözleriyle “PKK’yi askeri açından yenememiş olmaktan üzülünce”, bunlar yeni bir “intiharvari komplo” örgütlemeye yeltenmişler. “Karayılan’ı, Bin Ladin yöntemiyle kaçıracaklarmış”…
İyi de, bu ülke, böyle bir “komplo”yla ilk defa karşı karşıya gelmiyor. Rahmetli Ecevit, “biz ABD’nin Öcalan’ı bize neden teslim ettiğini anlayamadık” demişti. 13 yıl önce PKK’nin “önderine” karşı denenen bu komplodan ne elde ettiniz de, şimdi o PKK önderinin “yardımcısına” karşı aynı yola giriyorsunuz?
Öcalan’a karşı “komplo” size PKK’yi “askeri açıdan yenme” imkanı verdi mi ki, şimdi aynı komployu Karayılan’a karşı kafanızda zıplatıp duruyorsunuz?
Türkiye şu anda bütün zındanlarında “Öcalan’a sağlık, güvenlik, özgürlük” sloganıyla direnişe giren insanların karşısında ne yapacağını şaşırmış durumda. Yüzlerce direnişçi ölüme meydan okuyor. Ortık “uluslararası komplo”nun sahipleri bile PKK Önderinin üzerindeki tecridi tartışıyor, onun “koşullarının düzeltilmesi” talebine açıkça karşı çıkamıyor.
13 yıl boyunca hiçbir sonuç alamayan eskimiş, boşa çıkarılmış, bizzat Öcalan’ın direnişiyle tarihin değil, İmralı’nın çöplüğüne atılmış bu “korsanlık” yöntemiyle, “askeri açıdan yenemediğin” bir gücü nasıl yeneceksin?
Bana öyle geliyor ki, Amerikalı Elçi, Türk dostlarıyla hafiften, bıyık altından dalgasını geçiyor…
Çünkü, “korsanlık” konusunu gündeme getiren kendisi değil. Bizim medyatörler. Yankee’den “Karayılan’ı kaçırmaları” için “istihbarat” isteyen onlar…
Elçi de, “sizin hükümetiniz çok kibar” der gibi, “biz önerdik, ancak Türk yetkilileri mücadelelerini yasalara (…) göre yapıyor.” Yani demeye getiriyor ki, “korsanlık” yasa dışı olduğu için, sizin “hukuk devletiniz” bizim önerileri kabullenmiyor…
Siz bu garip laflarda, hafiften bir dalga geçme durumları hissetmiyor musunuz? Ben hissediyorum…Adam sanki, “örgütün önderini sana teslim ettik, ama sen PKK’yı askeri açıdan yenemedin, şimdi de, Karayılan’ı kaçırmamızı istiyorsun” der gibi…
Ey AKP, Amerika’nın ipine sarılma, “Allah’ın ipine sarıl”… ABD ipi seni İmrali’da, Kandil’de ve Şam’da felakete, “Allah’ın ipi” sulha, selamete götürür.
‘Ağlayan devlet konsepti’ ve korsanlık ortaklığı