Türk siyasi polemiklerinin tarihinde, bazı siyasetçileri “alaya” almak çok rastlanılan bir şey. Vaktiyle TRT ile ilgili muhalefeti nedeniyle medya Osman Bölükbaşı’nı “Tırt Osman” diye alaya almıştı. Mesut Yılmaz’ın konuşma tarzı da alay konusu olmuştu. Akbulut’un sözleri fıkra albümü halinde yayınlanmıştı.
Siyasi hayatta mizahın elbette yeri önemlidir. Ama öyle durumlar vardır ki, “şaka kaldırmaz”.
Bu “şaka kaldırmayan” durumlardan birisi, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’dir. Bu şahsın her konuşmasından sonra, özellikle “liberal” eğilimli gazeteciler, köşe yazarları, bu arada Taraf gazetesi editoryası, adamı güya “alaya” almaktalar.
İdris Naim Şahin’in konuşmaları “alaya alınacak” cinsten konuşmalar değildir.
Onu dünyanın en büyük polis teşkilatlarından biri olan Türk polisinin “başı” olarak düşünmek ve Bakan olduğu günden bugüne kadar yürüttüğü faaliyetiyle konuşmalarını birleştirerek değerlendirmek gerekir. AKP bu Bakanı, “askeri vesayet rejimi” yerine “polis devleti”ni inşa etme işiyle görevlendirmiştir.
İçişleri Bakanının faaliyeti ve sözleri göstermiştir ki, bu kişi, topyekûn savaşın “kurmay başkanı“ olarak seçilmiş ve İçişleri Bakanlığına getirilmiştir.
AKP hükümetinin PKK ile yürütülen müzakereleri Silvan olayı yüzünden kesmediğini kanıtlayan en önemli olgu, İdris Naim Şahin’in seçimlerden hemen sonra ve Silvan’dan çok önce İçişleri Bakanlığına getirilmiş olmasıdır.
İçişleri Bakanını alaya alanlar kendilerini kandırmış olurlar. Şu haberi okuyalım:
“İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, BDP’yi hedef alarak, “Seni de, seni konuşturanı da yok ederek, seni de, senin yapını da, bölücüler ve uzantılarını da özgürleştirmeye çalışıyoruz. Yaptığımız iş bu. Çok derin” dedi.
Bu sözlerin geçtiği konuşmada “özgürlük yok diyorsanız içeriye alınmaktan neden şikayet ediyorsunuz” gibi lafları alaya alanlar, bu konuşmada sözü edilen “yok etme” ilanını, herhalde “komik” olmadığı için ele almadılar.
İçişleri Bakanı, bu konuşmada “BDP’yi PKK’nin konuşturduğunu” iddia ediyor ve Hükümetin üç yıldır yürüttüğü kanlı saldırılarla, kitlesel tutuklamalarla, Kürt sermayesini mülksüzleştirmeyle, “kaçakçılığı” önleme adı altında sınır boylarındaki yoksul halkın ekonomisini çökertmek ve bu bölgeleri insansızlaştırmayla ne yapmak istediğini çok açık dile getiriyor; “seni”, yani BDP’yi, “seni konuşturanı“ yani PKK’yi, “yok etmek”…
Bu bir hükümet politikası mıdır?
Evet!
Ama bu politika ilk defa bu açıklıkta dile getirilmiştir.
Topyekûn savaş ilk defa bu netlikte ilan edilmiştir. Hükümet yalnız “silahlı” ve “illegal” Kürt hareketini değil, “tüm yapısıyla, bölücüsüyle ve uzantılarıyla” , bütün sivil toplum örgütleriyle “silahsız” ve “legal” Kürt hareketini de “yok etme” amacını İçişleri Bakanının ağzından tüm dünyaya ilan etmiştir.
“Seni de, seni konuşturanı da yok ederek özgürleştirmeye çalışıyoruz” sözü tipik bir Nazi sloganıdır.
Hitler rejimi Yahudileri, komünistleri, eşcinselleri ve savaş esirlerini doldurduğu toplama kamplarının giriş kapılarına şu sözleri yazmıştır:
“Arbeit macht Frei!” yani “çalışma özgürleştirir”…
Bu kamplarda insanlar “yok edilerek özgürleştirildiler.” Bu “özgürleştirmenin” adına da “Holokost”, yani “soykırım” denildi.
“Çalışmak özgürleştirir” sözlerinin Buchenwald kapısına yazılmasyla” alay etmek, böylece bu korkunç sloganı oraya yazanları hafife almak tek bir Alman’ın aklından bile geçmez. Çünkü bu “saçma” gibi görünen slogan, faşist demagojinin işlenen cinayetler karşısındaki soğukkanlılığını, “sinikliğini”, “acımasızlığını“ ve “yok edilenlerin yazgısıyla alay etmenin” alçaklığını gözler önüne sermektedir.
“Sizi yok ederek özgürleştirmek için çalışıyoruz” demenin Almancası “Arbeit macht Frei”dır. Bu ikisi birbirinin tıpa tıp aynısıdır. Hatta Türk İçişleri Bakanının sözleri çok daha “açık”tır, “fütursuzdur”, amacını gizlemek gereğini bile duymamıştır. On bin tutukluyla, birkaç ay içinde toprağa düşen yüzlerce insanla, Roboski katliamında can verenlerle, bir halkın kaderiyle “alay edilmiştir.” Hitler “yok etmek” sözcüğü yerine, “çalıştırmak” sözcüğünü koymuş, “seni çalıştırarak özgürleştireceğiz” demiştir. Bizimki açık sözlü: “Seni yok ederek özgürleştireceğiz” diye konuşmakta.
Bu lafların alaya alınacak bir hali var mı?
Yok.
Çünkü bu sözler uygulamaya konmuştur artık. Kanlı saldırıların, kitlesel tutuklamaların, Öcalan’ı altı ayda bir altı ay daha tecritte tutma yasasının, Kürtleri mülksüzleştirme yasasının amacı “yok ederek özgürleştirmedir.”  Bu sözlerle alay edilemez. Çünkü bu sözler, öyle cehaletin, ne dediğini bilmemenin, “dangül dungulluğun”, “çam devirmenin” ürünü değil. Bu sözler, soğukkanlı bir polis şefinin kurban seçtiklerinin yazgılarıyla alay etmesidir.
AKP hükümeti, Kürt özgürlük hareketini  elbette yok edemez; ama o “yok ederek özgürleştirme” siyasetiyle, Kürt sorununda barışçıl çözüm imkanlarını yok etmekte. Belki etti bile...
İçişleri Bakanını dinleyenler, KCK Konsey Üyesi Cemil Bayık’ın konuşmasındaki şifreleri kolayca çözeceklerdir.