Basın özgürlüğü sıralamasında 178 ülke arasında 138’inci sırada yer alıyoruz diye öyle komplekse filan girmeye gerek yok bence. Ülke olarak birçok konuda hatırı sayılır derecelerimiz de var. Mesela Avrupa’da en çok mahkumun, dünyada en çok ‘terörist’in olduğu bir ülkeyiz de aynı zamanda.
Dahası, ilginç açıklama ve uygulamalarda da bir hayli yaratıcıyız. İçişleri Bakanının „Terör örgütünü, yaptığı resmin tuvaline, yazdığı makalesine, fıkra ve şiirlerine, sanatına yansıtarak destek verenler de var“ açıklamasının ardından ‘terörle mücadele’ye ‘kitapla mücadele’yi de eklemiş bulunuyor.
İlk uygulamalar başladı bile. „Terörün arka bahçesi“ olarak görülen kitaplar yasaklanıyor.
Aram Yayınları tarafından yayımlanan ve aralarında Musa Anter’in eserlerinin de bulunduğu on kitap hakkında ‘Basın yolu ile örgüt propagandası’ yapıldığı iddiasıyla soruşturma başlatıldı.
Ayrıca, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin talimatıyla 13 Ocak’ta 17 ilde BDP, belediyeler, İHD, Kayapınar Cegerxwîn Gençlik Kültür Merkezi ve KESK gibi çok sayıda kurum ve kuruluşa yönelik operasyonda birçok kitap ve dergiye el konuldu. Sadece Cegerxwîn Gençlik Kültür Merkezi kütüphanesinde Kültür Bakanlığı bandrollü 34 kitaba el konuldu.
Muş Milletvekili Demir Çelik, „Özgürlüğünde Kaldı Gözlerim“ adlı romanı ile birlikte Aram Yayınları’ndan çıkan kitaplar hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmaya ilişkin parlamentoda basın toplantısı düzenleyerek: „Hükümetin hafiyesi gibi çalışan Özel Yetkili Mahkemeler ve savcılar, adalet ve hukuk duygusundan yoksun, özgürlükleri kısıtlayıcı bir düsturla özgür düşünceye ve ifade özgürlüğüne bile tahammül gösteremez hale gelmiştir… Kitabım için ve diğer kitaplar için açılan soruşturmalar mesnetsiz, akıl dışı ithamlarda bulunularak, özgür düşünce ve ifade özgürlüğü devlet eliyle ‘terörize’ etme, özgür bireye ve düşünceye pranga vurmak istenmektedir“ dedi.
Evet. Bu ülkede özgür düşünceye pranga vurmak hiç eksik olmadı. Türkiye tarihi itibariyle kitaplarla hep sorun yaşamış bir ülke oldu.
Bugün de Türkiye’de demokrasinin temel koşulu olan düşünce ve anlatım özgürlüğünün demokratik rejime uygun bir tarzda düzenlenmeyişi sonucunda kitap, gazete ve dergi toplatmalar, yazarlar ve gazeteciler için verilen mahkumiyet kararları gündemden eksik olmuyor. Henüz basılmamış, kitap haline getirilmemiş çalışmalara bile el konıyor yok edilmeye çalışılıyor. Halka gerçeği yansıtmaya çalışan kimi muhalif yayın organları kapatılıyor, gerçeği yazmaya çalışan gazeteciler gözaltına alınıp tutuklanıyor.
***
İnsanın yaşamını daraltan, varlığını yok eden, özgürlüğünü kısıtlayan her uygulama, yalnız yazarın, düşünürün değil, doğrudan doğruya halkın varlığına yönelik bir saldırı olarak düşünülmelidir.
TCK’nin birçok maddesi düşünce ve basın özgürlüğünün önünde engel teşkil ediyor. Bu maddeler nedeniyle çok sayıda aydın ve yazarımız yargılandı. TCK adeta düşünce önündeki mayınlı bir tarla gibi karşımızda duruyor. Konunun uzmanları, devletin bireye empoze edemeyeceğini ve çıkardığı ceza kanunlarının bir baskı aracı olmaması gerektiğini, bu maddenin içeriği itibariyle devleti ve kurumlarını yurttaşlarına karşı tabulaştırarak korumakta olan çağdışı bir düzenleme olduğunu, basın özgürlüğünün tam olarak kullanılmasının önünde önemli bir engel teşkil ettiğini defalarca açıklayıp işin vahametine dikkat çektiler. Yetmedi demek.
Toplumu ve toplum hayatını kıskaç altına alan zihniyete ve yasaklara karşı, uyanık ve uyarıcı olmak, cesur ve mücadeleci olmak zorundayız.