
‘Avrupa’daki halkımız on yıllardır olduğu gibi bundan sonra da Özgürlük Mücadelesinin nefes alanlarından biri olma gerçeğini daha etkili bir biçimde göstermelidir” diyen Koma Civakên Kurdistan (KCK) KCK Yürütme Konseyi Üyesi Bayık ile ANF’nin yaptığı söyleşinin üçüncü bölümünü yayınlıyoruz.
Daha önceki bir açıklamanızda 2012’nin uluslararası güçlerin daha fazla devreye gireceği bir yıl olacağını söylemiştiniz. Bununla tam olarak neyi kastettiniz?
Ortadoğu’daki herhangi bir sorun her zaman belirli düzeyde uluslararası karakter taşır. Uluslararası güçler şöyle veya böyle işin içinde olur. Eğer Ortadoğu dünya dengelerinin kurulduğu en önemli yerlerden biriyse, buradaki gelişmeler özellikle uluslararası düzeyde etkin olmak isteyen devletler tarafından yakından takip edilir. Biz hareket olarak 30-40 yıldır Ortadoğu’da mücadele ediyoruz. Bu mücadelenin karargahı Avrupa değil Ortadoğu oldu. Ortadoğu’da bütün yaşananları tüm sıcaklığıyla yakından hissettik. Dış güçlerin Ortadoğu’daki gelişmelere nasıl ilgi gösterdiğine bizzat tanık olduk. Uluslararası komployla bunu yaşadık. Sürekli dış güçlerin baskısıyla karşılaştık. Sadece Türk devletiyle değil uluslararası güçlerle mücadele ettik, bölgedeki güçlerle mücadele ettik. Gerçekler zorluklar içinde daha iyi görülür. Biz bunu gören bir hareketiz.
Biz her zaman bölge halkları ve ülkeleriyle sorunu çözmek istedik. Dış güçler Kürt sorununa fazla müdahil olmadan sorunların çözülmesini istedik. Yaklaşımımız hep bu oldu. Bazılarının söylediği gibi PKK şöyle dış güçlerin uzantısıdır söylemi tamamen bir palavradır. Biz sürekli Kürt sorununun bölge ülkelerine karşı kullanılan bir sorun olmasını ve Kürtlerin kullanılacak konumda tutulmasını engelleyecek bir çözüm aradık. Belki bu zor bir tutumdur, ama bu duruşu gösterdik. Bunu herkesin takdir etmesi gerekiyor.
‘AKP dış destekle bizi bitirmeyi hedefliyor’
Biz bir iki yıldır şu öngörüde bulunuyorduk: Eğer bu sorunu demokratik siyasal yollardan çözemezsek, giderek dış güçlerin daha fazla müdahale edeceği bir süreç yaşanacak. Ortadoğu’da yeni dengelerin kurulmaya çalışıldığı bir geçiş süreci var. Bu geçiş sürecinin sonuna doğru ilerliyoruz. Kimse dış güçlerin desteğiyle Ortadoğu’da Kürt sorununu çözemez, Kürt sorunundan da kurtulamaz. Türk devleti eğer bu gerçeği öğrenememişe, demek ki yüz yıl yaşadığı Kürt sorunundan ve Kürt Özgürlük Hareketi’yle mücadelesinden hiçbir şey öğrenmemiştir.
Şu anda uluslararası güçlerin bölgeye daha fazla müdahale ettiği açıktır. Artık AKP dış güçlerden destek alarak Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezmeye ve böylece Kürt sorunundan kurtulmaya çalışacak. Dolayısıyla yeni dengelerin oluştuğu süreçte uluslararası güçler de Türk devletinin bu zafiyetini bildiklerinden dolayı Irak sorunu, Kürt sorunu, Filistin-İsrail sorunu, İran sorunu dahil, bölgedeki çözüm bekleyen her sorunda Türkiye’ye kendi politikalarını dayatacaklardır. Türkiye’nin isteğine göre bir Ortadoğu’nun şekillenmesi her zaman kavga, gürültü ve istikrarsızlık getirecektir. Türkiye ‘yeni Osmanlı olacağım’, Ortadoğu’ya hakim olacağım deniyorsa, hiçbir güç Türkiye’ye bunu yaptırmaz. Bu hayaller peşindeki bir Türkiye olsa olsa ancak Enver Paşa’nın macerası gibi bir sonuçla karşılaşır. Biz 2012 yılında daha fazla uluslararası güçler devreye girer derken bunu kastetmiştik.
Başlatacağınız yeni hamlede Avrupa’da hareketinizi destekleyen kitlenin rolü ne olacak?
Önümüzdeki şiddetlenecek mücadele döneminde Kürt halkının bütün potansiyellerinin harekete geçirilmesi gerekiyor. Kuzey Kürdistan’daki mücadele sadece Kuzey Kürdistan’ın mücadelesi değildir. Doğu, Güney ve Batı Kürdistan’daki Kürt halkının da mücadelesidir, onların kazanımlarının güvencesi durumundadır. Avrupa’daki halkımız bu mücadeleye şimdiye kadar büyük destek vermiştir. Avrupa’daki halkımızın bu süreçte de daha örgütlü ve ülkedeki gündemi iyi takip eden, bu gündeme göre derhal tutumunu ortaya koyan ve enerjisini harekete geçiren bir yaklaşım göstermesi gerekir. Avrupa’daki halkımız şunu görmelidir: Türk devleti her alanda bu hareketi boğmak, sınırlandırmak ve etkisizleştirmek istiyor; bu hareketin nefes alacağı hiçbir alan bırakmak istemiyor. Bu açıdan Avrupa’daki halkımız on yıllardır olduğu gibi bundan sonra da Özgürlük Mücadelesinin nefes alanlarından biri olma gerçeğini daha etkili bir biçimde göstermelidir.
‘Gençliğin öncülük yapması lazım’
Orada iki milyon Kürt var, Kürt Özgürlük Hareketi’nin önemli bir tabanı var. Tabii ki bu halk meşru ve demokratik bir mücadele yürütecektir. Örgütlenmeleri demokratik ve meşru olacaktır. Bunu zaten şimdiye kadar böyle yapıyorlar. Oradaki Kürt halkı Avrupa’daki herhangi bir topluma -buna Türk toplumu da dahildir- zarar verici bir yaklaşım içinde olmamıştır. Esas olarak Türk devletinin baskılarına, zulüm politikalarına, katliamlara ve saldırılarına karşı örgütlü protestolarda bulunmuştur. Kürdistan halkına yöneltilen ağır saldırılar karşısında demokratik tepki haklarını kullanmıştır. Kuşkusuz bundan sonra da demokratik duruşunu sürdürecektir. Avrupa’daki halkımız Türk devletinin ve diğer sömürgeci güçlerin Kürt halkına karşı yürüttüğü baskılara karşı seyirci kalamaz. Avrupa’daki halkımızın örgütlü olamaması, mücadele etmemesi için hiçbir gerekçe ve engel yoktur.
Türk devleti her türlü tehdit ve şantaj politikasını izleyerek mücadeleyi kendisine göre engellemeye çalışıyor. Kuşkusuz başta Almanya ve Fransa olmak üzere Avrupa devletlerinin halkımızın örgütlenmesine ve demokratik mücadelesine karşı olumsuz yaklaşımları sürmektedir. Ama Avrupa’daki devletler Türkiye gibi o kadar keyfi ve açık baskıcı tutum takınamazlar. Tamam, siyasal bir yaklaşım gösteriyorlar, Türk devletini memnun etmek için baskı uyguluyorlar. Ama Avrupa’daki halkımız bütün bunları aşarak örgütlü ve demokratik mücadelesini yürütebilir. Türk devletini teşhir edebilir. Özgürlük Mücadelesine her türlü moral değerleri verebilir. Bugüne kadar sürdürdüğü destekleri daha da arttırarak sürdürebilir.
Bu açıdan önümüzdeki dönemde Avrupa’daki halkımızın geçmiş yıllardan daha faklı bir mücadele içinde olması gerekiyor. Artık geçmiş yıllardaki gibi rutin bir mücadeleyle görev ve sorumluluklarını yerine getiremez. Bugünkü mücadelenin varlık-yokluk mücadelesi olduğunu iyi görmek gerekiyor. Belli festivaller, yürüyüşler ve toplantılar olduğunda harekete geçiliyordu. Artık bu tarzla dönem ihtiyaçları karşılanamaz. Özellikle gençliğin bu konuda öncülük yapması lazım. Önemli ve dinamik bir gençlik potansiyeli var. Gençlik hareketinin tüm halk hareketine öncülük yapma sorumluluğu, bütün eylemlerde en önde olma sorumluluğu vardır.
‘Avrupa’daki Kürt basını da ortadan kaldırılmak isteniyor’
Türk devletinin Avrupa’daki örgütlenmemizi daraltmak ve dağıtmak istediği görülüyor. Avrupa’da yayın yapan Kürt basın yayın kurumları ortadan kaldırılmak isteniyor. Ekonomik ve siyasal çıkarlar için Türk devletine yardım eden Avrupa devletleri bu kadar saldırganlık içindeyse, Avrupa’daki halkın örgütlülüğünü, dayanışmasını ve direnişini etkisizleştirmek istiyorlarsa, o zaman onların önem verdiği kadar Avrupa kitlemiz de kendine önem vermeli, mücadelesinin anlamını ve önemini bilerek daha aktif olmalıdır. Dün verdiği değerler ve emeklerin anlamlı olması için mücadelenin başarıya gitmesi gerekir. Yoksa dün emek verdik, her türlü katkımızı sunduk, mücadelenin dış dünyaya açılan nefesi olduk, çocuklarımızı verdik, çok şey yaptık demek, bununla yetinmek doğru değildir. Mücadele başarıya ulaşana kadar sorumlulukların yerine getirilmesi gerekir. Çünkü bütün emeklerimizin anlamlı hale gelmesi başarıdan geçer.
Tabii ki Avrupa’daki halkımızın ve demokratik kurumların başka bir görevi daha vardır: Avrupa’daki siyasi güçleri ve toplumu etkileme, bu yönüyle hem devletlere, hem partilere, hem sivil topluma, hem de halka yönelik bir diplomasi faaliyetini yürütme görevi bulunmaktadır. Hem mücadelenin bütün alanlarında yurtsever görevlerini yerine getirecek, hem de bu diplomatik mücadele içinde yer alacaktır. Örgütlülük sadece bazılarına, belirli bir kesime bırakılacak bir çalışma değildir. Geçmişte cephe çalışanı dediğimiz bilinçli halkımızın, toplumun doğal önderlerinin de bu mücadelenin içinde aktif yer alması gerekiyor. Onlar olmadan Avrupa’da halkımız örgütlü olamaz. Onlar olmadan demokratik bir sistem kurulamaz.
Halkımızın gündemi hemen hemen tüm parçalarda sıcaktır. Halkımız da gelişmeleri takip ediyor. Avrupa’daki Kürt demokratik kurumlarının bu gelişmelere duyarlı olduğunu biliyoruz. Türk devletinin politikası değişmemiştir. AKP’nin çözüm politikası yoktur. Kuşkusuz mücadelemizle AKP’nin de ipliğini pazara çıkardık, maskesini düşürdük. AKP, Türk devletinin en son kullandığı silah durumundadır. Onu da işlemez hale getirecek imkanlara kavuşmuş durumdayız. Mücadelenin en önemlisi ideolojik mücadeledir, psikolojik savaştır, hakikatler savaşıdır. Kimin hakikati güçlüyse o kazanır.
‘Türk devleti KDP’ye baskı yapmayı deneyecek’
Türk ordusu bahar aylarıyla birlikte yeniden sınır ötesi bir operasyonu gündeme getirebilir mi? Askeri olarak şu anki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türk ordusunun bahar aylarıyla birlikte bir sınır ötesi harekat yapacağını düşünmüyoruz. Onun bütün derdi içeride halkı sindirmek, yine fırsat bulursa içeride gerilla güçlerine yönelik harekatlar yapmaktır. Medya Savunma Alanlarında ise daha çok dış güçlere baskı yaparak, KDP üzerinde baskı uygulayarak hareketimizi sıkıştırmaya çalışmaktır. “Operasyon yaparız, Medya Savunma Alanlarına gireriz” gibi yaklaşımlar Güney Kürdistan üzerinde şantaj olduğu gibi, Kürt Özgürlük Hareketi’ni ve gerillayı savunmada tutma yaklaşımlarıdır. Çünkü gerilla etkili harekete geçtiği taktirde çaresiz kalacağını biliyor. Bu bakımdan Türk devletinin esas çabası gerillayı hareketsiz kılmak, kendi mevzilerinde tutmaktır. Bunun için sürekli sınır ötesi operasyonları gündeme getirmektedir.
Geçen yaz gördüğümüz gibi sürekli sınır ötesi operasyondan söz etmiş, ama buna cesaret edememiştir. Çünkü Türk devletinin teknik kullanımı dışında askeri gücüyle sonuç alacak bir kapasitesi yoktur. Medya Savunma Alanlarına yönelik saldırının da sadece teknikle sonuç alması ve etkili olması mümkün değildir. Zaten tekniği her zaman kullanıyor. Keşif uçaklarının verdiği bilgilerle hava saldırıları sürekli yapılmaktadır. Kuşkusuz Medya Savunma Alanlarına yönelik herhangi bir saldırıya karşı tedbirler alınacaktır, ama Türk ordusu gelecek, operasyon yapacak, şöyle vuracak, böyle kıracak gibi bir beklentiyle hareket etme durumumuz yoktur. Şu anda bizim bir sınır ötesi operasyon beklentimizden çok, Türk devleti gerillanın direnişini düşünmektedir. Türk devleti gelinen aşamada bir çıkmazı yaşamaktadır.
Askeri olarak gerillanın zaten yaz boyu üstünlüğü ortaya çıktı. Bunu herkes kabul etti. Geliyê Tiyare’de gerillanın tedbirsizliği ve karşısındaki gücü ciddiye almaması sonucu 35 kayıp verildi. Yine bazı yerlerde verdiğimiz kısmi kayıplar oldu. Bunlar savaş ortamında her zaman olabilecek kayıplardır. Son iki üç yıl içinde savaşın dozu biraz düşmüştü. Çünkü biz ateşkes halindeydik. Ordu operasyon yapıyor, fırsatını bulduğunda gerillayı vurmaya çalışıyordu. Ama şimdi o tek taraflı ateşkes bitti. Şimdi sadece fırsat bulduğunda değil, sürekli bir operasyon yaparak kendine göre gerillaya darbe vurmak istemektedir. Bunun sonucu çatışmalar şiddetlenmekte, kayıplar da belirli düzeyde artmaktadır. Şunu belirtelim: Son dönemde verdiğimiz kayıplar savaşın sürdüğü herhangi bir yıldaki kayıplardan daha azdır, fazla değildir. Bu açıdan Türk devletinin öyle vurduk, çok azı kaldı gibi söylemleri doğru değildir. Psikolojik savaş gereği bu tür söylemleri arttırmışlardır. Kaldı ki, Türk ordusunun kayıpları gerillanın kayıplarının çok çok üstündedir. Zaten geçen aylar konum olarak gerillanın büyük bir inisiyatifi ve etkinliği vardı, asker ve polis karakollarından çıkamıyordu. Bilinmelidir ki, propagandayla gerçekler değiştirilemez. Gerilla her dönemden daha fazla direnişi yükseltecek iradeye, inanca ve kapasiteye sahiptir.
Siyasi soykırım operasyonları artarak devam ediyor. Türk devleti bu gözaltı ve tutuklamalarda serhildanları ve Demokratik Özerklik’in inşasını mı engellemek istiyor?
Siyasi soykırım operasyonlarının güncel nedenleri de vardır. Ama esas olarak Kürt Özgürlük Hareketi’nin etkisizleştirmesini hedefliyor. Dolayısıyla Demokratik Özerklik’in inşası engellenmek isteniyor. Kürt sorununda çözüm politikası olmayan bir hükümetin bundan başka yapacağı bir şey yoktur. Ya Kürt sorununu çözecek ya da varlığını ve özgürlüğünü dayatan Kürt halkının direnişini kırmaya ve kendi politikasını kabul ettirmeye çalışacaktır. AKP Hükümetinin şimdi yaptığı budur. PKK’yi tasfiye etmede fırsat bulacağını hesaplıyor. Bu nedenle yükleniyor.
Türk devleti Demokratik Özerklik’i kabul etmiyor. Kürtlerin kendi kendini yönetmesini kabul etmiyor. Bunu açıkça ortaya koymuştur. Bunu Türkiye’nin bölünmesi olarak görmektedir. Hatta kendi çözümsüzlüğüne gerekçe bulmak için “PKK kendisi için egemenlik alanı, iktidar alanı istiyor” gibi demagojiler ve saptırmalarla Demokratik Özerklik’i reddetmekte ve inşasını engellemek için bu saldırıları yürütmektedir. Aslında sistemde belirli rötuşlarla Kürtleri yeni siyasi egemenlik ve kültürel soykırım sistemi içinde tutmak istiyor. Tutuklamalar yaparak Kürt toplumunu buna rıza gösterir hale getirmek istiyor.
Tüm Kürtler AKP Hükümetinin bu gerçeğini görmelidir. AKP Hükümetinin çözüm politikası yoktur. Bu nedenle bu kadar tutuklamalar yapıyor, saldırılar yapıyor ki Kürtler bu taleplerinden vazgeçsin, önlerine atılacak kırıntıları kabul etsin. Bülent Arınç “Kürtlerin haklarını vereceğiz” diyordu. Bunun diğer anlamı, AKP ne verirse Kürtler kabul etsindir. Zaten Meclisteki konuşmasını daha sonra bu çerçevede açığa kavuşturmuştur. Bütün saldırıların amacı budur. Bu gerçeği herkes bilmeli, ona göre birliğini geliştirip mücadelelerini yükseltmelidir.
‘Devlet Roboskî’deki suçluları açığa çıkarmaz’
Roboskî katliamının Devlet tarafından yapıldığı kabul edilip sorumluları açığa çıkarılıp özür dileneceğine bir yanlışlık gibi gösterilmektedir. Faillerini ortaya çıkarmaktan çok, tazminatla susturma politikası izliyor. Hükümetin bu konudaki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dikkat edilirse 34 insan katledilmiş, ama katliam sıradanlaştırılmıştır. Geçmişte insanlar mitinglerde vuruluyor, yürüyüşlerde öldürülüyordu. Polis ve askerin öldürdüğü bu insanlar bir süre sonra unutuluyordu. Aynı yaklaşım şimdi Roboskî katliamında da gösterilmektedir. Halbuki Roboskî katliamı devletin Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yürüttüğü imha konseptinin parçası olarak gündeme gelmiştir. Öyle tesadüfen, yanlışlıkla gerçekleşen bir olay değildir. Herkes yanlışlıkla olamayacağını söylüyor. Amaç gerillanın merkezi olan Botan bölgesindeki halkı sindirmektir. Bunun için rahatlıkla insanlar öldürülmüştür.
Roboskî katliamı devlet politikası gereği devlet kurumları tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu açıdan Selahattin Demirtaş’ın sorduğu soru yanlış değildi. Demirtaş Başbakan’a “İçlerinde PKK’liler var, vuralım mı diye soruldu mu sorulmadı mı? Sen de vur dedin mi, demedin mi?” sorusunu yöneltmişti. Başbakan buna cevap vereceğine Demirtaş’a küfretti. Hem suçlu hem güçlü denilen bir tavır sergiledi.
Her şey açık olmasına, grubun PKK ile ilgisi olmamasına, hepsinin köylü olduğunu kendileri de söylemelerine rağmen, AKP yandaşı basında neden hala “İçlerinde altı PKK’li de vardı, öldürüldüler, bunun intikamını alacaklar” deniliyor? Neden bu tür haberler çıkarılarak olay muğlaklaştırılıyor? Bunun bir nedeni olmalıdır. Bu tür haber ve değerlendirmeler açıktan açığa AKP’yi temize çıkarmanın bir yoludur. Sivillerin öleceği bile bile bu eylem yapılmıştır. Türk devleti değişmiş, AKP değişmiş gibi bir şey yoktur. Başbakan seçim öncesinde “Biz olsaydık Abdullah Öcalan’ı asardık” demedi mi? Bu açıdan Roboskî suçlularının açığa çıkarılması mümkün değildir. Son yıllarda işlenen cinayetler belgelidir ve hafızalardan silinmemiştir. AKP yardakçıları belki görmezler, ama gerçek böyledir. Bu nedenle Roboskî’deki suçların açığa çıkarılması beklenmemelidir. Kaldı ki suç ortağıdırlar.
Şöyle bir konsept benimsenmiştir: Ne olursa olsun Kürt Özgürlük Hareketi ezilecektir. Bu yönüyle Necdet Özel’le her türlü anlaşma yapılmıştır. Abdullah Gül çok sert bir şekilde “Cezalarını bulacaklar, düşünemeyecekleri acılar yaşatacağız” demedi mi? Bu politika ve söylemin benimsendiği yerde bu tür olayların olacağı açıktır. Artık bundan sonra bizden insaf beklemesin dedikleri bunlardır.
Özür dilemiyor, çünkü suç ortağıdır. Özür dilerse gereğini yapması gerekir. Tazminatla susturma politikası izliyorlar. Onlara göre Kürtler için zaten özgürlük yoktur, demokrasi yoktur, onur yoktur, şeref yoktur. Dersim’de Kürtlerin nasıl tanımlandığı biliniyor: “Beyaz donlular, yaşamın anlamını bir avuç darı yemekten ibaret sananlar, bundan başka bir şey bilmeyen insanlar!” Kürtlere böyle bakılıyor. Bu nedenle gitmek de özür dilemektir, para vermek de biçiminde yaklaşımlar gösteriliyor. Köylüler bilinçli vurulmuş. Kim vurmuş? Devlet vurmuş. Kime bağlı, kimden emir alıyor? Hükümetten alıyor. Öyle derin devlet komplosu, AKP’ye komplo, bunların hepsi şehir hikayesidir. İşin gerçeği ise PKK’yi tasfiye etme konseptinin gereği olarak yapılan bir katliamdır.
ANF/BEHDİNAN
YARIN:
* Demokratik bir anayasa yapılabilir mi?
* Alevilere ‘ortak mücadele’ çağrısı
* PKK’nin gelir kaynakları ve yeni ‘Varlık Vergisi’