M. Ali Birand’ın anne tarafının Kürt çıkması medyada epeyce konuşuldu. Konumuz bu değil ama tarihin bu virajında Kürt olduğunu farketmenin/açıklamanın Birand açısından geçerli sebepleri vardır mutlaka. Kafasına taş düşmemişse eğer, ifşa etmenin zamanı geldiğine kanaat getirmiş. Birand’ın dayısı söylemiş Kürt olduğunu. Dayısı Mahmut Dikerdem. Eski TKP’li, emekli büyükelçi. Rahmetli bu dünyadan göçeli 19 yıl olmuş. Yani Birand yaklaşık 20 yıldır bu gerçeğin farkında. Demek ki Kürt olduğunu söylemenin koşulları şimdi oluşmuş. Koşulları kimin nasıl oluşturduğunu da biliyordur Birand ama bunu söylemek için de sanırız bir 20 yıl daha bekleyecektir.

Bir de Kürt kökenliler var. Kürt olduğunu değil de Kürt kökenli olduğunu söyleyenler. AKP’li vekillerden tutun da tv ekranlarında, gazetelerin magazin eklerinde tonlarcası var bunların. Neden Kürt değil de Kürt kökenli? Örneğin Tayyip Erdoğan da konu açılınca „benim Kürt kökenli vatandaşlarım“ diyor da Kürt vatandaşlarım demiyor. Çünkü onun „vatandaşları„ Kürtler değil, Kürt kökenliler oluyor. Aslında “Kürt kökenli Türkleri” kastediyor. Böyle bir kavram olur mu olmaz mı tartışmasını bir yana bırakıp kimlerden bahsettiğini söyleyelim biz.
Kürt kökenliler, kimliğini ancak devletin çizdiği sınırları gözeterek açıklayanlar oluyor. Ki o sınırlar da anayasada açık seçik belli. Anayasanın 3. maddesi „devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü“ diye başlar. İşte o belirlemedeki „milletin bölünmezliği“ ifadesi Kürt kimliğini reddediyor. Herkesin „kökeni varsa bile Türk“ olduğunu, olması gerektiğini söylüyor. Zaten Kürt kökenliler de etnik kimliklerini ancak bu şekilde, yani devletin emrettiği biçimde açıklayabiliyor.
Kürt kökenli Türklerden bolcası var. Öncelik iktidara yakın duranlarda elbette ki. Çıkarları doğrultusunda iktidarlarla ilişkilenen bu kesimler, Kürt kimliğini açıktan sahiplenmez, devletin kırmızı çizgilerini gözetirler. Çıkar ilişkisinin yanı sıra devletin gazabından korkanlar da aynı kulvarda gezerler. Çeşitli nedenlerden dolayı asimile olmuşlardır. İşin traji-komik olan yönü ise bu kimlikleriyle Türk tarafında da yeterince kabul görmemeleridir. Köklerinden yeterince kopamadıkları için Kürtlükleri hep sırıtmıştır. Türklere göre onlar; asimile edilememiş, yeterince Türk olamamışlardır. Anlayacağınız iki arada bir derede kalmışlardır.
Hangi dilde konuşursa konuşsun Kürtlerle Kürt kökenlileri birbirinden ayırmak hayli kolaylaşmıştır. Zira; Kürt kökenlilerin siyasi tercihi AKP veya CHP’dir. Kürtlerin ise BDP.
Kürt kökenliler, Türkler tarafından “din kardeşlerimiz, ama onlar da insan” denilerek şefkatle kucaklanırken, Kürtler ise “sözde vatandaş” veya “teröristtir.”
Kürt kökenlilere devlet hep havuç uzatırken Kürtlere ise jop, biber gazı veya kazan bombası uzatır.
Kürt kökenliler ne şiş yansın ne kebap der, Kürtler ise “kaybedecek neyim var ki!”
Geçenlerde bir tv kanalında Kürt kökenli Mehmet Metiner konuşuyordu yine. BDP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda görüş bildiriyordu. “Eğer başbakanımız dokunulmazlıkların kaldırılması tavrı içerisindeyse ben de evet oyu veririm” diyordu.
Kürt sorunu gibi tarihsel bir öneme sahip bu konu hakkında ikide bir M.Metiner’den görüş almak Türkiye için çok talihsiz bir durum. Kürt olamayacak kadar yüreksiz, İslamcı olamayacak kadar kıvrak, herhangi bir şey olamayacak kadar da pragmatist olan Metiner’den Kürt sorunu hakkında görüş almak, hangi tv kanalı, hangi anlı şanlı gazeteci olursa olsun, kendi zihniyetini ortaya koymaktadır. Tam TRT 6 kafası yani.
Anlaşılacağı üzere; Kürt kökenli Türkler yoktur. Asimile edilmiş Kürtler vardır.
Aşağıdaki deyiş de Kürt kökenlilere kapak olsun.
İnsanda yoksa haya edep
Neylesin medrese mektep
Okusa alim olsa
Yine merkep yine merkep.