
Ortadoğu uzmanı Prof. Dr. Werner Ruf, Suriye’nin durumunun bütün bölgeyi etkileyecek bir duruma geldiğini belirtiyor. Ruf, „Bu bütün bölgenin alevler içinde olması demektir ve sadece Batı’yı değil Suudileri, Katar’ı, Suriye ve Irak sınırı olduğu için Türkiye’yi ilgilendiriyor“ dedi.
Ruf, 2003 yılına kadar Kassel Üniversitesi’nde profesörlük yaptı. Bilimsel araştırmalar için uzun süre Arap ülkelerinde kalan Ruf, 1961-67 yılları arasında Fas, Tunus ve Cezayir’in içinde bulunduğu Mağrip Bölgesi’nde kaldı. Ruf, New York, Air Marseille ve Almanya Essen Üniversitelerinde ders verdi. Ruf ile Ortadoğu, Suriye ve Kürdistan’daki gelişmeler üzerine konuştuk.
Suriye’deki mevcut durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu çatışmaların daha uzun bir süreye yayılma durumu var mı?
Ben daha geriden başlamak istiyorum. Suriye’deki çatışmalar, Libya savaşından daha uzun sürmektedir. Çatışma ortamı bir sene altı aydır devam ediyor ve geçen yıl nisan ayından itibaren uluslararası çatışma haline dönüşmüştür. Dolayısıyla durumun olağanüstü karmaşık olduğunu düşünüyorum. Konu sadece Suriye’deki çatışma hakkında değil, aynı zamanda süper güçlerin konumlanmasıyla da ilgilidir. Suriye, İran’ın güvendiği son ortağıdır. Batı’nın ve çoğu Arap devletlerinin çıkarı, İran’ı zayıflatmak, kuşatmak, muhtemelen ortadan kaldımaktır. Bu aynı zamanda İsrail’in çıkarlarıyla da örtüşüyor. İkinci nokta ise, Suriye çok uluslu ve çok mezhepli bir devlettir ve kendisi çoktan iç savaştadır. Suriye kırılma noktasına geldi ve iç savaşın içine düştü. Muhtemelen Lübnan’ı da dahil edecek. Bu bütün bölgenin alevler içinde olması demektir ve sadece Batı’yı değil Suudileri, Katar’ı, Suriye ve Irak sınırı olduğu için Türkiye’yi ilgilendiriyor.
Kürtler şiddete başvurmadan kazanım elde etti bu konuda ne diyeceksiniz?
Ben bunun bir devrim mi, iktidarı ele geçirme mi olduğundan emin değilim. Üzerinde spekülasyonlar yapılıyor. Beşar Esad göz yummuş da olabilir. Ama Kürtler artık kendi bölgelerinde bir üstünlüğe sahip. Artık Suriye’de ve Türkiye’de daha önce hiç görülmemiş bir özerkliğin oluşumu söz konusudur.
Suriye’de Kürtler Öcalan’ın Demokratik Özerklik modelini esas alıyor. Bu konudaki görüşleriniz nedir?
Burada Kürt halkı yönetim, kültür, sağlık gibi konuları kendileri organize etmeye çalışıyor. Bir toplumsal alt yapıyı kendi eline alıyor. Bu Ortadoğu’da yeni bir kavramı ifade ediyor. Suriye’deki özerklik, Türkiye’nin kendi bölgesindeki Kürtler için engellediği bir durum. Suriye’de gerçekleşen bu deneyi, Türkiye kendisi için bunu eşi görülmemiş büyük bir meydan okuma olarak değerlendiriyor. Irak’taki özerkliğin yanı sıra Suriye’de olup bitenler, Kürt hareketine coşku katıyor. Böylece Birinci Dünya Savaşı‘ndan sonra ulusal bir sorun karşımıza çıkıyor. Özerklik, „ben mevcut devletin sınırları içinde kalıyorum. Ama kendi sosyal ve kültürel boyutlarımı kendim yönetmek istiyorum“ demektir. Ancak Türkiye özerkliği aynı zamanda bağımsız devlete doğru önemli bir adım olarak anladığı için özerkliği kendisine karşı büyük bir meydan okuma olarak görüyor.
Almanya Suriye’de Kürtlerin mücadelesini nasıl değerlendiriyor?
Bence, hükümetler açısından başka unsurlar önem taşıyor, otonomi, öz-yönetim, demokrasi gibi şeyler değil. Tabii ki bunlar her zaman belirli çıkarları ifade etmek ve göstermek için kulanılıyor. Ben bu konuda Alman hükümetin tutarlı bir şekilde NATO politikasının arkasında olduğunu düşünüyorum. NATO’nun, ABD’nin ilk etapta ne gibi politika sergileyeceği açık bir sorudur. Türkiye’ye gelince, ne olursa olsun, bu çatışma sürecinde NATO’nun önemli üyesidir. NATO açısından önemli bir söz sahipliği vardır.
Suriye’de El Kaide’nin çatışmalarda yer aldığı şeklinde Batı medyasında haberler çıkmıştı. Bu yönlü şüpheler var mıdır?
Bunlar varsayımlar değil, bu artık bir gerçektir. Suriye’de en az 3 bine yakın Libya’dan gelen cihatçılar savaşıyor. Bu konuda raporlar mevcut.
Hatta bunu FAZ (Frankfurter Allgemeine Zeitung) bildirmişti. Bunlar deneyimli savaşçılar, bunlar Afganistan’da bile savaşıyordu. Kaddafi zamanında cezaevlerinde mahkumdular. Kuşkusuz Irak’tan El Kaide adına gelen gruplar da var. Bunlar Suudiler ve Katar tarafından finanse edilmektedir. Bu iki ülke bu grupları besliyor, silah sağlıyor. Ancak burada birşeyler göz ardı ediliyor. İlginç olan ABD olanlara sessiz kalmakla yetinmiyor aynı zamanda destekliyor. ABD Dış İlişkiler Konseyi üyesi (Council of Foreign Relations) ile bir röportaj var ve burada açıkça: „Belirli koşullar altında El Kaide üyeleri bizim müttefiklerimizdir. Tıpkı Afganistan’da Sovyet varlığına karşı savaştıkları gibi“ diyor. Bu grup hiçbir zaman tamamen kırılmamıştır. Bu kişiler eğer Suriye’de olduğu gibi faydalı olursa o zaman tekrar kullanılacaktır. İpler de Suudi Arabistan’ın elinde olacak. Bu kendi Vahabi ideolojisi, El Kaide ideolojisinden uzak değil.
Mısır’da Cumhurbaşkanı’nın askeri güçten düşürme çabaları var. Bunu Ortadoğu’daki diğer dengeler arasında nasıl görüyorsunuz?
Mısır’da asker bence henüz güçsüzleştirilmemiştir. Bu çok basittir. Çünkü ilk önce ekonomik koşullarla ilgilidir. Mısır ekonomisinin yüzde 40’ı Mısır askerinin kontrolü altındadır ve bu yüzden kontrolü öyle kolay elden düşürmeyecek. Yeni Cumhurbaşkanı Mursı’nin cesaretli girişimi, daha önce görülmemiş bir güç gösterisidir. Bu güç gösterisini kazanacak veya sağ salim kalabilecek mi? Bunu gelecek haftalar gösterecek.
Libya’daki mevcut gelişmeler hakkında ne düşünüyorsunuz? Orada Kaddafi’den sonra gerçekten söyledikleri gibi sorunlar çözüldü mü?
Libya gibi bir yerde seçimler ne anlama gelebilir ki? Libya hiçbir zaman birleşik bir ulus devleti olmamıştır. Libya, sivil toplum bakımından herhangi bir altyapıya sahip değildir. Libya’da hiçbir parti yoktur, ne sendikalar vardır ne de ulusal bir organizasyonları bulunmaktadır. Ulusal düzeyde insan hakları örgütleri de söz konusu değil. Kadın örgütü gibi kurumlar Libya’da yoktur. Libya geçmişte ve bugünde bir aşiret toplumudur ve çatışmaların sonucunda oluşan Doğu Libya’daki aşiretlerin tekrar yine söz sahibi olmasıdır. Eskiden Batı Libya aşiretleri üzerinde söz sahibi olanlar çoğunlukla Kaddafi’yi destekliyordu. Doğu Libya bölgesi en önemli petrol kaynaklarına sahiptir. Oranın durumu henüz netleşmemiştir. Belli ki, orada oluşan milisler, artık silahlarını kolay kolay bırakmayacak. Bunlar devamlı savaşacaklar. Üstelik çoğunlukla aşiret düzeyde organize oluyorlar. Ben, Libya’yı çürüyen bir devlet olarak görüyorum. Bir trajik durum olarak şu belirtilmelidir: ABD nereye müdahale ederse, ister Afganistan, Irak ve Libya olsun geride hep dağılmış bir devlet bırakıyor. Bana öyle geliyor ki, aynısı Suriye’de gerçekleşir. Yani bu sadece Suriye devletinin çöküşü anlamına gelmiyor, aynı zaman Lübnan da bu girdabın içine çekilebilir ve böylesi bir politik durum, bütün Ortadoğu’yu ateşlerle sarar.
ÇETİN DEMİRBİLEK/KASSEL