Diyarbekir zindanında 1980 sonrası yapılan işkenceler, itirafçılaştırmalar, ihanetler, direnişler şahadetler anlatmakla, yazmakla bitmez. Diyarbekir zindanı ile ilgili çokça kitap okudum, Kürt direnişçilerinin anılarının birebir kendilerinden dinledim. En son olarak da 27 yıldan beri Cenevre’de sürgünde yaşayan, Diyarbekir zindanında gördüğü işkencelerden dolayı uzun yıllar tedavi gören, yirmi yıl önce malülen emekli olan, Ali Ekber Gürgöz’ün kaleme aldığı “Diyarbakır Gecesi - Türkiye’de Kürt Olmak” kitabını okuma fırsatını buldum.
Ali Ekber, Dersim’in Mazgirt İlçesinin Kızılkale köyünden. Dedesi 1938 Dersim tertelesinde MİT ajanı Ali Yıldırım’ın ihbarı üzerine jandarmalar tarafından köyünden alınıp götürülüyor. Bir daha da geri dönmüyor. Dedesini götürdüklerinde Ali Ekber’in babası M.Ali Gürgöz daha henüz 9 yaşındadır. Babası götürüldükten sonra günlerce yolda babasının gelmesini bekler. Nafile bir bekleyiş olduğunu, sömürgecilerin insafsız olduğunu çocuk yaşlarında belleğine kayıt eder.
Ali Ekber, 12 Eylül sabahı Ankara’dadır. Üniversite yerleştirme sınavlarında Hukuk Fakültesini kazanmıştır. Kaydını yaptırdıktan sonra Diyarbekir’e gelir. Bir gece evleri basılır ve ablası ile birlikte 20 Eylül 1980 tarihinde gece yarısı evlerine gelen polisler tarafından gözaltına alınırlar.
M.Ali ağabey de çocuklarının peşine düşer. Ancak polis şefi kendileri ile gitmesini engellerler.
İstikamet Kurdoğlu sorgulama merkezi (yani işkence merkezi). Burada kardeşi ile birlikte onyedi gün kalırlar. Hergün başta filistin askısı, elektrik vermek olmak üzere işkencenin her cinsi ile tanışırlar. Ne mensubu olduğu örgüt, ne de aranan kardeşleri ile ilgili tek bir şey öğrenemez işkenceciler. On yedi gün sonra Diyarbekir toplama kampındadırlar.
Cezaevinde ilk defa “Bokkosa” lakaplı hava başçavuşu Mevlut Akkoyunlu’nun huzuruna alınıyorlar. Bu Mevlut cezaevine Esat Oktay geldikten sonra onun yardımcısı oluyor. Esat ile birlikte Kürtleri Türkleştirme operasyonunun her safhasında yardımcılığını yapıyor. Esat yaptıklarının bedelini bu dünyada ödedi. Diğerleride diğer tarafta öderler inşallah.
Ali Ekber, 29 Ağustos 1985 tarihinde İzmir’den vapurla yola çıkıyor. İsviçre’ye geliyor. Burada sağlık sorunlarına rağmen kendisine ve ulusunun evlatlarına yapılan işkenceleri Avrupa kamuoyuna anlatabilmek için kısa zamanda Fransızca öğreniyor. Sonrada yaşadıklarını Fransızca olarak kaleme alıyor. Kitap 1997 yılında Fransa’da Harmattan yayınevinden “La Nuit de Diyarbakır-Etre Kurde en Turquie” ismi ile yayınlanıyor. Kitabını dönemin ABD başkanı sayın Clinton, rahmetli madam Mitterand ve İsviçre C.Başkanı Monsıor Arnold koller’e gönderiyor. Hepsi kendisine cevap verip teşekkür ediyorlar.
Kitaba gorbihişt İ.Şerif Vanlı, papaz Alain Weyler ve 1997 yılında Sosyalist Parti Milletvekili olan Jean Ziegler önsöz yazmış. Kitabın en önemli özelliği hiç abartmadan tüm gerçekleri olduğu gibi yazması. Esat Oktay’ın koyduğu kurallara uyuyor, ancak kurallara uymalarına rağmen itirafçı, ispiyoncu olmayanlara da aynı zulmün reva görüldüğünü çok yalın bir dille anlatıyor. Kitabı okuyanlar kurallara uyanlara bu işkence yapıldığına göre kurallara uymayanların başına neler getirildiği Mazlum, Ferhat, Necmi, Mahmut, Hayri, Yılmaz, Necmettin’in yaşam çizgilerinden anlaşılıyor.
Ali Ekber’in kardeşinin duruşmasından bir gün önce ben, babası ve kendisi Ankara Necatibey Cad. Meserret Oteli’nde yatarken gecenin saat 00.3’ünde “yeter ulan cereyan vermeyin, bizlere zulüm etmeyin. Ablamı dövmeyin, onun yerine beni dövün” şeklinde bağırması üzerine rahmetli M.Ali ağabey ile birlikte kalkıp sayıklamasını bitirmesini beklediğimizi, babasının döktüğü göz yaşlarını unutamam. A.Ekber uyandığında kendisne sorduğumda “ağabey bana, arkadaşlarıma, ablama zebaniler rüyamda işkence yapıyorlardı “demişti.
Ekber’in “Diyarbakır Gecesi” kitabınında İstanbul –f tipi cezaevine girmesi yasaklandı. Sadece O’nun kitabı değil, Kürt gençleri ile yapılan söyleşileri anlatan “Bildiğin Gibi Değil”, “Toplumsal ve Sosyalist Mücadelelerin Tarihi” ansiklopedisi de yasaklar arasına girmiş. Türkiye’de iktidarlar değişiyor ama yasaklar değişmiyor. Bu da Kemalist diktatörlüğün taktiğidir!
***
KÜRDİSTAN TARİHİN’DE BU HAFTA:
* Celadet Bedirxan ve arkadaşları tarafından çıkartılan HAWAR dergisi latin alfabesi ile 15 Mayıs 1932 tarihinde Şam’da yayınlanmaya başlandı.
* Roja Newe gazetesinin ilk sayısı 15 Mayıs 1963’te İstanbul’da yayınlandı.
* Kürt yurtseveri ve devrimcisi, Dicle-Fırat gazetesinin sahibi ve yazarı, 23’ler ve DDKO davası sanığı Edip Karahan 15 Mayıs 1976 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu aramızdan ayrıldı.
* Xoybun’un örgütlediği Ağrı Kürt Milli Hareketi, İhsan Nuri Paşa’nın öncülüğünde 16 Mayıs 1927’de başladı.
* PKK’nin öncü kadrolarından Ferhat Kutay, Necmi Öner, Mahmut Zengin, Eşref Anyık 17 Mayıs 1982 tarihinde Diyarbekir Zindanında teslimiyeti ve zulmü protesto etmek için kendilerini yakarak şehit oldular.
* PKK’nin öncü kadrolarından Haki Karer, 18 Mayıs 1977 tarihinde Antep’te ‘beş parçacı’ların, Halil Çavgun ise 18 Mayıs 1978’de Hilvan’da sömürgeciler ve işbirlikçilerinin komplosunda şehit düştüler.
‘Diyarbakır Gecesi Türkiye’de Kürt Olmak’