Süleyman Demirel’in kendisiyle özdeşleşen bir sözü vardı. "Dün dündür, bugün bugündür" lafının telif hakları Demirel’e aittir. Sanırım şimdi Demirel dahi Erdoğan ve ekibinin yaptıklarına baktığında hayretler içinde kalıyor, "bunlar beni de geçti" diyordur.

Gerçekten de son birkaç aydaki gelişmelere, söylem ve uygulanan pratiğe bakıldığında Erdoğan’ın Demirel’e fötrü tersten taktırdığı görülecektir.
Daha birkaç ay öncesine kadar elinde yağlı urganlarla meydan meydan dolaşıyor ve Devlet Bahçeli’ye Öcalan’ı asmadıkları için ver yansın ediyordu Erdoğan. Yine daha dün BDP Milletvekilleri dağda karşılaştıkları kardeşlerine sarıldıkları için alel-acele fezlekeler hazırlatıp meclise sevkeden Erdoğan’dan başkası değildi. "Teröristle, terörist başıyla müzakere olur mu" diye kestirip atan da Erdoğan’dı. Bununla da yetinmeyerek "İmralı tecriti sonsuza kadar devam edecek" diye üst perdeden atıp tutan da Erdoğan’ın kendisiydi.
Tüm bunları diyen, birkaç ay öncesine kadar esip gürleyen Erdoğan bugün tam da Demirel’in lafına uygun davranışlar içinde. TC Öcalan’la görüşüyor, Öcalan’ın mesajı hemen hemen tüm ulusal Türk televizyonlarından canlı olarak veriliyor; Newroz kutlamasının Kesk û Sor û Zer’li bayrak, amblem ve sembolleri her Türk hanesinin içine kadar nüfuz ediyor.
Erdoğan her sıkışıklıkta dokunulmazlıklarının kaldırılmasını istediği BDP’lilerin kapısını çalarak, İmralı’ya gitmeleri ricasında bulunuyor. "Komisyon olmaz, TBMM devreye girmez" diyen Erdoğan, ertesi gün Akil İnsanlar Heyeti’ni topluyor, Meclis’e komisyon kurulması talimatını veriyor. Ejdadı Osmanlıyı örnek göstererek Kürdistan, Lazistan eyaletlerinden bahsediyor ve oluşturduğu heyete bugünün yedi coğrafik, yarının belki de yedi siyasi ve idari bölgesinde faaliyette bulunmalarını salık veriyor.
Erdoğan önce PKK gerillaları için "nasıl ve hangi yollardan gelmişlerse öyle çıksınlar" diyordu. Ardından "geri çekilme silahsız olsun", birkaç gün aradan sonra ise "silahları gömüp öyle çıksınlar" demeye başladı.
Öyle görünüyor ki Erdoğan’ın çevresindeki en akıllılardan oluşturduğu Danışmanlar Kurulu kimi noktaları akıl edemiyor. Örneğin silahları tek tek mi gömecekler, toplu mu? Kontrol için gömdükleri yere bir işaret bırakılacak mı? Silahları gömme işi kazma kürekle zaman alacağından ve Erdoğan’ın acelesi olduğundan kepçe ve dozer tahsis edilecek mi? Edilecekse bunlar hangi mekan ve hangi noktada gerillaların hizmetine sunulacak? Silahları gömme işini gözetleyip tasdik edecek noterler bulunacak mı? Gerillalar "silahları gömdük" der, sonra biri çıkar da "yok gömmediler" derse ne olacak, hangi hakemin kapısı çalınacak? Yok birilerinin önerdiği gibi silahlarını bırakıp gideceklerse, toplama işi için çadır mı kurulacak? Kurulacaksa hangi vadi ve tepede?
Bir de tabii Türk "hassasiyetini" gözetmek ve Habur’daki gibi bir "yol kazasının" yaşanmaması için, geri çekilen gerillalar giysi ve üniformalarını ne yapacaklar? Bunları da gömecekler mi? Peki ya ayakkabılarını, mekaplarını ne yapacaklar? Bunları da gömerlerse, yüzlerce kilometrelik dağ ve vadilerden, taş ve çakıldan oluşan yolu nasıl yürüyecekler? Bu olamayacağına, olsa bile epeyce bir zaman alacağına göre cemse veya helikopter tahsisinde bulunulacak mı?
Bir de bakarsınız bir aklı evvel Erdoğan’a yaranmak amacıyla "tünel kazıyarak çıksınlar" önerisinde bulunabilir. Gidenlerin bir de geri dönüşü var, "pakette" yer alan. "Entegre" olmak için yeniden Habur’dan giriş yaptıklarında "süreci" 2009’daki gibi "tıkamamak" ve "Türk hassasiyetlerini" gözetmek amacıyla çıplak mı girecekler, yoksa TC sınırda Simokin mi dağıtacak?
İşte Erdoğan’ın oluşturduğu Akıllılar Heyeti tüm bunları gidip Türk toplumuna anlatıp destek sağlamaya çalışacak. Akıllılar Heyeti’nin bileşimine Aziz Nesin ne derdi, bilmiyorum. Onun koyduğu ölçüye uygun olup olmadığına Türk toplumu karar vermeli. Heyetin bir eksiği var. Ferdi Tayfur da olsa iyi olurdu. Sanırım Erdoğan ve danışmanlarının yetiştikleri, sosyalleştikleri ortam birbirlerinden farklı.
Bir de Erdoğan’ın gidip Ahmet Hakan’ın kulaklarını çekip heyetle amaçlananı anlatması gerekir. O henüz olup biteni kavramamış. Ahmet Hakan memleket işgal edilmememiş ki Heyet-i Nasiha’ya ihtiyaç olsun, gidip ey ahali "Maceraya atılmaya gerek yoktur, direnişe geçilmesin’ diye ikna etmeye mi çalışacak" diye soruyor.
Erdoğan’ın oluşturduğu heyet tam da Türk toplumunu iknaya çalışacak bir işlev görecek. Tamam, Türklerin sonradan yurt edindikleri topraklar işgal edilmemiş. Ama Türk devletinin işgal altında tuttuğu toprakların bir bölümünde egemenliği ciddi oranda sarsıntı içinde ve Kürt halkı gaspedilmiş haklarını almakta kararlı. Böyle olduğu içindir ki Kürt halkının Erdoğan’ın Heyet-i Nasiha’sına ihtiyacı yok. Kürt halkı savaşırken de, konuşurken de evlatlarının yanında olduğunu birçok kez kanıtladı. Türk toplumuna öcü olarak gösterilen PKK Newroz’la birlikte herşeyi ile legalleşmeye başladı. Dün kırmızı çuha görmüş boğalar gibi Kürt halkına her türlü alçakca saldırıya imza atmış Türk kolluk kuvvetleri, bugün PKK bayrak ve sembolleriyle donatılmış alanları uzaktan seyretmeyle meşguller.
Abdullah Gül "bu işlerin nihayetinde dağdaki insanlar silahı bırakıp normal hayata geçmezse, bu işler 3-5 sene sonra yeniden başlar ve çok daha kötü olur açık söyleyeyim" diyerek Heyet-i Nasiha’da baş köşeyi kapıyor. Düne kadar ateşkes yapacaklar, geri çekilip teslim olacaklar diye aylarca propaganda yürüten Erdoğan’ın hınk deyicisi Abdülkadir Selvi ise olup biteni "Türkiye Cumhuriyeti'nin karşı karşıya olduğu beka sorununun çözümü" olarak niteliyor.
Bir Erdoğan Potporisi hazırlamak için oturduğum masadan böyle bir yazıyla çıktım. Özrüm kabulola!

msahin1@web.de