26 Ağustos günü başlayan ve 1 Eylül’e kadar sürecek olan ‘Dünya Su Haftası’na yüze yakın ülkeden katılan iki bin civarında hükümet görevlisi, bürokrat ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri su sorununu masaya yatırıyor. Giderek daha yakıcı hale gelen su sorunu, düzenlenen konferans, panel ve toplantılarda ele alınıyor. Konferansta suyun tasarruf edilmesi için çaba gösteren kişi, kuruluş veya firmaya ödül veriliyor.

Verilen ödüle tepki
‘Dünya Su Haftası’ jurisi, bu yılki Su Ödülü’nün  2011 yılı içinde 2006 yılına kıyasla 16 milyar litre su tasarruf ettiği gerekçesiyle Pepsi Cola’ya verilmesini kararlaştırdı. Bazı ülkelerde sendika düşmanı bir tutum alan Pepsi Cola’ya ödül verilmesine tepkiler gecikmedi. 
Avrupa’da  devlet görevlilerini örgütleyen ve kısa adı EPSU olan konfederasyonun yöneticilerinden Jerry van den Berge, Pepsi Cola’nın gerçeklerle uyuşmayan bir imaj yarattmaya çalıştığını, tasarruf ettiği su miktarının harcadığının çok küçük bir bölümünü oluşturduğunu söyleyerek ödül verilmesine tepki gösterdi. Berge, Pepsi’nin  doğal kaynakları ve suyu en fazla kendi çıkarları için kullanan şirketlerden biri olduğuna da dikkat çekti.

Etkinlik amacından uzaklaşıyor
Dünya Su Haftası etkinlikleri giderek amacından uzaklaşarak,  büyük tekellerin reklamlarının yapıldığı ve lobi faaliyetlerinin yürütüldüğü bir platforma dönüşüyor.  Su kaynaklarını aşırı kar etmek için kullanan şirketler, aynı zamanda Su Haftası’nın sponsorluğunu da yapıyor. Yıllık cirosu 66 milyar dolar olan Pepsi Cola da ödül aldığı ‘Dünya Su Haftası’nın  sponsorları arasında.

Avrupa’da kampanya
Doğada bulunan her şeyi aşırı kar elde etmek için kullanan tekeller, suya da el atmış durumda. Avrupa ve Dünya’nın pek çok ülkesinde uygulanan neoliberal politikalar tekellerin suyu bir meta olarak kullanmalarına daha fazla olanak sunuyor. Bir çok ülkede su kaynakları özel sektöre devrediliyor. Özelleştirmelerin en büyük teşvikçileri ise IMF, Avrupa Birliği Komisyonu ve Avrupa Merkez Bankası. Bu üç kuruluş Yunanistan ve Portekiz’e suyu özelleştirmelerini dayatıyor. Avrupa’da faaliyet gösteren sendikalar, suyun özelleştirilmesine tepki göstererek bir kampanya başlatmayı kararlaştırdı.

Hedef 1 milyon imza
Bu yılın Nisan ayında Avrupa Birliği ‘Vatandaş İnsiyatifi’ olarak adlandırılan bir yönetmenliği yürürlüğe koydu. Yönetmenlik Avrupa Birliği vatandaşlarına yasaları değiştirme veya yeni yasa çıkarılması için öneride bulunma hakkı tanıyor. Ancak bunun için 1 milyon imza toplanması gerekiyor.
Avrupa Birliği ülkelerinde 2 milyon insan temiz içme suyundan yoksun. Avrupa sendikaları suyun herkesin yararlanması gereken bir hak olduğunu belirterek bunun güvence altına alınması için imza kampanyası başlattı. Suyun özelleştirilmesine son verilmesini de talep eden kampanyaya Avrupa ülkelerinde yaşayan herkes katılabiliyor. Belçika, İtalya ve İspanya’da sendikalar daha şimdiden 15 bini aşkın imza topladı.

BM: Su sorunu sessiz bir felaket

Su geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde yoksul halk için hala acil olarak çözülmesi gereken bir sorun olma özelligini koruyor. Dünyada 900 milyon kişi temiz içecek suyundan, 2,5 milyar kişi de tuvalet imkanlarından yoksun. Dakikada 4 çocuk susuzluk nedeniyle veya temiz içme suyu bulamadıkları için yaşamını yitiriyor. Her yıl 1,8 milyon çocuk temiz su ve tuvalet olanakları olmadığı için ishalden ölüyor. Birleşmiş Milletler su sorununu ‘sessiz bir felaket’ olarak nitelendiriyor.


MURAT KUSEYRİ/STOCKHOLM



Su kaynakları tükenebilir


Dünya Su Haftası Konferansı’nın bu yılkı ana temasını ‘Su ve Gıda Güvenliği’ oluşturuyor. Konferansa damga vuran bir diğer konu ise kuraklık. BM Ekonomik ve Sosyal İşler Dairesi DESA bünyesindeki Su Sekreteryası’nın yöneticisi Kenza Robinson, insanların petrol kaynaklarının tükenecek olmasına daha fazla kafa yorduklarını, çok daha önemli olan su kaynaklarının korunması konusuna ise yeterince önem vermediklerini belirtiyor. Robinson, “Su, hayattır. Bu nedenle suyu, fosil yakıtlarla mukayese edemeyiz. Su, her şeyden önce bir insan hakkıdır. Su olmadan biz de yaşayamayız, gezegenimiz de. Bu bakımdan diğer tüm kaynaklardan daha önemlidir. Bu özel konumu sebebiyle suyu, tek tek sektörel bazda değil, bir bütün olarak değerlendirmeliyiz” dedi.