
Hepsi Türkçe 'eğitim' vermek zorundadır; yani asimilasyonun en önemli parçalarıdır. Bu durumdan kendilerini suçlu bulmak tartışmalı olsa da, genelinin böylesi bir çarka 'tüm hatlarıyla' katılması, onların sorumluluğunu güçlendiriyor, diyebiliriz.
AKP'nin siyasal iktidar olduğu yılda ilk öğretmenlik deneyimini Bitlis'in Adilcevaz İlçesi'ne bağlı Akçıra Köyü'nde yaşayan Aynur öğretmen, bir Türk. O, yukarıda özetlemeye çalıştığımız hususlara dair 'anılarını' gazetemizle paylaştı... Aynur öğretmen, ders vermek için gittiği okulda 'ders aldığını', böylece devletin asimilasyoncu karakterini öğrendiğini söylüyor.
Şöyle başlıyor Aynur öğretmen: "İlkokul ikinci sınıftakiler, benim öğrencilerimdi. Sınıfa ilk girdiğim günü hatırlıyorum; neredeyse sıraların tamamı boştu. Sınıfta olan birkaç öğrenciye 'diğer arkadaşlarınız nerede?' diye sorduğumda, suskunlardı. Bir kez daha sorunca da yanıt almıştım ama sonuç bakımından değişen yoktu; çünkü Türkçe konuşmuyorlardı."
Kürtçe, Aynur öğretmenin ilk kez duyduğu bir dildi ve 'eğiteceği' onlarca çocuk sadece bu dilde konuşuyordu.
'Tercüman Birol...'
"Ertesi gün Birol adında, diğer öğrencilere göre yaşça daha büyük ve ilk gün sınıfta olmayan bir öğrencim gelmişti. Az-buçuk Türkçe biliyordu ve sınıfın ilk gün niçin boş olduğunu ondan öğrenmiştim; 'Koyunları otlatıyorlar öğretmenim'. Kendilerine de, ailelerine de kızamamıştım. 'O yaşta bir çocuğun yeri okuldur' demek istedim ama okulda olsalar ne değişecekti ki? Onlar benim dilimi, ben onlarınkini ilk kez duyuyordum. Yorucu ve daha önemlisi kabul edilemez bir 'eğitim' süreci beni bekliyordu..."
'Derdini anlayamadığım için altını ıslatmıştı'
Aynur öğretmen, bir süre Birol'u 'tercümanı' yaptığını ve diğer öğrencilerle Birol aracılığıyla iletişim kurduğunu söyleyerek, 'tercümanının' olmadığı bir gündeki anısını da, şöyle anlatıyor: "Sınıfımdaki öğrenciler bir gün geliyor, bir gün gelmiyordu. O gün Birol'un gelmemesi ise canımı çok sıkmıştı; çocuklarla anlaşamıyordum. Sinem adında fiziksel olarak hepsinden küçük bir öğrencim öğretmen masasına yaklaşarak bir şeyler anlatmaya çalıştı ama tek kelime Türkçe konuşamıyordu. Anlamadığım için elimle sırasını işaret ederek oturmasını söyledim. Ders sonunda ise tekrar yanına gittiğimde, altını ıslattığını fark ettim. Sinem, benden tuvalete gitmek için izin istemişti ancak ben anlamamıştım. Kürt çocuklara iyilik değil, kötülük yaptığımızı o tablo kafamda çok iyi özetlemişti. Onları eğitmiyor, psikolojilerini bozuyorduk."'En sevdikleri rakam ikiydi'
Beden derslerinde ise teknik imkansızlıklar nedeniyle tek oyunlarının okulun kenarında bulunan göle taş atmak olduğunu anlatan Aynur öğretmen, "Beden dersleri için göle taş atmanın Kürtçesini öğrenmem yetmişti. Yoksa 'mini mini bir kuş' şarkısıyla hiç de diğer çocuklar gibi eğlendiklerini göremedim! Çocuklara görsel olarak rakamları öğretirken, en sevdikleri rakamın 2 olduğunu fark etmem de ilginçti. Hepsi birden 2 yaparak gülüyorlardı. Onlar için bu rakam özgürlüğü ifade ediyordu; ailelerinden öğrenmişlerdi, zafer işareti anlamındaydı."
'Şiddet uygulayan öğretmenler'
Aynur öğretmen, okuldaki diğer öğretmenlerin ve okul idaresinin yaklaşımları konusunda ise, şunları anlatıyor: "Okulda en az 10 öğretmendik. Tek kabulleri vardı; çocuklara Türkçe öğretmek. Oysa biz dil öğretmeni değil, sınıf öğretmeniydik. Ne acı ki, o öğretmenlerin yöntemini uygularsak, ilkokulu tamamlamış Kürt öğrenciler sadece Türkçe öğrenmiş olacaklardı. Ben hem bir öğretmen olarak bu yöntemin eğitimcilikle alakasını kuramamış, hem de psikolojileri açısından bakıp zararlı bulmuştum. Ne yazık ki okuldaki çoğu öğretmen, toplantılarda 'sınıfta Kürtçe konuşmalarını yasaklayalım' demekte ısrarcıydı. Onları Türkçeye mecbur etmenin derdindeydiler. Erkek öğretmenlerin neredeyse tamamı sınıfında Kürtçe konuşan öğrencilere şiddet uyguluyordu. Zaten dediğim gibi hepsinin hedefi Türkçe öğretmek ve bir an önce 'zorunlu görev süresini' doldurup memleketlerine dönmekti. Öğrenciler belki Türkçeye değil ama bir şeyler öğrenmeye ne kadar hevesliyse, öğretmenler o kadar bıkkındı. Okul müdürü ve erkek öğretmenler okulda tavla oynayarak zaman geçiriyordu."
Şimdilerde İstanbul'da görev yapan Aynur öğretmen, "Şimdiki okulumda haftada-ayda bir velilerle toplantılar yapıp çocuklarıyla ilgili planlamalarda bulunuyoruz. Ama Adilcevaz'da bu da mümkün değildi; öğrenci velilerinin de çoğunluğunun Türkçe bilmediği için çocuklarının sorunlarını paylaşamıyorduk. Tüm açılardan 1-0 mağlup başlıyorlardı Kürt öğrenciler" diyor.
'Asimileye aldırış etmiyorlardı'
23 Nisan'daki bir anısını da paylaşıyor Aynur öğretmen: "Devletin kutladığı çocuk bayramının Kürt illerinde ne kadar anlamsız olduğunu da oradaki 'görevimde' hissetmiştim. Çocuklara 'bayram'dan söz ettiğimizde, ertesi gün okul resmen sarı-kırmızı-yeşil renkleriyle dolmuştu. Tamamı bu üç renkteki giysi ve başlarına taktıkları bantlarla okula gelmişlerdi. Şaşırmıştık. Tören başladığında zılgıt çekmeleri ise izlenmeye değerdi. Yani bize ne kadar asimile etme görevi verilirse verilsin, onlar buna, 'bilinçsiz' de olsa aldırış etmiyordu. 'Bayram' onlar için Newroz'du."
'Türkçe eğitim çocukların geleceğini çalıyor'
Deneyimlerinden yola çıkarak Kürtçe eğitimin uygulanmasına taraf olan Aynur öğretmen, şu görüşlerde: "İlk olarak Kürt bölgelerine Kürt öğretmenlerin atanması ve Kürtçe eğitim verilmesi gerektiğine inanıyorum. Devlet yapmıyorsa da, mutlaka alternatifler üretilmeli. Kürt çocukların geleceği heba edilmemeli. Hem öğretmen hem de öğrencinin sabrının zorlandığı bir süreç yaşanıyor yoksa. Matematik de Kürtçe öğretilmeli, diğer tüm dersler de. Çünkü görsel okuma yaptırıyoruz, çocuk bunu Kürtçe olarak önce düşünüyor. Sonra Türkçeye çevirmek zorunda, sonra da anlamaya... Bir çocuk için, eğitimi için acımasız aşamalar bunlar. Kişilikleri, algılama ve yorumlama yetenekleri öldürülüyor. Zaten devlet istediği kadar sınıfta Kürtçeyi yasaklasın, onlar tenefüste kendi dillerinde oyunlara koşuyordu."
'Asıl devletin en başarısız olduğu iller'
Öğrenci sınavları sonrasında 'en başarısız iller' kategorisine ve 'Kürtler çocuklarını okutmuyor' anlayışına da şahit oldukça üzüldüğünü belirten Aynur öğretmen, empati kurulmasını öneriyor: "Türk öğrencilere Kürtçe eğitimi dayatalım, Türkçeyi yasaklayalım. Sonra da böylesi bir kategoriye mahkum edelim. Bence Kürt illeri, esasında devletin en başarısız olduğu illerdir! Ayrıca öğretmenin sırf dilinde konuşuyor diye şiddet uyguladığı ve başka dile zorlanan bir öğrenci, niçin okula gelsin, ailesi niçin okula göndersin? Asıl bunlar üzerine kafa yorulmalı."
Aynur öğretmen, sözlerini Kürt illerindeki öğretmenlere bir çağrıyla sonlandırıyor: "Türkçe öğretmeye zorlamamalılar. Hiç olmazsa kendileri Kürtçe öğrenmeli ve Kürtçe eğitimi talep etmeliler. Hem eğitimci rolleri, hem de çocuklar için en doğrusu bu."
ALİ BARIŞ KURT/İSTANBUL