KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, hiç kimsenin “İmralı’yı sollayarak herhangi bir yumuşatıcı adım atamayacağını” belirtti. 1925’teki Şark Islahat Planı’nın güncelleştirilerek uygulandığını kaydeden Karayılan, savaşın halktan gizlendiğini söyledi.  Fethullah Gülen cemaatine bağlı kişilerin legal kurumlara sızdığına dikkat çeken Karayılan, ‘’Artık mücadelemiz 4. stratejik mücadele aşamasına gelmiş bulunuyor, final sürecini yaşıyor. Hiçbir güç, hiçbir ordu düzeni ve hiçbir kontrgerilla faaliyeti Kürdistan’daki gerillayı yenemez’’ dedi.
Beşir Atalay’ın açıklamalarının piskolojik harp olduğunu belirten KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’ın değerlendirmeleri şöyle:

Kapsamlı bir savaş var



AKP önderliğindeki Türk devletinin 2011 Temmuz ayından bu yana İmralı’da yürürlüğe koymuş olduğu ağırlaştırılmış tecrit ve psikolojik işkence sistemi, AKP’nin Hareketimize ve tüm Kürt halkına karşı başlatmış olduğu bir savaş ilanıdır. Bu işkence sisteminin yürürlüğe konulmasıyla birlikte Başbakan Kürdistan Özgürlük Hareketi’ni yok edeceğini ifade ederek topyekun bir yönelimin gelişeceğini beyan edip süreci başlatmıştır. O dönemden bu yana Kürt toplumuna karşı çok yoğunlaştırılmış-kapsamlı bir savaş durumu gündemdedir. AKP hükümeti, psikolojik harp yöntemlerini kullanarak Önderlik iradesi üzerinde etki yaratmak ve ona geri adım attırmak istemektedir. Türk devleti, Önder Apo’yu diğer Kürt isyan önderlikleri gibi, bir Şêx Sait, yine bir Seyit Rıza gibi idam etme değil de canlı canlı çürütme yöntemiyle aynı sonuca gitmek istemektedir. Daha önce bir general de “biz onu direk öldürmeyeceğiz ama onu yavaş yavaş eriterek öldüreceğiz” demişti. Şimdi AKP’nin yaptığı da budur. Bu çürüterek yok etme yaklaşımıdır. Politikaları budur.

Devlet her gün yalan söylüyor


44 hafta boyunca Türk devleti 88 kez “koster bozuk” diyerek resmen yalan söylemiştir. Devletin bu yalanına karşılık en iyi cevabı ise birkaç gün önce basına yansıyan değerli bir anne “bozuk olan koster değil, devletin kafasıdır” diyerek vermiştir. 11 aydır İmralı’da sürdürülen bu uygulamanın yasal temeli nedir? Bu uygulama kimin kararıdır? Açık ki sadece ve sadece Erdoğan’ın almış olduğu bir karar sonucu orada Önderlikle birlikte 6 kişinin hiçbir hakkı tanınmamaktadır, kendilerinden haber bile alınmamaktadır. Yaşıyorlar mı, yaşamıyorlar mı haber bile yoktur. Açık ki bu, bir savaş ilanı sonucu geliştirilen bir uygulamadır.
Bu halkın siyasetçilerini, hukukçularını, sendikacılarını, öğrencilerini, kadın hareketini hedefliyorsunuz. En son tıp öğrencileri, basıncıları ve sağlık emekçilerini hedeflediniz. Toplumun ileri gelen kesimlerinin hepsini tutuklayıp içeri atıyorsunuz. Neymiş KCK’liymişler. KCK diye bir örgüt yoktur. Olmayan bir örgütü varmış gibi göstererek tamamen senaryoyla bu kadar insanı içeri atıp Kürt siyasetini tasfiye etme ve toplumu teslim alma projesini uyguluyorsunuz. Kaldı ki KCK örgütlenmesi diye bir örgütlenme nerede? Hangi Kürt bunu yutar? Bu, tüm onurlu Kürtlerin onuruna derinliğine etki eden vahşi bir saldırıdır.

Gülenin adamları legal kurumlara sızdı


İşte, Gülen’in birçok adamı bölgelerde legal kurumlara sızdırılmış, polis onların verdiği raporları esas alıp izleyerek kim aktif ise kim oradaki Kürt toplumunu toparlamada rol oynuyorsa tutukluyorsunuz. Bunlar tamamen Fethullahçıların toplum içerisinde oluşturmuş oldukları işbirlikçi ajan yapıların bilgilendirmeleri sonucu polisin takip ederek ve sıradan konuşmaları örgüt konuşmaları gibi gösterip devreye koyduğu tutuklama senaryolarıdır. Burada hukuk diye bir şey yoktur. Sömürgeci savaş hukuku vardır. Zaten Van belediye başkanı ve beraberindekiler operasyondan çok önce cezaevinde yerlerini hazırlamış oldukları açığa çıktı. Bu, bir savaştır. Özgür Taşar; 15 yaşındaki bir Kürt çocuğu! Ne suçu vardı? Peki, bunu vuran herhangi bir yargılanmaya, soruşturmaya veya tahkikata tabii tutuldu mu? Hayır. Şimdiye kadar yüzlerce Kürt çocuğu ve Kürt genci bu biçimde sokaklarda, şurada burada katledildi, hiç birisinin de hesabı sorulmadı. Önderliği tecrit altında, siyaseti rehin altında, direnenlere karşı ise büyük bir faşizan saldırı var.

Savaş halktan gizleniyor


Gerillaya karşı zaten yüksek teknolojiye dayalı yoğun bir imha hareketi söz konusu. Şu anda Dersim’de, Amed’de, Şırnak’ta, Hakkari’de, Serhat’ta, her yerde operasyon var mı? Var. İşte bu kapsamlı bir savaştır. Ama bu savaş bir özel savaştır; bu savaş özenle kamuoyuna yansıtılmayan bir savaştır. Dikkat edin, önce basın susturuldu. Herkes korkutuldu, herkese gözdağı verildi. Sadece Kürt halkı değil, Türkiye’de bu faşizan sisteme karşı ses çıkaran herkes susturuldu. İşte bir genç puşi taktığı için 11 yıl hapis cezası alıyor, 2 genç “Parasız eğitim istiyoruz!” diye pankart açtığı için 8,5 yıl ceza alıyor. Bunlarla toplumun en dinamik gücü olan gençliği bastırmak istiyorlar. En son havayollarında olduğu gibi işçiyi bastırıyorsun, işten atıyorsun. Kürdistan’da yürütülen savaş topluma yansıtılmıyor. İşte en son bir siyasetçi, CHP’li Gürsel Tekin ne dedi? “Son 3 ayda 168 askerimiz öldü” dedi. Doğru söylüyor. Yani savaşı halktan gizleyen yansıtmayan bir tarz söz konusu.

Şark Islahat Planı güncelleştiriliyor


Bu 1925’teki Şark Islahat Planı’nın güncelleştirilerek uygulanmasından başka bir şey değildir. İttihatçı-Kemalist siyaset döneminde -şimdiki MHP gibi- “Kürtler yoktur, Kürt sorunu yoktur, Kürtler yoktur diyerek herkes Türk’tür” diyerek zorla Türkleşme dayatıldı. Şimdi bunlar, “hayır, ‘Kürtler yok’ demekle Kürt yok olmuyor, Kürtler vardır, kardeşlerimizdir ama onlarda Türk milletidir” diyerek başka bir yoldan aynı kapıya çıkmaktadır. Erdoğan, “Tek millet, tek devlet, tek din, tek dil, tek bayrak, tek, tek, tek…” diyerek Hitler döneminin o tekçi-milliyetçi-ırkçı söylemini ikide bir tekrarlamasının nedeni de budur. Bu, sömürgeciliğin derinleştirilmiş bir biçimidir.

Erdoğan CHP’yi yedeğine almak istiyor


Şimdi CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun hangi amaçla bu girişimi başlatmış olduğu konusunda şimdilik bir şey söylemek istemiyorum. Ama bunu AKP’nin hareketimize ve Kürt halkına karşı geliştirdiği topyekun savaş çerçevesinde kullanacağı kesindir. Kılıçdaroğlu’nun bu teklifi adeta imdadına koşmuştur. Bunu da psikolojik harp çerçevesinde kullanacaktır. Kılıçdaroğlu’nun teklif götürmesini neye bağladı? MHP şartına bağladı. MHP’nin kabul etmeyeceği baştan belli, bunu herkes biliyor. Ama o bunun üzerine “ikimiz birlikte yürütelim” diyerek BDP’yi ve Kürtleri de hedefleyen merkezileşmiş bir siyaseti egemen kıldıracak bir politikaya işaret etti. Açık ki devletin amaçladığı politikası çerçevesinde CHP’yi de yedeğine almak istiyor. Biz, gerçek anlamdaki bir çözüme kapalı değiliz. Eğer gerçekten sorunu çözmek için TC devletinin tüm organları bir araya gelip tartışsa bundan biz gocunmayız. Sorunu Meclis çözmelidir ama bu konuda samimi yaklaşmadıkları izlenimi ağır basmaktadır. Bize herhangi bir ikna edici, samimi gelen bir tarafı gözükmemektedir. Şimdi bakın. 4 kolda saldırı ve savaş var. Bir, İmralı’da; iki, siyasi alanda; üç, Kürt halkına karşı her gün gaz, cop ve öldürme; dört, gerillaya karşı. Bu dört cephede hükümet politikasını değiştirir ve bu yürüttüğü savaşın verdiği zararı telafi etme yöntemine giderse biz o zaman inanırız. Bu dört cephede de savaş yürüyecek ama öbür taraftan da “çözüm geliştireceğiz” diyecekler. Halkımız buna inanmaz. Öncelikle pratik adımlara ihtiyaç vardır. Bizim lafa karnımız tok. Dikkat edin, savaş son hafta içerisinde tırmandırılmıştır; son hafta içerisinde 267 kişi gözaltına alınmış ve bunların 111’i tutuklanmıştır.

Kimse İmralı’yı sollayarak adım atamaz


Beşir Atalay bu konularda ustalaşmış bir kişidir. Demagoji ustası denilebilir ona. Söylediği sözlerin hiçbir temeli yoktur. Biz Güney Kürdistan’da ABD ile birlikte neyi tartıştıklarını bilmiyoruz. Bu, bizim dışımızda bir şey. Şimdi de neyi tartıştıklarını bilemeyiz ama sanki gerçekten böyle bir şey olacakmış gibi yansıtması tamamen bir psikolojik harp uygulamasıdır. Gerçekte böyle bir durum yok. Her şeyden önce herkes şunu çok iyi bilmeli: En başta Başbakan Erdoğan çok iyi bilmeli, Başkan Apo İmralı’da tecrit ve psikolojik işkence altında bulunduğu müddetçe hiç kimse, hiçbir Kürt siyasetçisi, ne ben ve PKK olarak biz, ne Sayın Mesud Barzani, ne Sayın Celal Talabani, ne de başka bir kimse kalkıp da İmralı’yı sollayarak herhangi bir yumuşatıcı adım atamaz. Bu konuda kesin ve net bir biçimde belirtiyorum: Top bizde değildir, top AKP’dedir. Erdoğan ise topa vurarak savaş sahasına atmıştır. Biz geçen yıl bu ayda Başbakan’ın gündemine sunulan protokollerle yapılması gerekeni yaptık. Onların cevabı ise bize savaş olmuştur. Eğer AKP veya CHP, TC devleti ve kurumları gerçekten sorunu çözmek istiyorlarsa bu sorunu Türkiye’nin de hassasiyetlerini dikkate alma temelinde çözme gücüne sahip tek kişi Başkan Apo’dur. Başkan Apo’yu tecride almışlarsa başka kim çözebilir ki? Hiç kimse çözemez. Başkan Apo’nun sunmuş olduğu çözüm protokolleri, TC devletini demokratikleştirecek ve Kürt sorununu çözecek en makul ve en gerçekçi çözüm projesidir. Kimse onu aşan herhangi bir proje geliştiremez.

Öcalan’ın üç şartı var


Eğer çözmek istiyorsanız (ki birçok çevre geliyor bize de başvuruyor, “yumuşatmak lazım, yumuşatıcı yaklaşımlar geliştirmek gerekiyor” diyorlar, biz çözmek isteyen bütün çevrelere saygı duyuyoruz) biz PKK olarak sorunun elbette ki barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözümünden yanayız. Ama hiçbir biçimde biz baskıya boyun eğemeyiz. Yani 10 bin kişi içerdeyken, Başkan Apo 11 aydır ağır bir işkence altındayken biz ne diyebiliriz? Biz sadece direnebiliriz. Bu açıdan eğer çözüm istiyorlarsa bizim temsilcimiz -ki tüm Kürtler, ilgili kurumlar da bunu ifade etmişlerdir- Başkan Abdullah Öcalan’dır. Başkan Abdullah Öcalan’ın da üç şartı vardır. Bu şartlar da sağlık, güvenlik ve özgür hareket etme koşullarının yaratılmasıdır. Bunlar temin edildikten sonra kendisi görüşme yapabilir. 
Artık İmralı koşullarında görüşmelerin de sonuç vermeyeceği anlaşılmıştır. İmralı koşullarında yapılacak olan görüşmenin de eskinin bir tekrarı olacağı açıktır. Koşullar değişmiştir, dolayısıyla artık İmralı koşullarının dışında Kürt Halk Temsilcisi olarak Başkan Apo görüşmeleri sürdürebilir, bu sorunu çözebilir. Çözüm yolu budur. Ben “birde bire bu kararı alın” demiyorum; düşünün, tartışın. Görüşme mi yapıyorsunuz, mecliste ortak platform mu oluşturuyorsunuz, Akil Adamlar Komisyonu mu oluşturuyorsunuz; her ne yapacaksanız yapın. Yapmazsanız o zaman biz de başımızın çaresine bakabiliriz.

Gerillayı yenemezler


Ortadoğu kaynıyor, Ortadoğu’da sistem çöküyor ve bir yeniden yapılanma süreci gündemdedir. Biz Kürtler de bu süreçte statü alarak Türkiye ile birlikte yer almak istiyoruz. Ama Türkiye bunu kabul etmez ve reddederse biz o zaman farklı yol ve yöntemlerde tabii ki derinleşmeyi esas alacağız. Bakın, açık konuşuyoruz, samimi konuşuyoruz; içinde siyaset yoktur, net koyuyorum: Bunun imkanları vardır. “PKK’yi zayıflatacağız, PKK’nin bilmem Kuzey Irak’ta zemini daralmıştır, yok uluslararası koşullarda daralmıştır” gibi senaryolarla kimse kendisini yanıltmasın. PKK’nin imkanları ve olanakları şimdi daha fazladır, yüksek düzeyde savaşabilecek direnebilecek bir güçtedir. Kürt halkı kararını vermiştir, PKK de buna öncülük edecek güç ve kudrete sahiptir.
Artık mücadelemiz 4. stratejik mücadele aşamasına gelmiş bulunuyor, final sürecini yaşıyor. Hiçbir güç, hiçbir ordu düzeni ve hiçbir kontrgerilla faaliyeti Kürdistan’daki gerillayı yenemez. Şimdi AKP kontrgerillaya bel bağlıyor. Bu özel savaşla Kürt halkının direnişini kıracağını hesaplıyor. Ancak tarih bu hesabın tutmayacağını bir kez daha gösterecektir. Gerillanın 30 yıllık tecrübesi vardır, yoğunlaşması vardır ve bir de kararlılığı ve amaca kilitlenmiş fedai ruhu vardır. Kim bu gerillayı durdurabilir. Türkiye’nin birliği çerçevesinde Türkiye’nin demokratikleşmesi ekseninde Demokratik Özerklik perspektifini esas alıyoruz. Ancak Türkiye buna gelmezse biz direnen bir halk olarak başımızın çaresine bakmak zorundayız.

Van merkez rolünü oynuyor


Şimdi Van’a yönelimleri planlı bir yönelimdir. Her şeyden önce Erdoğan, Van Belediyesi’nin AKP’den alınmış olmasını hiçbir zaman hazmedemedi. Van Serhat’ın kapısıdır. Serhat’ın kitlesi yurtsever siyasete dönük bir tırmanış içerisindedir. Van bu konuda bir merkez rolünü oynuyor. Van işte adeta ikinci bir Amed olma düzeyine geldi. Devlet bundan ciddi kaygılar duymaktadır. Çünkü devletin politikası Kürt yurtseverliğini Karacdağ’ın ötesine geçirmemek. Bunun için başta Urfa olmak üzere birçok şehre dönük çok özel uygulamalarda bulundular. İşte GAP projesi, vb. şeylerle, bir barajlama hattını Urfa, Adıyaman, Elazığ, Bingöl, böyle Serhat’tan hatlar oluşturup Kürt yurtseverliğini Amed, Mardin ve Botan’la sınırlama politikası doğrultusunda bu kenar alanlara yönelme durumu vardır. Aynı özel politika Dersim’e dönük de sürdürülmektedir. Serhat halkının son yıllarda göstermiş olduğu kalkış ve direniş bu politikayı yırttı. Bunda Van’ın önemli rolü var.
Van’da bir deprem yaşandı. AKP bunu fırsat bilip Van’ı boşaltmak istedi. Van halkını adeta yaşamından bezdirmek istedi. Aç bırakarak o kış ortasında soğuk içinde bırakarak teslim almak istedi. Yurtsever Van halkı buna karşı direndi. Bu direnişte Van Belediyesi’nin ve Bekir Kaya’nın belli bir rolü olması gerekir ki onu da hedeflediler. Sadece onu değil Van’da Kürt siyasetinin direnen kadrolarını, yine çevre belediyelerin kimlikli duruşunu hedefleyen topyekun bir yönelim durumu söz konusudur. Aslında bunun amacı adeta Van’da ikinci bir depremle Van’ı düşürmektir, Van yurtseverliğini tasfiye etmektir.  
Şimdi şöyle bir şey var. Başbakan bir taktik yürütüyor. Kendisi neyi yapıyorsa karşıtını onunla suçluyor. Yaptığı uygulamadan başkasını sorumlu gösteriyor. Örneğin; “zulümle abad olunmaz” diye bir sözü vardır. Tamam da zulüm yapan kendisidir. Elinde 650 bin polis var. Bu polis Kürdistan’da her gün cinayet işliyor. Tutup komşu ülkeleri, bilmem İsrail’i, bilmem Suriye’yi zulüm yapmakla, katliam yapmakla suçluyor. Sen kendin de ülkende zulüm uyguluyorsun, katliam yapıyorsun. Türk devletinin Kürt halkına karşı yapmadığı kalleşlik kalmamıştır, kalkıp bizi kalleşlikle suçluyor. Kürt toplumu artık bir tavır alıyor. Bu Kürt halkının iradesidir. Kürdistan Özgürlük Hareketi elbette ki direnecektir. Bu direnişi başarıya taşımak için bölgesel, uluslararası ve yine örgütsel koşullarımız müsaittir.

Van halkının direnişi etrafında kenetlenelim


Birçok insanımız bugün zindana atılmıştır, onların aileleri ve çocukları vardır, perişan da olabilirler. Ama dişimizi sıkalım, direnişi daha da yükseltelim. AKP faşizmine karşı Türk sömürgeciliğine karşı sadece gerilla direnişi değil her yerde ve her zeminde direniş göstererek bu faşizan uygulamaları geriletmeyi hedeflemeliyiz. Haklıyız ve kazanacağız. Van’daki direnişi selamlıyorum. Bu direnişi destekleyelim, etrafında kenetlenelim.
Bugün Kürt siyaseti BDP şahsında kendisini kanıtlayan bir pratik sergilemiştir. Hakkını vermek gerekiyor. Bu insanlar bizler gibi, belki militan koşullara imkanlara sahip olmamasına rağmen Türk devletinin siyasal soykırım uygulamalarına karşı boyun eğmeden yurtseverlik çizgisinde bir duruşu geliştirmişlerdir. Bu siyasal soykırımı yürüten odaklar, yani Gülen ve AKP koalisyonu, esas olarak Kürt siyasetinin erkenden çözüleceğini, dağılacağını, birbirine gireceğini bekliyordu. Hesapları buydu. Ancak gerek cezaevindeki gerekse de dışarıdaki Kürt siyasetçilerinin yürütülen bu faşizan uygulamalara karşı göğüs germesi, cesaretli ve kararlı bir direnişi sergilemesi çok anlamlıdır. İşte en son Van’da gördük, gerek Aysel Tuğluk’un, gerekse de Osman Baydemir’in, Özdal Üçer’in, yine Esat Canan’ın basına yansıyan konuşmaları var. Direnişte ne kadar kararlı olduklarını ortaya koyuyorlar. O zaman halkımız da siyasetçilerini yalnız bırakmamalı, sahip çıkmalı, etrafında kenetlenmeli.

Kürt siyaseti fire vermedi


Kürt siyasetinin bu dönemde başardığı en önemli şey halkının yanında yer alarak direniş sergilemesi ve birliğini muhafaza etmesidir. Dikkat edin hiç fire vermemesi önemli bir başarıdır. Demek ki, bu mevcut direniş süreci ve Kürt halkının Önder Apo etrafında kenetlenerek yürüttüğü yol, doğru bir yoldur. Şimdi “morg nöbetini bırakın” demek de ayrı bir şeydir. Peki, o morgların cenaze dolmasına yol açan kim? Kimin talimatı ile bu savaş oluyor? Kim morgların Kürt ve Türk gençlerinin cenazeleriyle dolmasını kendi talimatı ile yol açıyor? Erdoğan değil mi? AKP kendini aşırı abarttı. Erdoğan, artık gücünün her şeye kadir olduğunu sandı. Ama Kürt sorunu toplumsal bir sorundur. Bu sorun senin yüzde 50’den fazla oy almanla çözülmez. Ama Erdoğan tek başına her şeyi çözebileceği kanaatine vardı. Kimseyi tanımaz oldu, kimseyi ciddiye almaz oldu. Herkes önünde diz çöktü ve bize de diz çökerteceğini sandı. Biz diz çökmeyiz. Biz bir halkız ilkeleri uğruna her şeyi feda etmeyi göze alan bir hareketiz.
Bu haklı davada hareket içerisinde ve Kürt gençliğinde gözünü kırpmadan canını feda edecek binlerce fedai vardır. Buna en çarpıcı örnek, en son fedai eylemi gerçekleştiren ve engel tanımaz bir tutumla sonuca gitmeyi hedefleyen Andok (Ramazan Yılmaz) ve Êrîş (Cengiz Özek) arkadaşlardır. Bu arkadaşların cenaze töreninin Gever ve Farqîn’de görkemli bir biçimde yapılmasına tahammül edemeyen AKP polisi törene saldırdı ve Özgür Taşar isimli 15 yaşındaki gencimizi de şehit etti. Her ne kadar tasvip etmediğimiz bir yöntem de olsa M. Şerif Saklı adında 25 yaşındaki Kürt gencinin Önderlik üzerindeki işkence uygulamasını protesto etmek amacıyla bedenini ateşe vermesi herkesi düşündürtmesi gereken bir çıkış değil midir? Biz bu gencimizin ailesine başsağlığı diliyor, onun fedai ruhunun mücadelede yaşatılacağını belirtmek istiyoruz.

ABD katliama ortak olmasın


Roboskî Köyü bilinçli hedeflenmiştir. Bu Türk devletinin yaptığı ilk bir katliam değildir. Roboskî’de 34 insanımızın kurşuna dizilmiş olması Türk devletinin öteden beri uyguladığı bir icraatıdır. Bu bizzat Erdoğan talimatı veya inisiyatifi altında yapılmıştır.  Biz Van’da yapılanı ve şimdi yaptıklarını unutamayız. Biz Roboskî’de 19’u çocuk yaşta gençlerimizin açık açık katletmelerini hiçbir zaman unutamayız. Bakın, ABD Roboskî Katliamı’na ortak mıdır, değil midir? ABD’de yayın yapan bir gazetede, kendileri biz istihbarat verdik dedi. Demek ki ortaktır. Biz diyoruz ki, katliama ortak olmayın.

İstanbul’daki Çeçen militanlar neden vuruldu?
Üç tane Çeçen militan İstanbul’un göbeğinde vuruluyor, karşılığında Rusya’dan bizden bir kişinin teslim edilmesini istiyor. Bu tür kirli pazarlıklarla toplumsal sorunlar çözülemez. Yanına aldığına ihanet et, karşına aldığını komplolarla ele geçir. AKP bu mantıkla sorunu nasıl çözecek? Şimdi Rusya’dan istediği bir Kürt siyasetçisi var. Sözümona Rusya verecek. Putin böyle bir politikaya gelir mi gelmez mi bilemem. Umarım Rusya böyle kirli bir hesaplaşmanın ortağı olmaz. Rusya’nın böyle bir pazarlık temelinde herhangi bir Kürt siyasetçisini vermesi Rus-Kürt dostluğuna vurulacak en büyük bir darbe olur. İşte böyle kirli bir pazarlık yapıyorlar.


ANF/BEHDİNAN