Ömrünü Filistin’in özgürlüğüne adayan Filistin Halk Kurtuluş Örgütü üyesi Leyla Xalid, sembol isimlerden biri. Xalid, Filistin'in ve kadınların özgürlüğü için bir dönem gerilla saflarında da savaştı. Elinde kalaşnikofu ile çekilmiş fotoğrafı yıllarca birçok devrimcinin evinde duvarları süsledi, süslüyor. Filistin Halk Kurtuluş Örgütü’nde 54 yıllık mücadele deneyimi sahibi olan Xalid, Ortadoğu ve Filistin’deki güncel durum, Kürt sorunu, Paris’te katledilen 3 Kürt kadın siyasetçi ekseninde Ortadoğu’daki kadın özgürlük mücadelesi, Batı Kürdistan'da yaşananları ANF'ye değerlendirdi.


Filistin ve Ortadoğu’daki güncel durum ile başlayalım isterseniz...

Şüphesiz ki, Ortadoğu’da gelişen halk hareketlerini önemsiyoruz. Esas itibariyle Filistin davasıyla karşı karşıya değil. Filistin’e destek sunan hareketlerdir. Özellikle gerek Tunus’ta gerek Mısır’da halk hareketlerinin kendi taleplerinin yanı sıra, Filistin bayrağı da kitleler tarafından taşındı. Buradan yola çıkarak şunu söylemek doğru olur. Filistin meselesi herhangi bir devletin meselesinden ziyade Arap halklarının genel bir sorunu olduğu bu süreçte ortaya çıkmıştır.

Ortadoğulu bir kadın olarak Ortadoğu’daki kadın mücadelesinin geldiği düzeyi nasıl buluyorsunuz?

Her şeyden önce Filistinli kadınlar, devrimdeki yerini almıştır. Bizi onurlandıran kadın mücadeleci arkadaşlarımız İsrail siyonizminin cezaevlerinde yatmaya devam etmekte. Tunus halk ayaklanmasında kadınların ön saflarda olduğunu, yine Mısır’da Yemen’de görmek önemli. Bir kere kadınların katılmadığı bir hareketin zaten asla başarıya ulaşma şansı yoktur. Kürt kadınları bizi onurlandırıyor. Kürt kadınlarının bu mücadelesinde cins ayrımı yapmaksızın, erkeklerle omuz omuza oluşları bizim için önemli bir örnek teşkil ediyor. Kadınlara yönelik söyleyebileceğim şudur; sizin yaşayacağınız bir hayat var. Bu hayata daha da bağlanın. Mutluluk mücadelededir. Ancak Filistin devrimindeki siyasi gerileme olayının kadın hareketini de etkilediği muhakkaktır.

Bahsettiğiniz bu siyasi gerileme dönemini açar mısınız? Ne zaman başladı bu gerileme süreci?

Oslo anlaşmalarıyla birlikte Filistin siyasi gerilemesi başladı. Buna ek olarak Filistinliler arasındaki bölünme ne yazık ki, buna çok ciddi etki yarattı. İşin gerçeği Filistin’deki taşlı ayaklanmada da, hatırlayacağınız üzere kadınlar ve çocuklar en önde yer almıştır. Ancak İsrail’le anlaşmalar sürecinde bu hareket geri düşmeye başladı.

 Türkiye’de AKP iktidarı İmralı’da tutulan sayın Abdullah Öcalan’la görüşmelerde bulundu. Henüz yeni bir iklim oluşmuşken  Paris’te 3 Kürt kadın siyasetçi katledildi. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Barış sürecine, müzakerelerle barışa ulaşmak son derece önemli. Destekliyoruz. Ancak sorun şu; kimin barışı, ne için barış? Barış özgürlük, demokrasi demektir. Barış kavramıyla yönetimler her zaman parlatıcı laflar söyler. Halkı aldatmaya dönük kavramlar kullanır. Halkımız aldanmamalı. Kanı durduracak, çatışmaları engelleyecek, demokrasiyi geliştirecek barışa elbette varız. Ama biz bunu yaparken yaşadık. Bu barış sürecinin bizi nereye götürdüğünü dünya alem gördü. Aynı şeyi Kürt halkının yaşamasını istemeyiz. Öldürülen üç kadının tarihte önemli bir yeri var. Kim yapmış olursa olsun, sonuç olarak kime hizmet ettiği önemlidir.

2009’dan bu yana Kürt siyasetine dönük ciddi bir tutuklama operasyonları kesintisiz devam ediyor. Bu şekilde bir barış mümkün mü?

Barış süreçlerinde, iktidarlar barışı savunuyor. İsrail de savunuyor ama, tırnak içinde. Burada da sürekli barıştan bahsediliyor. Bu toplumsal bir sorun. Hayatın her alanında, basından sivil toplum örgütlerinden parlamentoya kadar bu barış şiarının güncel bir talep haline getirilerek iktidarın kuşatılıp üzerinde ciddi baskı yaratılmasıyla bir yol sağlanabilir. Aksi halde barış süreçlerini kendi iktidarlarını sürdürme için kitleleri aldatan bir takım ses getiren şiarlar haline getirir. O ülkenin farklı, öteki insanları, güçleriyle ittifaklar kurarak bu konuda bir barış süreci ve kampanyalarla yürütüleceğini düşünüyorum.

Filistin’de taş atan çocuklar direnişçi iken, Kürdistan’da taş atan çocuklar 'terörist' olarak yaftalanıp tutuklanıyorlar ve cezaevlerinde taciz, tecavüz ve işkencelere maruz kalıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Filistin hareketiyle Kürt hareketi arasında şüphesiz farklılıklar var. Ama bu hareketlere yönelik iktidarların zulmü aynıdır. Bu zulmün en uç biçimi işgaldir. Tabi ki, sömürünün çok farklı biçimleri var. Ancak mücadele biçimleri de bölgeden bölgeye, ülkeden ülkeye, taleplere göre değişir. Farklı talepler olabilir. Kürt hareketiyle Filistin hareketi aynı bölgede. Daha ciddi deneyimleri karşılıklı olarak alışverişle dayanışma ilişkilerine girilmesi gerekiyor. Bizim dikkatimizi çeken şeylerden biri, Türkiye’de Halkların Demokratik Kongresi’nin kurulmasıdır. Ayrım yapmaksızın sisteme karşı hayır diyerek, tüm güçleri bir yerde toplayıp mücadele edebilecek güçtedir.

Bu son söylediklenizden hareketle, bahsetmiş olduğunuz Filistin'deki ayrışma süreci halen sürüyor mu?

Şu anda en önemli acil görevimiz Filistin halkının ve yurtsever güçlerin yeniden birliğini oluşturmak. Bu uzun süredir İslami güçlerle, devrimci-ilerici güçler görüşmeler yapıyor. Bu ulusal birliği oluşturma yolunda 2011’de bir anlaşma sağladık. Filistin Halk Kurtuluş Örgütü’nün yeni, geçici yönetimi bile oluştu. Filistin halkının içeride ve dışarıda göç halindeki halk arasında demokratik bir seçim yaparak aşağıdan yukarıya doğru oluşan bir yönetimi inşa etmeyi de hedefledik.

Suriye’de Kürtlerin Rojava’daki devrimsel çıkışının ardından buradaki halka ciddi biçimde ambargo uygulaması var. Buradaki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kürtler uzun yıllardır Suriye’de var olan toplumsal dokunun bir parçası olarak yaşıyorlar. Tabii Suriye halkları Kürtler başta olmak üzere diğer kimlikler Ermeniler, Süryaniler gibi, kendi sorunlarını kendileri çözeceklerdir. Bu süreçte önemli bir iklim doğmuş durumdadır. Suriye’yi sorunları başta olmak üzere bütününe burada yaşayan halkların geleceğini karar altına almada Türkiye’nin müdahale hakkı yok. Bunun karşısındayız. Böyle bir hakkı nereden alıyorsunuz? Uluslararası ilişkiler karşılıklı saygı temelinde gelişir. Bu bir saygısızlıktır. Tehdit etmek saygısızlıktır. Bu yapılmamalı. Biz tamamıyla her türlü dış müdahalenin şiddetle karşısındayız. Gerek Suriye’de gerekse de başka yerde.

Leyla Xalid kimdir?

9 Nisan 1944'de İngiliz yönetimi altındaki Hayfa'da doğan Leyla Xalid’in ailesi, 1947’de Araplarla Yahudiler arasında başlayan çatışmaların ardından 1948'de babalarını geride bırakarak Lübnan'a kaçtı. 15 yaşında Filistin Halk Kurtuluş Örgütü’ne katılan Leyla Xalid, Beyrut Amerikan Üniversitesi'nde tıp eğitimi gördü. 1967’de Altı Gün Savaşları'ndan sonra Filistin Halk Kurtuluş Örgütü'nde faaliyet yürütürken Kuveyt'te öğretmenlik yapmaya başladı. 1969 ve 1970 yıllarında üçü eşzamanlı olmak üzere dört uçak kaçırma eylemine katıldı. Filistin Ulusal Yönetimi'nde Filistin Halk Kurtuluş Cephesi'ni temsil eden Leyla Xalid, sık sık farklı ülkelere giderek, Filistin ve Ortadoğu üzerine konferanslar veriyor. İki çocuk annesi olan Leyla Xalid, 1964 yılından bu yana sürgünde bulunduğu Ürdün’ün Başkenti Amman’da yaşıyor


İBRAHİM AÇIKYER / ANF/ANKARA