CHP ve MHP’nin ırkçı yaklaşımlarına ve bu yaklaşımlarla organize edilmiş linç girişimlerine yabancı değiliz, ancak son olayların en çok AKP’nin işine yaradığı ortada. Zira seçimler, yeni anayasa ve başkanlık sistemi tartışmalarında, egemen sistem zihniyetini de koruyarak siyasi üstünlük sağlayabilmesinin bir yolu olarak, toplumda yaratılan beklentilerin odağındaki yerini korumaya ve tüm güçleri kontrolü altında tutar görünmeye ihtiyacı var.
Ve nitekim bu saldırılar; toplumda gelişen ve devletin ırkçı kodlarını zorlayan silahların susması ve barış isteklerine bir ayar vermenin, barıştan bazı “hassasiyetleri” nedeni ile endişesi olanlara “içiniz rahat olsun ipler elimizde”, Kürtlere ise “bu iş kolay değil taviz vereceksiniz” demenin bir aracı pozisyonunda.
AKP bu saldırılarla herkese ve özellikle Kürtlere gözdağı veriyor, ben Kürdistan’da rahat dolaşamıyorsam sen de Karadeniz’de dolaşamazsın diyor öte yandan…
Hal bu kadar açıkken, hedef şaşırtmak için herkese sataşıyor AKP. Kendisi dışındaki herkesi ve hatta BDP’yi bile bu olayın sorumlusu ilan etti. BDP dışındakilerin birbirlerine sataşmalarında bir orijinallik yok. Ancak bazı AKP’liler, demokratik hakkın kullanımına müdahale edilmiş olmasını onaylamadıklarını söyleseler de, başbakan yardımcısı Kurtulmuş, BDP’nin Karadeniz gezisine son vermiş olmasını takdirle karşılayıp daha sürecin başında provokasyon yaratmamak gerek diyerek, provokasyon olarak niteledikleri bu olayların sorumluluğunu BDP’ye yükleyiverdi bir çırpıda.
Kardeşlik ve barış projelerini halkla paylaşmak, halka doğrudan temas etmek amacı ile yola çıkan BDP’ye yüklenirken ortaya koyduğu yaklaşım, AKP’nin ilerleye ilerleye vardığı noktayı gösteriyor bir anlamda. Ve AKP, bu süreci “inkara razı ol imhadan kurtul” biçiminde formüle etmiş görünüyor.
İktidarın yaklaşımını kıble kabul ederek, Sinop olayının sonucunu Türk meselesi olarak değerlendiren gazete yazılarında ise saldırganlara, “ne bu hiddet bu celal” denmiyor. “Türklerin hassasiyetlerine, Kürtlere tahammül etmek zorunda bırakılmaktan kaynaklı sorunlarına yeterince duyarlı davranılmıyor, biraz da Türkleri görün” deniyor. Hatta “anayasa da Türklere de yer açın” diyen pek esprili yazarlar bile türedi…
Kim organize etti tartışıladursun, böylesine önemli bir ziyaret günü vali ve belediye başkanının ilde olmaması ve sekiz yüz- iki bin saldırganın yedi saat sürdürdüğü bu şiddet ve linç girişimi karşısında sadece 13 kişi hakkında takibat başlatıldığına dair aynı günlü TV haberi karşısında, devlet ve AKP dışında yol kime çıkar? Saldırganların başını çeken AKP’lileri tesadüf diye açıklayarak sorumluluktan kurtulmak mümkün olabilir mi?..
İktidar, kimleri kullandı, kendilerini kullandıranlar bundan dolayı ne hisseder bu onların meselesi ama bizden yana bu saldırılara pabuç bırakmak olmaz. Barış talebinde ısrar etmek kadar, halklar arasında farklılıklar yaratarak yada farklılıkları kaşıyarak düşman gruplar yaratma derdi olanların hesaplarını bozmak ve direnme geleneğinde ısrar etmek önemli. İktidar güçlerince desteklenen “gözü dönmüş faşist” yakıştırmasına Türkler’den gelecek cevabı da sabırsızca beklediğimi söylemeliyim bu arada.
‘İnkara razı ol, imhadan kurtul’
HDK ve BDP’lilere karşı Sinop ve Samsun’da organize edilen linç girişimi pek çok açıdan önemli. Tartışmalar muhtelif azmettiricilere işaret etse de, bu saldırıların amacı ve kimin işine yaradığı sorusunun cevabı o kadar geniş değil.