Halklarımıza yöneltilmiş tüm baskı ve haksızlıkları ortadan kaldırmak, barış içinde ve insanca yaşayabileceğimiz bir Türkiye’yi kurmak üzere Kongre Girişiminin çağrısıyla bir araya gelen her türden baskı, sömürü ve ayrımcılığa karşı olan bireyler ile kuruluş, örgüt, inisiyatif, dernek, parti ve hareketlerin sözcü ve üyeleri, halkın kendi yönetimini kurmasını sağlamak için birlikte mücadelenin koşullarının olgunlaştığı, farklılıklarımızın zenginliğimiz ve gücümüz olduğu bilinciyle Halkların Demokratik Kongresi’nin kuruluşunu ilan etti.
Kongre, Türkiye’nin ana muhalefeti olduğunu ve tüm saldırılar karşısında bir direniş odağı olacağını duyurdu. Ezilenden, yok sayılandan, doğadan, emekten, özgürlükten, eşitlikten, barıştan, adaletten ve demokrasiden yana olanları bir araya getirerek oluşan kongre yeni umutların yeşermesine vesile oldu.
Bu yazı da; bu oluşuma, bu umuda bir ‘hoş geldin’ yazısı olsun istedim.
***
Hoş geldin umut...
İnkarlar ve imhalar yaşayarak geldin... Aşklara, acılara tutunarak, yüreğinde bir emaneti büyüterek, yılların ağrısını çekerek, bir ışık için teperek rahatını, yılların ağrısını çekerek geldin… Hoş geldin.
Kızgın bir karanfille dağlanan yüreklere su serptin… Gözümüz yollarda seni bekledik... Hoş geldin umut... Hoş geldin.
***
Onurlu, sevinçli ve coşkuluydun... Gelişi hep beklenen bir rüzgar gibi geldin... Aşk gibi geldin, geliş sana, sen gelişe yakıştın, hoş geldin.
Bir karanfil mi getirdin? Yakışır hayata. Hayat bazen hiç de farkına varmadığımız anları ve anlamları yakalar... Özlem duyduğumuz vakti nişanlar... Söylemediğimizi bir çırpıda anlatan gözler gibi... Yakışır hayata... Sana yakışır... Şu kılıksız yaşama en güzel kıyafetleri giydirir gibi... Bir yangın gibi büyüyen gidişlerde kalbin köşesinde uçuşup duran dönüş haberleri gibi, hayatı kuşanıp aniden kalabalıklara karışmak gibi... Hayatın Uyar’ından birkaç dize gibi:
‘Bir türkü gibi öfkede söylenen
İşsiz hanlar, bakımsız bağlar adına
Puslu ve telaşlı garlardan kaçırdığın
Bir pençeden, bir kıtlıktan kayırdığın
Her ülkede söylenen bir türkü gibi’
***
Bu bir öykü, bir senaryo gibidir. Bu, yaşamın ta kendisidir. Her an hazır ister bizi. Bütün kareler arasında bir bağlantı kurmak ve bunları bir düzene sokmak kolay olmuyor elbet. Beklediğimiz gibi gitmiyorsa değişiklik gerekir. Çıkarmak ya da eklemek, kimi sözcükleri terbiyelemek gerekir. Bir sevda çiçeğini sular gibi. Bir yağmurun sesine ayarlanmış adımlar gibi... Kendi küllerimizden yeniden doğmak gibi... Emek gibi, şiir gibi, aşk gibi...
***
Sahne bizi bekliyor, yaşam bizi bekliyor. Hazır mıyız? Son kez herkes aynada yüzleşsin kendisiyle, herkes yerini iyi saptasın, kendine yeni bir dans dili bulsun... Coşku iyidir... Kabarıp taşmanın zamanı gelmiş demektir...
Kimi zaman anlatmaya gücü yetmez tedavüldeki sözcüklerin. Efsunlu tüm cümlelerini seferber etmek ve bir akıntıya salmak istersin ve ömrüne cinnetler sunduğun hayat sana bir karanfil uzatır kan yerine Cansever dizeler gibi;
‘...Sen o karanfile eğilimlisin
Alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu bir yanımdakine veriyor
Derken karanfil elden ele.’
***
Ve bir güz akşamında bir umut yeniden çalıyor ıslıklarını... Kabullenmek ve kapsamak gibi yakışır hayata, yakışır umuda dedim, yakasına bir gül iliştirme niyetine, oturdum bu yazıyı yazdım. Umutla karışık bir sevince yazdım...
Okurken sizin de ısınsın yüreğiniz istedim.