Siyaset gerginken ve her gün yeni ölümler geliyorken BDP’nin sağduyulu tutumu herkeste “Acaba barış olur mu, gerginlik son bulur mu?” umudu ve beklentisi yaratmıştı. Ben de umutlanmıştım. Hatta geçen hafta bir başka köşede yazmış olduğum yazının başlığını şöyle yazmıştım: “Çölde Bir Yudum Su: BDP Mecliste”.
Son 6 ayda 1529 kişinin tutuklanmasıyla başlayan şiddet sarmalı, artık herkeste endişe ve korku uyandırıyor. Son bir haftadır ise BDP’lilere yönelik yeni bir tutuklama furyası başlatıldı. Yeni bir felakete doğru sürükleniyoruz.
İki yıldır yürütülen ve son bir haftadır yeniden tırmandırılan KCK adı altındaki tutuklamaları, gazeteci Cengiz Çandar “BDP’yi yok etme operasyonu” olarak tanımladı. BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ise “KCK buysa, ben de genel başkanıyım!” diyerek tepkisini dile getirdi.
Tutuklamalar öncesi Başbakan, BDP’ye oy verenlerin “Tarihe nasıl hesap vereceğini” soruyordu. BDP’nin tüm seçmenlerini “teröre” destek vermekle suçluyordu. Tarih kimden hesap sorar bilinmez ama Başbakan’ın savcıları şimdi BDP’den hesap soruyorlar. Sabah gazetesi ise “Rozet BDP, Kimlik KCK” manşeti ile BDP’yi hedef gösterdi.
Deniliyor ki “BDP, PKK ile arasına mesafe koysun”. Sormazlar mı, tamam öyle diyorsun da, devlet PKK ile arasına mesafe koyuyor mu? Koymadığı aşikar… Daha yenilerde PKK-MİT görüşmesinin kaseti çıktı.
Yaşanan tutuklamalar açıkça gösteriyor ki, Kürt gençlerine dağ yolu gösteriliyor. Tutuklamalar, demokrasi ve barış inancını yok etmeyi hedefliyor. Önce Şırnak’ta belediye başkanları tutuklandı, şimdi İstanbul ilçe başkanları… Şırnak BDP il ve ilçe başkanları hakkında arama kararı var. Diyarbakır, İstanbul, Antep, Urfa gibi kentlerde 150’ye yakın BDP’li gözaltında. 2010 yılında Diyarbakır adliyesi önünde çektirilen BDP’li belediye başkanları ve yöneticilerinin kelepçeli fotoğrafları Türkiye için bir utanç belgesiydi.
Son bir haftadır aynı fotoğraf karelerine yeniden tanık oluyoruz. Diyarbakır Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş’ın tedavi için Amerika’ya gitmesi zorunlu. KCK operasyonu kapsamında gözaltına alındığı için mahkemenin Demirbaş hakkında yurt dışına çıkış yasağı var. Amerika’ya gidip tedavi olması için Cumhurbaşkanının izni şart. Defalarca Cumhurbaşkanlığı’na başvurmasına rağmen bu izin verilmiyor. BDP’lilere yönelik artan baskı, sağlık sorunu nedeniyle tedavi olmalarını engellemeye kadar varıyor. Devlet demokratik sivil alanı yok ediyor.
4 Ekim’de Cahit Mervan’ın ANF’de “Kürtler Sistemden Çekilmeli mi?” başlıklı bir yazı yayınlandı. Mervan yazısında ciddi bir iddia ortaya attı: “Türk hükümeti kara harekatı yapacak, Amed, Van, Hakkari belediye başkanları tutuklanacak… Demokratik Toplum Kongresi (DTK) yöneticileri tutuklanacak, BDP’li bazı milletvekilleri taciz edilecek ve belki tutuklanacak… Hükümetin bunda amacı; zayıf ve izole olmuş bir PKK, beli bükülmüş ve kriminalize bir BDP, yıpranmış ve meşruluğu tartışılan bir DTK ve İmralı’da bulunan Öcalan’a sistematik tecrit…”
Ve Cahit Mervan soruyor:
“Kürtler, sistemin meşru yollarından çekilmeli mi?”
Bunun nasıl olacağını da şöyle açıklıyor: “BDP’li belediyelerin istifası, BDP’nin kendini kapatması, DTK’nın kendini feshetmesi, Kürdistan’daki bütün dernek, kurum ve kuruluşun kapısına kilit vurulması… Miting ve yürüyüşlere son verilmesi, basın açıklamalarının dahi yapılmaması…”
Mervan şöyle devam etmiş: “Kürtler yasal olanı değil, meşru olanı; legal olanı değil, illegal olanı; ovayı değil, dağı gündemine almalı…”
Kürtlerin büyük bir kısmı da artık Cahit Mervan gibi düşünüyor.
İki hafta önce bu köşede basına sızan PKK-MİT görüşmesini deşifre eden kaseti hükümeti servis ettiğine dair ciddi iddiayı yazmıştım. Şöyle demiştim: “Bu iddiayı dile getirenlerin görüşü şudur; hükümet bu kaset ile ‘Kürt sorununun çözümü için görüşme ve diyalog dahil bütün yolları denedim ama PKK ve Kürt tarafı yanaşmadı. Benim şiddet ve baskı aracını devreye sokmak dışında bir alternatifim yok. Hükümet bu yolla hem Türkiye kamuoyuna hem dünyaya Kürt sorununun çözümü için elinden geleni yaptığını göstermek istiyor. Hükümet kamuoyunu bu yönde manipüle ettikten sonra kapsamlı bir imha saldırısı yapacak. Hükümet hesabına göre yapılacak kapsamlı iç dış saldırılara kamuoyu tepkisi sınırlandıracağını ve Sri Lanka türü bir imha politikasına destek bulmayı hesaplıyor.
Hükümet imha politikasını devreye sokmuş gibi. İddia sahipleri adım adım haklı çıkıyorlar sanki…
Savaş ve yıkım, bir kara delik gibi bizi içine alıyor. Ben korkuyorum...