“KCK’nin bir devlet modeli değil, bir toplum modeli” olduğunu söyleyen Komalên Civaken Kurdistan (KCK) Adalet Divanı Üyesi Zaman Zeravan, KCK’nin doğrudan demokrasi ilkesini temel aldığını belirtti.
“KCK Sözleşmesi”nde, Toplumsal adalet modeli yaşayan komünal değer, yapı ve ilişkilerin doğru bir aydınlanma demelinde demokratikleşmesini; zaman, mekan, koşul ve ihtiyaçlara göre güncellenerek yaşamsallaşacağını dile getiren Zaman Zervan, KCK’nin adalet anlayışına ilişkin sorularımızı yanıtladı.

Son süreçte Türk basınında KCK’nin bir paralel devlet modeli olduğu; kuvvetler ayrılığı ilkesini esas aldığı, yargısının da yasama ve yürütme gibi sistemin bir ayağını oluşturduğuna dair değerlendirmeler var. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? KCK gerçekten bir devlet modelini esas alıyor mu, devlet olma amacı var mı, yargısı bunun bir ayağı mıdır?

Öncelikle KCK, bir devlet modeli değil, bir toplum modelidir; örgütlü toplumun öz yönetim temelinde kendi işlerini yürüttüğü toplumsal modeldir. Yerel yönetimler, sivil toplum örgütlenmeleri; komün, ocak, kooperatif vb tüm toplumsal örgütlenmelerin ağ tarzı örgütlenmesine dayanır. Bu örgütlenmeler halk meclislerinde ortak bir politika ve koordinasyona kavuşur. Halk tüm sorunlarını meclislerinde ele alır, tartışır ve çözümler üretir.
KCK’nin devletle hiçbir benzerliği yoktur. Bir defa devlet iktidara, egemenliğe, bürokrasiye, gücün merkezileşmesine, sınırlara büyük ordu ve kolluk kuvvetlerine dayanır. Bunların hiç biri KCK’de yoktur. En demokrasiye duyarlı hale gelmiş devletlerde bile, toplum devletin içine sadece temsilcilerin gönderir. Devlet bürokrasisi içinde yer alan kesim de toplumdan kopar; devlet memuru olur. Resmi toplum-sivil toplum ayrışması da bundan kaynaklanıyor. Devletle toplumun ayrı şeyler olduğu çok açıktır. Bu ayrışma içerisinde KCK devlet alanında değil, toplumsal alanda yer alıyor; toplumsal ilişkiler içinde varlık buluyor. KCK bir devlet modeli olmadığı gibi devlet olma gibi bir amacı da yoktur. Biz hakikat algılayışımızda ve paradigmasal bakış açımızda devleti mahkum ettik. Önderliğimiz savunmalarında devletin toplum için ne kadar büyük bir yıkım olduğunu derinlemesine tahlil etti. Tabi devletçi bakış açısıyla, modernist algıyla konuya yaklaşanlar KCK’yi anlamıyorlar.

Bir toplum modeli olarak tasarlanana KCK’de kuvvetler ayrılığı var mıdır?
KCK’nin devlet olma gibi bir amacı olmadığı gibi toplumsal adalet modelinin devlet yargısıyla hiçbir alakası yoktur. Devlet yargısı çok detaylı kodlanmış bir hukuk sistemine dayalıdır. Hakim, savcı ve avukat bürokrasisi şeklinde işler. Biz bu sistemin çok pozitivist-determinist bir sistem olduğunu düşünüyoruz. Çünkü yaşanacak her şey hakkında önceden bir kılıf hazırlanmıştır. Önceden hazırlanmış hukuk şablonları her olaya uyarlanır. Sorunun özü üzerinde yoğunlaşma, çözüm üretme gibi bir anlayışa sahip değildir.

KCK’de tüm kuvvet halktadır


Toplumsal adalet modeli ise ahlaki-politik bir temelde, yaşanan sorunlara ilişkin, toplulukların kendi içinde çözümler üretmesini esas alır; adaleti sağlamayı toplumun işi olarak görür. Toplum adaletini görevlendirdiği birimlerle sağlar. Bu görevlendirme demokratik toplumun örgütlü yapısı tarafından yapılır. Aynı zamanda kanaat önderleri, aydınlar ve tüm özgür yurttaşların da adalet konusu olan toplumsal sorunlara müdahil olma inisiyatif ve sorumluluğu vardır. Ancak bunlar belli bir eş güdüm içinde hareket ederler. KCK’nin kuvvetler ayrılığı ilkesiyle de alakası yoktur. Kuvvetler ayrılığı ilkesi egemenliğin kendini toplum üstü olarak inşa etmenin bir özelliğidir. Özünde öyle kuvvetler ayrılığı da yoktur; tüm kuvvet devletedir, devleti elinde bulunduran egemende ve onun iktidarındadır. Yasama, yürütme ve yargı devletin uzantılarıdır; devleti işletme ve koruma mekanizmalarıdır. KCK ise, doğrudan demokrasi ilkesi temelinde, halk meclislerini esas alır. Yani tüm kuvvet halktadır; halkın örgütlü yapısında ve meclislerindedir. KCK’nin adaleti ise halk meclisleri ve ya demokratik toplumun örgütlü yapısı tarafından görevlendirilen birimler tarafından organize edilir ve yürütülür.

Pekiyi, KCK toplumsal modeline göre devlet nerede duruyor; Devletle ilişkiler nasıl olacak? KCK devletin hukukunu, yargı sistemini tanıyacak mı; tanırsa ikisi birlikte nasıl işleyecek?

Devleti bir realite olarak kabul ediyoruz. Beş bin yıllık bir ömrü var. Günümüzde devletlere dayanan bir dünya sistemi mevcuttur. Bu bir realitedir. Ancak biz bu realitenin gelişimini; uygarlık, toplum ve tüm yaşam üzerindeki etkilerini değerlendirerek yoğun eleştiriye tabi tutuyoruz. Yaşanan savaşlar, sömürgecilik, toplumsal ve ekolojik yıkımların temelinde devlet sisteminin olduğunu biliyoruz. Ayrıca devlet, toplumun politika yapma hakkını elinden alan; yani toplumun, öz yönetim temelinde, kendi işlerini planlayıp yürütmesini engelleyen, ya da politik alanı oldukça daraltan bir sistemdir.
Devlet bir toplum mekanizması değil, kendisini toplum üstü inşa eden; toplumun tüm birikimlerine, değerlerine ve iradesine el koyan bir güçtür. Başta tanrı olarak inşa edildi. Ardından tanrı-kral, krallık, imparatorluk ve en son ulus devlet olarak inşa edildi. Devlet sistemi egemen, sömürgeci ve hegemonik güçler tarafından inşa edildi. Ve sürekli olarak bu güçlerin hizmetinde oldu. Yanılsama olarak ta, toplumun doğal yönetimi olarak lanse edildi. Özünde ise sürekli olarak toplumu denetim altına almanın, sömürmenin bir mekanizması olmuştur. İşte bu sebeplerden dolayı biz devlet sistemini sadece eleştirmiyoruz; aynı zamanda küçültmek, demokrasiye duyarlı hale getirmek, nihai olarak ta tümden söndürmek için mücadele ediyoruz. Zaten aklı başında, biraz özlü düşünen tüm aydınlar, sosyal bilimciler, siyasetçiler ve hakikat arayışçıları devletin toplumun sırtında bir kambur olduğunu biliyor, kabul ediyorlar. Hata egemenler ve hegemonik güçler bile mevcut devlet sistemiyle daha fazla yaşanamayacağını kabul ederek, kendilerine göre farklı sistem arayışları içine girmişlerdir.

Mevcut devlet biçimlerini ele aldığımızda, mücedele yönteminiz nasıl olacak?

Egemen devletlerin halkımız üzerinde uyguladığı kültürel ve fiziki soykırım politikaları da göz önüne alındığında, devletlerle mücadelemiz kaçınılmaz hale geliyor. Mücadele yöntemi olarak savaş asla bizim önceliğimiz değildir. Ancak devletin halk olarak varlığımıza yönelmesi, varlığımızı tehdit etmesi karşısında meşru savunma ve öz savunma temelinde kendimizi savunmamız kaçınılmaz hale geliyor.
Türk devletine gelince, devlet varlığımızın ifadesi olan Önderliğimizi serbest bırakarak demokratik siyaset zeminini açık bırakır ve halkımız üzerindeki yönelimleri sona erdirirse, biz de demokratik siyaset zemininde mücadele etmeyi esas alırız. Devlet bizim toplumsal irademizi ve bu toplumsal iradenin yaşam modeli olan KCK’nin hukukunu tanırsa bizde devletin demokrasiye duyarlı hukukunu tanırız. Zaten devlet ve toplum ayrı şeylerdir.

Mevcut mahkemeler tanınmamalı


Demokratik bir anayasa ile alan, hak ve sorumlulukları belirlenirse, her ikisi birbirini yadsımadan, birlikte yaşayabilirler. Doğaları gereği ikisi arasında yine mücadele olur. Ancak bu mücadele savaş şeklinde değil, barış içinde, demokratik siyaset zemininde olur. Demokrasiye duyarlı devletin hukukuyla bir problemimiz olmayacağı gibi; demokratik hukuk çerçevesinde yargısını işletmesiyle de problemimiz olmaz. Ancak, buna karşı, birbirinin hukukunu tanıma çerçevesinde devletinde Toplumsal Adalet’in işlemesiyle hiçbir problemi olmaz. Ancak mevcut şekliyle, Türkiye örneğinde görüldüğü gibi, devletin anti demokratik hukuk ve yargı sistemi halkımız üzerinde bir soykırım aracına dönüştürülmüş.
Her gün özgürlüğü için mücadele eden onlarca Kürt bu hukuk ve yargı sistemiyle göz altına alınıyor, sorgulardan geçiriliyor ve ceza evlerine atılıyor. Devletin yargı sisteminde ele alınan toplumsal sorunlar çözülmediği gibi adeta kangrenleşerek daha da ağırlaşıyor. Mevcut hukuk halkımızın iradesizleştirilmesi, kültürel ve fiziki soykırıma uğratılması için temel bir dayanak durumundadır. Böyle bir hukuk ve yargı sistemini tanımıyor, meşru kabul etmiyoruz. Halkımıza kendi sorunlarını kendi içinde çözmesi ve bizi yok etmeye çalışan devletin mahkemelerine götürmemeleri için çağrılarda bulunuyoruz. Devlet bizim hakkımızı, hukukumuzu ve adaletimizi tanımadığı sürece bizde onun sistemini, yargısını kabul etmeyecek ve tanımayacağız. Halkımıza da sorunlarını devlet mahkemelerine asla götürmemesi için çağrılarımıza devam edeceğiz.

KCK Toplumsal Adalet Modeli nasıl bir anlayışa dayanıyor; toplumsal sorunların ele alınışında temel kriter, yöntemler ve dayanaklar nelerdir?
Öncelikle toplumsal adalet modelimizin topluma, topluluklara dayandığını belirtmiştik. Sorunlar nerede yaşanmışsa oradaki insanlar, topluluklar tarafından çözülecek. Sorunlar politika zemininde, ahlaki ölçülere temelinde ele alınacak. Modernist anlayış politikayı sadece iktidarın, devletin, yürütmenin veya iktidar mücadelesi yapanların işi olarak gördüğü için adalet-hukuk işlerini ayrı, politikayı ayrı işler olarak ele alıyor. Bu anlayışta, adaleti sağlama işleri, topluma değil, yargı bürokrasisine bırakıldığı için politika ve adalet tamamen birbirinden koparılıyor. KCK’de, politika, toplumun işi olarak ele alındığından; toplumsal adaletin sağlanması, politik bir çerçevede ele alınır. Yani adaletin sağlanması, toplumun bir işinin yapılması, bir sorununun çözülmesi ve bu işin bizzat toplum tarafından yapılması nedeniyle, politik bir çerçevede ele alınır. Bu yöntemle toplum, yaşadığı sorunların özünü tartışarak, bir öz düşünüm gerçekleştirir; hak, hukuk adalet, doğru, yanlış tartışmalarını gerçekleştirerek ahlaki ölçüleri ve öz bilincini geliştirir. Aynı zamanda, çözüm iradesini ortaya koyarak, öz yönetim anlayışını geliştirir.

Ahlak, bilinç, vicdan, politika...

Toplumsal adalet anlayışının diğer temel bir özelliği hakikatin açığa çıkarılmasıdır. Burada hakikatten kasıt, bir toplumsal sorunun somut olarak nasıl ortaya çıktığını kapsadığı gibi, bununla sınırlı değildir. Toplumda çıkan sorunlar, münferit olaylar zinciri olarak ele alınmaz. Bazı münferit sorunlar olabilir; ancak, bunlar münferittir. Yaşanan toplumsal sorunların temelinde, ağırlıklı olarak, yapısal sorunlar vardır. Yapısal sorunları, ortaya çıkan sonuçlar üzerinden, değerlendirerek çözümler üretmek, sorunların zeminini ortadan kaldırmadığı için, tam sonuç almaz. Toplumsal sorunlara köklü çözümler üretmek için, öncelikle yaşanan sorunların temelindeki hakikati derinlemesine açığa çıkarmaya ihtiyaç vardır. Bu da sorunların kaynağındaki tarihsel, toplumsal kökenleri çözümlemeyi gerektirir. En önemlisi de toplumsal sorunların kaynağındaki zihniyet sorunlarını açığa çıkarmayı gerektirir. Toplumsal sorunların kökenindeki iktidar-egemenlik, mülkiyet-kapitalizm; fetişizm, milliyetçilik, bilimcilik, dincilik, cinsiyetçilik gibi zihniyet sorunları açığa çıkarılmadan yaşanan sorunlar tam anlaşılmayacağı gibi; güçlü çözümler üretmekte mümkün değildir.
Kısaca, toplumsa adalet modelinde, toplulukların karar sürecine katılmaları, hakikatin açığa çıkarılması, adaletin sağlanması ve çözüm üretmek temel bazı kriterlerdir; diyalog, tartışma, yorum, ikna etme, eğitme, uzlaştırma kullanılan temel yöntemlerdir; ahlak, bilinç, vicdan, politika, evrensel normlar, toplumun aldığı kararlar-koyduğu kural ve yasalar temel dayanaklardır.

Şu anda çalışmalarınız hangi aşamada? Toplumsal Adalet modelinin işlediği alanlar var mıdır? Toplumsal Adalet nasıl organize olacak?
Öncelikle hiç yoktan bir toplumsal model inşa etmiyoruz. Toplumun özgürlüğe doğru olan, demokrasiye açık yaşayan komünal değerlerini ve işleyişini toplumsal modelimizin temeli olarak kabul ediyoruz. Devlet dışında, toplumsal yapıda komünal değerler çok güçlü bir şekilde yaşıyor. Etinisitede, inanç gruplarında, geleneklerde; aile, akraba, komşuluk, arkadaşlık ilişkilerin de; köy toplumunda, dayanışma gruplarında, sivil toplum örgütlenmeleri ve yerel yapılarda komünal değerler çok güçlü yaşamaktadır. Toplum varlığını bu sayede sürdürebiliyor. İhtiyaçların karşılanması ve sorunların çözülmesi de ağırlıklı olarak bu yapı ve ilişkiler üzerinden gerçekleşiyor. Adalet alanında da toplum sorunların çoğunluğunu komünal yapı ve ilişkiler üzerinden çözümlüyor; devlet yargısına yansıyanlar çok az bir kısmını oluşturuyor. Ancak toplumsal adalet modeli, bu ilişki ve yapıları olduğu gibi esas almıyor. Toplumsal adalet modeli yaşayan komünal değer, yapı ve ilişkilerin doğru bir aydınlanma demelinde demokratikleşmesini; zaman, mekan, koşul ve ihtiyaçlara göre güncellenerek yaşamsallaştırmasını öngörüyor. Buna da demokratik komünalizm diyoruz.

İnşa çalışması devam ediyor

Şu anda yaşayan komünlal değerler üzerinden demokratik komünalizmi geliştirmenin mücadelesini veriyoruz. Öncelikle Önderliğimizin sunduğu Demokratik Ekolojik Toplum paradigması ve ahlaki-politik toplum perspektifleri esas alınarak teorik bir çalışma yaptık; ardından model üzerinde çalışma yürüttük. Teori ve model çalışması boyutuyla önemli bir çerçeve oluştu. Toplumsal adalet bildirgesi ve KCK sözleşmesi “Toplumsal adalet bölümü” bu çerçeveyi yansıtıyor. Teori ve model çalışması örgütlenme ve inşa çalışmasıyla birlikte devam ediyor. Öncelik KCK’nin tüm okul, akademi ve eğitim devrelerinde toplumsal adalet ders veya seminer olarak işleniyor. Bununla öncü kadro toplumsal adaletin inşasında hazır hale geliyor. Toplumsal inşa çalışmalarına öncülük eden bu kadrolar, gittikleri her alanda toplumsal adaletinde organize edilmesine öncülük ediyorlar. Şu anda da gerilla ve KCK kadrolarının bulunduğu tüm alanlarda adalet sorunlarının büyük çoğunluğu bu yapımız tarafından halkla birlikte çözümlenmektedir. Kürdistan’ın dört parçasında birimleşmelerimiz ve çalışmalarımız başlamış durumda. Halkımızda da, sorunlarını devlete götürmeden, kendi içinde çözme eğilimi güçlenmiş durumdadır.


HALİT ERMİŞ/CİHAN ÖZGÜR - BEHDİNAN