Siyasi görüşlerinden dolayı uzun yıllar cezaevide kalan Hasan Baraçkılıç’ın ‘Kürdistan Uygarlığı’ kitabı Do Yayınları arasından çıktı. Kitap, Kürdistan’da yaşamış uygarlıkların öğrenilmesinde oldukça kapsayıcı ve geniş bir kaynak sunuyor. Deyim yerindeyse pozitivist ve milliyetçi, kurgulanmış tarihe karşı ve inkara rağmen ortaya bir Kürdistan uygarlığının ispatını yapıyor yazar. Yaklaşık yirmi yıllık bir çalışmanın ürünü olan ‘Kürdistan Uygarlığı’ üzerine Baraçkılıç ile tarih ve kitabın kendisini konuştuk.

Uzun yıllar cezaevinde kalan biri olarak, zor koşullarda oldukça zahmetli bir kitaba imza attınız. Çalışmanız hakkında okurumuzu bilgilendirebilir misiniz?
Kürdistan Uygarlığı, uzun yıllar yürüttüğüm araştırma ve inceleme çalışmaları süresi içinde kendiliğinden önüme çıktı. Ben onu aramıyordum. Sadece tarihte kendimi arıyordum. Ama karşımda, bütün ihtişamıyla duran ve insanlık tarihinin başlangıcına damgasını vuran bir Kürdistan Uygarlığı’nı buldum. Doğrusu tarihin göbeğinde üstüne bir sis perdesi çekilmiş halde oturmuş duruyordu. Her nedense, ‘Kral çıplak’ misali kimse onu görmek istemiyordu. Görenler olduysa da kimse ismini koymadı ya da çekindi veya cesur davranmadı. Ya Mezopotamya Uygarlığı’ndan saydı, ya Anadolu Uygarlığı’ndan ya da hiçbir şeyden saymadı. Bu sözlerim bu alanda çalışma yürüten akademisyenlere, yazarlaradır. Ben de böyle bir uygarlığın varlığına uzun çalışmalar sonucunda vardım ve buna inandım. İnsanlık tarihinin temellerini oluşturan Kürdistan Uygarlığı, tarihte hak ettiği yerini bulacaktır. Bu bir ilktir ve bunu başarmak istiyordum. Başardığıma inanıyorum, ama takdir okurundur.

Neden Kürdistan Uygarlığı?

Bu çalışmanın ismini ‘Kürdistan Uygarlığı’ olarak koymamın nedeni yalnızca, tarih bilimine karşı duran ve tarihi gerçekleri çarpıtan anlayışlara bir tepki değil elbette, olamaz da; böyle bir uygarlığın gereğine ve bu coğrafyanın böyle bir uygarlığı hak ettiğine inandığım içindir. Kürdistan Uygarlığı adını sadece Kürtler için ve Kürtlerin yurdu ve Kürtlere ait bir uygarlık anlamında kullanmadığımı başta belirtmek istiyorum. Hiçbir uygarlık sadece bir etnisiteye ait olmamıştır. Bütün uygarlıklar o coğrafyada yaşayan halkların ortak değeri olarak şekillenmiştir. Hangi ad altında olursa olsun ortak, kolektif değerler bütünü olarak ortaya çıkmışlar ve insanlığın kolektif değerleri olarak da sahiplenilmesi gerekiyor. Tarih boyunca bu topraklar Kürtlerin yurdudur, ama yalnız Kürtler yaşamamışlar ve yaşamıyorlar. Burayı kendine yurt edinen farklı dil ve kültüre sahip toplulukların doğal entegrasyonu sonucu oluşan ortak kültürün şekillendirdiği bir uygarlık değerlendirilmesi en doğru olanıdır diye düşünüyorum.

Uzun yıllar cezaevinde kaldınız. Bilgi toplamak, bunları doğrulatmak, kaynaklara ulaşmak sizin için kolay olmamalı...

Doğrudur. Uzun yıllar içerde kaldım. 12 Eylül fırtınası beni de savurdu içeri. Tam 20 yıllık cezaevi koşullarında pek de kolay olmadı. Ama her şeye rağmen koşulları değerlendirmesini bildik. Bunun dışında cezaevinde iki kitap daha hazırladım, onlar da yayımlandı. Ama en önemli çalışmalarım insanlık tarihi üzerine yaptığım araştırmalar oldu. İnsanlık tarihi, insanın geçmişi ve onun varoluş hikayesi, benim için hep bir gizemdi ve merak konusuydu. Onunla ilgili ne bulduysam ilgilendim. Ansiklopedi, kitap, dergi ne bulduysam okudum, araştırdım, inceledim; notlar tuttum, yazılar hazırladım. Bu konuda sayfalarca notlarım oluştu. Bunların hepsini beraberimde dışarı çıkardım. Buradaki amacım dışarı çıktığımda bir kitap çalışması yapmak değildi. Sadece bilgi notlarımdı, bunları eğitim amaçlı kullanmayı düşünüyordum ve ilk yıllarda da bu amaçlı eğitimlerde bu notlardan oldukça yararlandım.

Şimdiye kadar anlattıklarınızda Kürdistan Uygarlığı fikri ya da çalışması yok.

Evet. İçerdeyken böyle bir çalışmam olmadı. Dışarı çıktıktan ve özellikle İstanbul Kürt Enstitüsü’nde Tarih Bölümü başkanlığını yaptığım yıllarda, Kürt tarihi üzerinde kapsamlı çalışmalar yaptım. Bölümdeki komisyonlarla çalışmalar yapıyorduk. Ben daha çok eski tarihle ilgilendim, insanlık tarihine olan ilgimden olacak, arkeolojik çalışmalara katılan bir arkadaşın desteğiyle birçok arkeolojik bilgiye ulaştım. Bu bilgiler Kürdistan adına beni oldukça heyecanlandırdı. Çünkü bütün kaynaklar Kürdistan’ı işaret ediyordu. Resmi tarih kitaplarında farklı verilseler de, o ilk yerleşim yerleri ve sonraki bin yıllarda ortaya çıkan Hurri Uygarlığı, Mitanni Uygarlığı, Hitit Uygarlığı, Urartu Uygarlığı gibi tarihte Kürdistan olarak bilinen bu topraklardaki uygarlıklar ‘Anadolu Uygarlığı’ adı altında verildiğini ve hiç birisinin de Kürtlere mal edilmediğini gördüm. Bunun açık adı bir kültürel soykırımdı. Yapılacak bir çalışmanın başarısı ve inandırıcı olabilmesi için öncelikle adının doğru konulması lazım. Bu güne kadar Kürt ve Kürdistan kelimeleri yerine birçok değişik kavramın ya da adın kullanıldığını biliyoruz. Bu söz konusu topraklarda insanlık tarihinin ilk uygarlığının geliştiğini haklı olarak birçok yazar-araştırmacı yazmaktadır. Ama, tarihisel algılamamızı bugünün siyasi sınırlarında tutarak bilimsel ve doğru sonuçlara varamayız. Her şeyden önce tarih araştırmalarını yapan kişi kendini, bu zoraki resmi politik sınırlardan özgürleştirmesi gerekir. Uygarlık adına gösterdikleri ilk yerleşim yerleri ve sonraki bin yıllarda gelişen kültürlerin ve şehir-devletlerin hemen hemen tamamı Kürdistan’da olduğuna göre, hiç kuşkusuz bu uygarlığın adı da Kürdistan Uygarlığı olacaktır.

Bununla amaçlanan bir inkar ve tarihte yok sayma mıdır?

Kürt olgusunun ve tarihinin aydınlatılması birçok ulus ve uluslararası egemen güçlerin çıkarlarını boşa çıkaracağından özellikle yasaklı bir alan olarak tarihin derin kuytuluklarında karanlıkta tutularak bundan çıkar umulmuştur. Yürürlükte olan inkar ve yok sayma politikalarının akademik alandaki temsiliyetidir. Ulus-devletle birlikte, kendi etnik yapılarına meşruiyet kazandırmak için kendi vatanları olarak gördükleri topraklar üzerindeki iddialarını kanıtlamaları gerekiyordu. Özellikle Cumhuriyettin ilk yıllarında buna çok ihtiyaç duydular. Buradaki varlıklarına meşruiyet kazandırma amacıyla olmadık uydurma tezler ileri sürüldü. Ancak gelinen aşamada hiçbiri tutmadı. Artık daha genel bir görüntü verilerek Anadolu Uygarlığı adı altında sahipleniliyor. Böylece tarihte bir olgu olarak hep var olan Kürdistan yok sayılmış oluyor. Bugüne kadar bu, Kürdistan’a aittir ya da Kürtlerindir dedikleri bir şey var mı? Bir aralar Kürdistan tilkisinden bahsedildi, buna şiddetle karşı çıktılar. Tahammül gösteremediler. Onlara göre Kürdistan yok ki onun tilkisi olsun. Bana göre Kürt sorunu kadar Kürdistan sorunu da çözüm bekleyen ciddi bir sorundur.

Kürdistan Uygarlığı’nı hangi tarihsel temeller üzerine oturtuyorsunuz?

Tarihsel dönem itibarıyla bu kitap, Kürdistan Uygarlığı’nın gelişim süreçlerini izler. Bu süreç, ilk yerleşimlerin ortaya çıkışından başlayıp dönemsel kültürel aşamalarından Hurri boylarına ve Medlerin yıkılışına kadarki uygarlıklar süreçlerini içeren bir kitap çalışması olmuştur. Zagros ve Toros sıradağlarının derin vadileri ve ovalara sarkan etekleri ilk insanların yaşam alanlarını oluşturdu. Dicle, Fırat ve Zap ırmakları ve kollarının suladığı tarım ve hayvancılığa elverişli bu verimli bölge sonraları Kürtlerin ülkesi ve Kürdistan Uygarlığı’nın temellerinin atıldığı yer olacaktır.
Kürdistan’da bu yaşama ve kültüre sahip olan insanlarımız yaklaşık 10 bin yıl önce Çayönü, Newala Çori, Jarmo, Göbeklitepe, Arsantepe, Norşuntepe vb. yerleşim yerlerinde benzer yaşamı yaşarlardı. Devamında, İlkel Toplum’un ilk üretici köy toplulukları, 6 bin yıllarından itibaren Hassuna, Samara ve Halaf kültürleriyle kentleşmeyi başardıklarını görüyoruz. 3. bin yıllarına gelindiğinde ise, Guti, Kassit, Hurri ile Hitit, Urartu ve Medler gibi devletler ve uygarlıklar biçiminde varlıklarını sürdürdüklerini görüyoruz. Özcesi, bu bir uygarlığın şekillenmesidir. Dolayısıyla uygarlık nerede; hangi topraklarda halkların emeğiyle şekillenmiş ve oluşmuşsa ona göre bir isim alır. Bütün veriler; tarihin başlangıcı, insanlığın beşiği ve uygarlığın temellerinin atıldığı yer olarak bize, Kürtlerin tarih boyunca yaşadıkları topraklar olan Kürdistan’ı gösteriyor.

Kürdistan Uygarlığı kitabı bize bilinenin dışında neyi verir, ya da yanlış bilinen neyin ispatını yapar?
‘Kürdistan Uygarlığı’, başta Kürt halkı olmak üzere, Anadolu ve Mezopotamya’da yaşayan halklar kadar insanlığın da kitlesel bir ilgi alanı, odağı olabileceğine inanıyor ve bekliyorum. Bu çalışmayla Türkiye’de inkara dayalı genel politik tarih algısının neden olduğu bazı sorunlar içeren yaklaşımları aşmada bir adım atmış olacağız. Türkiye’de oluşturulan tarih bilincinin yeniden gözden geçirilmesini sağlayarak, onlarca kültürün birbiriyle karıştığı böylesi bir coğrafyada, düşmanlıkları değil, iletişim, diyalog ve birlikte yaşama duygusunu geliştireceğine inanıyorum. Yine tarihine sıcak bakmayan her Kürdistanlıya kendi tarihinin son derece ilgi çekici olabileceğini, tarihi mirasın ve bilginin yadsınamayacak bir gündelik yaşam kaynağı olarak yeniden üretilebileceğini göstermeye çalıştık. Kürdistan Uygarlığı çalışması, insanlığın en önemli ve temel halkasını oluşturduğunu ve bunun gelişimi, yayılımı ve sonraki uygarlıklar üzerindeki etkilerini ve tarihteki yeri hiçbir tarih yazıcısının göz ardı edemeyeceği kadar çekici ve çarpıcı önemdedir. Şunu artık rahatlıkla söyleyebilecek hakkı kendimizde bulabiliriz; Kürdistan Uygarlığı bilinmeden Sümer Uygarlığı doğru anlaşılmaz ve yazılmaz. Yine Kürdistan Uygarlığı bilinmeden dinlerin inanç kaynakları, mitolojik anlatımlar ve efsanelerinin hiç birisine açıklık getirilemez; cennet, melekler ve cinlerin ülkesi, Nuh’un gemisi, Gılgamêş destanı, Anka kuşu efsanesi gibi. Bütün bunların kaynağının Kürdistan olduğu gerçeği artık inkar edilemeyecek kadar açık ve gün yüzüne çıkmıştır.


RAWİN STERK - ANF/İSTANBUL