
Yönetmen Bingöl Elmas, kimi para karşılığı satılan, kimi çocuklarına bakması için 40 yaşındaki erkekle evlendirilen, kimi evden bir boğaz eksilsin diye, kimi de aile baskısıyla kaçarak evlenen 13-14 yaşındaki 4 çocuk gelinin öyküsünü belgeselleştirdi.
Daha önce „Pipa’ya Mektubum“ isimli filmi çeken Bingöl Elmas’ın yönetmenliğini yaptığı „Evcilik“ belgeseli, evlilikle hayatı kararan çocukların yaşamını gözler önüne seriyor. Yönetmen Elmas, özellikle çocuklarını evlendiren anne-babaların belgeseli izlemesini istiyor.
Çocuk gelinlere ulaşmak için 2 yıl çalışma yapan Elmas, doğrudan kendisiyle konuşmaktan çekineceklerini düşünerek, tanıdıkları ve sosyal hizmet uzmanları aracılığıyla çocuk gelinlere ulaşmaya çalışır. Belgeselde biri Almanya’da olan 4 çocuk gelin, hikayesini anlatıyor. Çocuk gelinlerin hangi kentlerden olduğunu söylemek istemeyen Elmas, bunun sadece bir bölgenin değil tüm Türkiye’nin sorunu olarak görülmesini istiyor.
40 yaşındaki bir adama satıldı
Belgesele konu olan karakterlerden biri, şizofren babasıyla yaşayan, evindeki ekonomik sıkıntılara ve huzursuzluğa dayanamayarak evden kaçan 12 yaşındaki çocuk gelin. Bingöl, bu çocuğun, evlilikten dolayı en fazla canı yanan kişi olduğunu söylüyor. İkinci çocuk gelin ise, arkadaşıyla kaset alış verişi yapıyor; ailesi de zorla evlendiriyor. 3. karakter, çocukluğundan itibaren „Almancı“ olmak umuduyla yetiştirilen, alternatif bir yaşam sunulmayan çocuk gelin. 4. karakter 14 yaşındayken, eşini kaybeden ve çocuklarına bakıcı arayan 40 yaşında birine satılan çocuk gelin.
Erkekler hizmetçi arıyor
„Pipa’ya Mektubum“ isimli filminin çalışmaları sırasında yaptığı okumalarda bu konuyu fark ettiğini belirten Elmas, belgeselinde erken evliliklerin asıl nedeninin görülmesini, bu evliliklere neden olan ebeveynlerin çocuklarının „neler yaşadığını„ görmesini istediğini söylüyor. Çocuk evliliklerinin birçok sorunun başlangıcı ve sonucu olduğunu dile getiren Elmas, bunun tek bir sebebe bağlanamayacağını, yaşanılan ortam, ekonomik yapı, eğitim durumu, geleneksel yapı ve hepsini toparlayan bir ‘namus’ belası kavramı olduğuna dikkat çekiyor. Özellikle ‘namus’ konusuna çözüm olarak evliliğin görüldüğünü ifade eden Elmas, „Erkekler evine hizmet edecek birini arıyor. Aileler ‘bir boğaz eksilsin, bir an önce evlensin, evde ne yapacak’ deyip evlendiriyorlar. Bir sürü çocuğun canını okuyan bir durum“ diye konuşuyor.
‘Çocuğun çocuğu olur mu?’
İstanbul’un ardından Ankara ve İzmir’de film festivallerinde de belgeselin gösterime gireceği bilgisini veren Elmas, ulaşabildiği her noktaya belgeseli ulaştırmak istiyor. Sadece kadın izleyicileri beklemediğini belirten Elmas, „Kadınlar yaşadıkları sorunun farkında. Asıl bu soruna neden olan diğer insanların, bu evliliklere neden olan ebeveynlerin görmesini amaçlıyorum. Belgesel, empati kurulması, çocukların bu evliliklerle hayatlarının neye döndüğünü insanların hissetmeleri için yapıldı“ diye ekliyor. Belgeselde çocuk gelinlerden biri olan Şaziye duygularını şöyle dile getiriyor: ‘’Çocuğun çocuğu olur mu? 15 yaşımda çocuğum oldu. Bana çok oldu, dayanamadım. Çalışmak istiyordum, çocukları bırakıp başka bir şey yapmak istiyordum. ‘Oğlum ne olur bana anne demeyin’ diyordum bazen! O kadar çok geliyordu ki... Üç çocuk dünyaya gelmiş... Ben ne çocukluğumu yaşamışım, ne gençliğimi yaşamışım. ‘Anne’ demesi için, o sevgiyi bilmen için, onu bir kere karnında hissetmen lazım. Yalnızlığımı, sevgisizliğimi, her şeyimi çocuklarla paylaştım. Onlar büyüdükçe...’’
GÜLER CAN - DİHA/İSTANBUL