
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan, AKP’nin liderliğinde Kürtlere karşı yürütülen son savaş ile ilgili sorularımızı yanıtladı.
Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı Türkiye devletinin yeni bir tasfiye konseptinin öncülüğünü yaptığı açığa çıktı. Bu konsept neden başladı ve ne zamandan beri pratiğe geçirilmiş durumdadır?
AKP’nin geçen dokuz yıl içerisinde Kürt Özgürlük Hareketi’ni imha ve tasfiye politikalarını üç dönem halinde değerlendirmek mümkün:
- 2002-2004 dönemi: Bu dönemde içten tasfiyeciliği geliştirerek PKK’yi bölüp parçalamak ve tasfiye etmektir. İçten geliştirilen tasfiyeciliğe karşı PKK, Önder Apo’nun ideolojik yenilenmesi temelinde ve 1 Haziran 2004 hamlesiyle kendini yeniden örgütledi, geliştirdi. KCK ilanıyla halkın önüne yeni bir örgütlenme modeli koydu.
- 2005-2007 dönemi: AKP hükümeti, PKK’nin kendini yeniden toparlayıp örgütleyerek, kendini paradigma değişimi temelinde yenileyip güçlendirerek hamle yaptığı görülünce, buna karşı ‘Kürt Haması‘’ diye tabir edilen bir akım geliştirerek PKK’yi tasfiye etmeyi, kitle tabanını daraltmayı hedefledi. Bunun içinde yer verdiği Kürt işbirlikçileri öne çıkartmaya ve örgütlemeye çalıştı. PKK daraltılıp marjinal kılınmak isteniliyordu. Fakat böylesi bir girişim tehlikeli görüldü ve bu sürece derin devlet denen kesimler müdahale ettiler. Bu da sona erdirildi. Böyle bir role soyunan kişiler AKP içinde tasfiye edildiler. Bu tasfiyeyle birlikte Kürt Hamasçılığı ile PKK’yi tasfiye etme projesi de böylece suya düştü.
- Üçüncü dönemdeyiz: Demokratik siyaseti tutuklayarak tasfiye etmek, gerillayı askeri operasyonlarla darbeleyip ezerek marjinal kılmak, geçmişte PKK’ye karşı çıkmış akımları, kişilikleri bir araya getirerek PKK’ye alternatif bir besleme legal hareket oluşturmak, siyasi ve askeri operasyonlarla, darbelerle ezilen gerilla ve demokratik siyaset hareketinden arta kalanları kendi içinde toplayacak, bastırılıp ezilen, gözü korkutulanları kendi içine çekecek AKP benzeri bir Kürt tasfiye siyaseti ortaya çıkartmak. Ya da böyle işbirlikçi, teslimiyetçi bir akım yaratmak. Şimdi bu süreç yaşanıyor.
12 Haziran seçimlerindeki başarısızlığı üzerine AKP, geçmişten bu yana hazırladığı bu üçüncü tasfiye hamlesini daha etkin bir biçimde yürütmeye koydu. ABD ve İran ile anlaşması var. İran ve ardından kendisi saldırı başlattılar. Şimdi bütün bu saldırıların amacı, hedefi kesinlikle PKK’yi imha ve tasfiye etmektir. Bunu yapabilirlerse, ardından Güney Kürdistan oluşumunu tasfiye edecekler. Yani saldırı bütün Kürtleri hedefliyor. 40 yıldır Kürtlerin mücadeleyle kazandıkları tüm hakları tasfiye etmeyi ve böylece Kürt soykırımını devam ettirmeyi hedefliyor.
AKP günümüzde çok kapsamlı hale getirilmiş ve derinleştirilmiş bir özel savaş yürütüyor. Bunun arkasında ABD, AB, başta İran olmak üzere bölgenin statükocu güçleri var. Öyle anlaşılıyor ki KDP ve YNK de kısmen buna onay vermiş. Geçen yıl Bölgesel Kürt Yönetimi’yle Hewlêr’de yapılan görüşmelerde böyle bir ittifaka ulaşılmış.
Bu planın çerçevesi belirttiğim gibidir. Zaten İmralı’da Önderlik etkisiz kılınmış sayılıyor. Söz konusu askeri operasyonlarla, havadan ve karadan Kuzey’de ve Medya Savunma Alanları’nda yürütülen saldırılarla gerilla ezilecek, siyasi soykırım operasyonlarıyla Kürt demokratik siyaseti tasfiye edilecek. KDP, YNK de bir sınır içinde tutulacak. Yine AKP içindeki Kürtler de kontrol altında tutulacak, Kemal Burkay ve benzeri sözde PKK karşıtlığı yapmış, siyaset içinde bulunmuş Kürtler de toplanarak, onlara bir siyasi hareket örgütlendirilecek; PKK artıkları orda toplanıp AKP rejimine entegre edilecek, rejim içi hale getirilerek sistemin içine çekilecek. Plan bu.
Tabi bu plan ne kadar tutar ne kadar tutmaz ayrı bir konu. Fakat askeri ve siyasi alanda kapsamlı olarak geliştirilen bugünkü saldırılar bu temelde planlanmış saldırılardır. Bu, 2007 başından beri planlanıp, dönem dönem uygulanan, şimdi artık başarısızlığı sonunda son bir hamle halinde AKP’nin uygulamaya, hayata geçirmeye çalıştığı bir imha ve tasfiye planı oluyor.
Bu dönemde KCK Önderi Türk devletine tutum koyduktan sonra avukat görüşmeleri engellendi. Kürt Halk Önderi’nin ve AKP’nin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kürt Halk Önderliği öyle karşıt, reddedici bir tutum koymadı. AKP’yi, devleti, görüşmeleri reddeden bir tutumu yoktur. Görüşmelerde ortaklaşılan protokoller KCK ve PKK tarafından kabul edildi. Bunun üzerine AKP Hükümeti’ne, bizzat başbakana karar vermesi için sunuldu. AKP Hükümeti de onaylar ise o zaman bu protokoller esası üzerinde Kürt sorununun barışçıl-siyasi çözümünü gerçekleştirmek üzere müzakere süreci başlayacaktı.
İşte böyle bir noktada AKP hükümeti bu protokolleri onaylamadı, olumsuz cevap verdi. Bunun üzerine de Önder Apo’nun barışçıl-siyasi çözümü geliştirmede arabuluculuk olarak yürüttüğü görevi yürütebilmesinin zemini ortadan kalktı. Bir taraf müzakerelere geçme adımını reddetmiş oldu. Bu durumda da Önder Apo’nun yapabileceği hiç bir şey kalmadı. Önder Apo hala o noktada, çizgide duruyor. AKP protokolleri onaylar, bu konu da Önder Apo’ya rol tanır ve arabulucu olarak kabul ederse o zaman süreç ilerler. Ama bu rol tanınmıyor. Yani süreci ilerletmeyen, barış ve demokratik çözüm sürecini tıkatan, ilerletmeyen, buna karar vermeyen AKP oldu.
Şimdi de Önder Apo bunları açıklamasın, Türkiye kamuoyuna da anlatmasın, tutumlarını deşifre etmesin diye ahlaksızlık yaparak görüşmelerini engelliyorlar.
Kürt Özgürlük Hareketi ve Önderi’nin barış ortamının gelişmesi için Türk Hükümeti’ne defalarca şans vermesi ve demokratik siyasi çözümün önünü açma çabalarına karşın AKP geçmişte olduğu gibi tasfiye politikasında ısrarlı olmaya neden devam ediyor?
AKP’nin böyle davranmasının iki nedeni var:
- AKP’nin efendileri böyle olmasını istiyorlar. Kim bu efendiler? ABD, NATO, AB, İngiltere ve İsrail. Bunu net ifade etmemiz gerekli. Türkiye’yi ABD ve NATO politikaları doğrultusunda Büyük Ortadoğu Projesi’nin Ortadoğu’daki jandarması olarak kullanabilmek için çözdürtmüyorlar. O da çözmüyor, çatışıyor.- AKP’nin kendi ideolojik politik çizgisidir. Türk-İslam sentezci, dinci-milliyetçi bir partidir. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin başlattığı ideolojik, siyasi akımı temsil eden bir siyasi partidir. Bu anlamda AKP, İttihat ve Terakki’nin devamıdır. CHP ile aynı gövdenin iki yüzü gibidirler. Birisi ulusalcı milliyetçi, diğeri dinci milliyetçidir. Yani Türk-İslam sentezcidir. Dolayısıyla Kürt sorununu çözecek bir hareket de değil. Tam tersine Kürt inkarı ve imhasını öngören, Kürt soykırımını onaylayan bir harekettir. 12 Eylül rejiminin bir devamıdır. CHP’nin kaba retçiliğe dayalı inkar ve imha çizgisini AKP esnetiyor.
AKP Hükümeti kamuoyuna tasfiye için beş aşamalı plan dediği projesini açıkladı. Bu planın geçmişte uyguladığı planlardan farklı yönleri var mı? Bu planın uygulanmasıyla nasıl bir Türkiye ve Kürdistan tablosu oluşacaktır?
Türk devleti, hükümeti, ordusu plan yapmakta ünlüdür. Şematik ve şekilciler. Her gün belki de birkaç defa plan yapıyorlar ve değiştiriyorlar. Bazı ordu belgeleri elimize geçiyor. İnsanın kafası karışıyor. Öyle çalışan bir ordu nasıl irade koyabilir, inisiyatif geliştirebilir. Hepsi şematik, panikçi.
Şimdi AKP’nin planlarını biz bilemeyiz. Fakat aslında İlker Başbuğ hem kara kuvvetleri komutanıyken, hem de iki yıllık genelkurmay başkanlığı sürecinde bir plan anlayışını geliştirmeye çalıştı. Genelkurmay başkanlığından ayrıldığı süreçte de kitap yazarak aslında bu teorisyenliğini ve planlamacılığını sürdürmeye çalışıyor. İlker Başbuğ, “Biz özel savaş uygulamalıyız. PKK’ye karşı yürütmemiz gereken savaş sadece tek boyutlu olamaz, sadece askeri boyutu olamaz, askeri savaşın yanında ekonomik, diplomatik, sosyal, siyasi, kültürel ve psikolojik boyutu olmalı” diyordu. Şimdi Tayyip Erdoğan’ın ifade ettiği plan bunu aşmıyor, bunu içeriyor. Aslında bütün boyutlarda özel savaşın uygulanmasını ifade ediyor. Mesela bu planın sosyal boyutu hakaret dolu. Anadilinde eğitim yapamazsın diyorlar. Bu anlamda Kürt insanına hakaret ediliyor. En çok kadına hakaret ediliyor. Bunların Kürdistan’da neler yaptığını biliyoruz. Yakında hepsini bir bir açığa çıkaracağız. O AKP’nin fuhuş yuvalarının, küçücük kızları, 13-14 yaşında kızları “okutuyoruz” adı altında o yatılı bölge okullarına, şuraya buraya alıyorlar ve hepsini alçakça bir biçimde o polislerin, askerlerin tatmininde kullanmaya çalışıyorlar. Bunların birçoğundan haberimiz var. Kürt ailelerinin, analarının, babalarının haberi olsun. Herkes o okullardan kız-erkek tüm çocuklarını çeksin. O insanlar daha gençliğinin ilk adımında, körpecik haldeyken insanlıktan çıkarılıyor. Biz bu durumlar üzerinde bir inceleme yapıyoruz. Bazı sonuçları değişik yöntemlerle yakında herkesin önüne, kamuoyuna sunacağız...
Şimdi Tayyip Erdoğan, “Ben onbir tane başbakanın başaramadığını başarırım” diyor. Tayyip Erdoğan’ın nasıl başarılı olacağını göreceğiz. Kara operasyonuna da hazırlanıyor. Biz hazırız. Kendisini lâyıkıyla karşılamaya çalışırız.
Son süreçte BDP’ye yönelik ciddi bir saldırı var. Bunun öncülüğünü Erdoğan ve Türk-İslamcı basın yapıyor. Hedeflenen nedir?
Çünkü BDP biraz demokratik siyaset yapmaya ve tutum göstermeye çalışıyor. Kürdistan’da demokratik muhalif güçleri 12 Haziran seçimlerinde belli oranda birleştirdi. Türkiye’nin demokratik güçlerini, demokrasi hareketini kendi etrafında biraz birleştirmeye çalışıyor. AKP’nin halkı aldatarak, özel savaş temelinde gündemi saptırarak halkın zihnini bulandırmasına karşı gerçekleri biraz ortaya koyuyor. Türkiye’deki faşist rejim uygulamalarını, polis terörünü, Kürt halkı ve Türkiye toplumu üzerindeki baskı ve sömürüdeki artış durumunu ortaya koyuyor. Buna karşı demokrasi ve Kürt sorununun çözüm gereğini esas gündem olarak belirliyor ve bunun barış içinde ve demokratik siyaset yöntemiyle gerçekleşeceğini ortaya koyuyor. Yani bir alternatif sunuyor. Demokratik Türkiye yönünde Kürt sorununun barışçıl çözüm yolunu biraz ortaya koyuyor. Ayrı bir çizgi ortaya koyuyor. AKP’nin maskesini düşürüyor. AKP’nin bilerek ve isteyerek Türkiye’yi demokratikleştirmediğini, Kürt sorununun çözümünü istemediğini ortaya koyuyor. Bunun için de BDP’ye baskı yapıyor. Fethullahçılığın gerçeği de budur. Koalisyon halindeler. Buna göre ideolojik ve eğitsel kolu Fethullah Gülen Hareketi; siyasi ve askeri kolu AKP Hareketi oluşturuyor.
AKP’nin özel ordu ve özel timlere dayalı valilikleri inisiyatifli kılan, yine polis gücünü inisiyatifli kılan politikası ne kadar etkili olur?
Yıllarca fazlasıyla uygulandı. AKP’nin bu konuda yeni olarak, eskiyi aşan düzeyde yapabileceği hiçbir şeyi yoktur. Geçmişte sonuç vermeyen bu çabalar şimdi de sonuç vermeyecektir. Hareket ve halk olarak onbinlerce şehit verdik, daha fazlasını da veririz, fakat her şeye rağmen yine direneceğiz. Özgür ve demokratik yasamdan vazgeçmeyeceğiz. Elbette bundan sonrasında daha etkili de mücadele edeceğiz. Yani hesap sormayı da bileceğiz. Öyle kurbanlık koyun olacağımızı da kimse sanmamalı. Bunu yapanların hepsinden gücümüz oranında tabi ki yaptıklarının hesabını sorarız. Bunu vicdanlar sorar, adalet sorar, halk sorar, devrimin kılıcı sorar. Bunu herkes bilmeli.
Son dönemde Sri Lanka tarzı bir saldırının hareketinize dönük geliştirilmesi gündemdeydi. Medya Savunma Alanları’na dönük son bir haftadır süren saldırı bu çerçevede mi geliştirildi? Bu saldırıların sonuçları ne oldu?
Ne Türkiye Sri Lanka’dır, ne de Kürdistan Tamil’dir. Sri Lanka’nın Tamillere yaptığı askeri operasyonların on kat fazlasını geçen 30 yıl içerisinde Türk ordusu PKK’ye karşı yaptı. Bunu Kuzey’de ve Güney’de yaptı. Medya Savunma Alanları’na dönük yaptı. Sonuç tam bir fiyaskodur. Aslında PKK’ye karşı askeri mücadelede ordu yenildi. Bu gerçeği artık açıklamalılar. Ordu yenildi, daha fazla niye zorluyorlar? Hiçbir şey kazanacağı, elde edeceği yoktur. O bakımdan bu yöntemlerle bir sonuç alamazlar. Havadan olana karşı da, karada olana karşı da hazırız. Önce hava operasyonlarını başlattılar. Ardından bir kara operasyonu yapmak isteyebilirler. Onun için askeri zemin oluşturmak istiyor olabilirler. Bunun için de önce güya gerillayı böyle rahatsız edecekler. Buna askeri literatürde yumuşatma deniliyor. Bunun ardından kara saldırısı yapabilirler. Hazırlıklıyız ve tecrübeliyiz. Kimseyi öldürelim diye tehdit etmiyoruz, kan dökmekten de hoşlanmıyoruz. Ama hareketimize, Kürt halkına ve Önder Apo’ya saldıranlara karşı da kanımızın son damlasına kadar savaşacağız, direneceğiz. Herkes bunu iyi bilsin.
Hava saldırılarının şimdilik asıl hedefi ormanı yakmaya, sivilleri öldürmeye ve halkı göçertmeye dönüktür. Öyle görünüyor ki gerilla güçlerine karşı da kimyasal silah kullanacaklar. Ancak bu saldırılara karşı şimdi bir tepki oluştu. Saldırıların sonuçları ortaya çıktı ve kamuoyuna da yansıdı. Türk devleti bu sonuçların yansımayacağını umut ediyordu, fakat bu sonuçlar yansıdı ve maskeleri düştü. İkincisi de, bu saldırılarda gerekli sonucu alamadılar. Dolayısıyla şimdi biraz zora düşmüş durumdalar. Artık ne yapacaklarına kendileri karar verirler.
SURİYE VE KÜRTLER
Türkiye basınında özellikle Suriye’de yaşanan gelişmelerle son dönemlerde AKP politikalarına koyduğunuz tutum arasında bir bağlantı kuruluyor. Bu konuda yaklaşımınız nedir?
Bazı AKP yardakçısı basın organları ve yazarlar tarafından „İşte PKK içindeki Suriyeli Kürtler savaşı kışkırtıyor ve yürütüyorlar. AKP’ye karşı bu savaş yanlısı politikayı onlar istiyorlar’’ deniliyor. Geçen gün bir yazıda okudum, ‘Beşer Esad’ın yerine Bahoz Erdal geçse ne olur?’ diye değerlendiriyorlardı. Böyle uyduruk şeyler tartışıyorlar. Bu gelişmeleri güya kendi içimizdeki duruma, kendilerinin ürettikleri sözde sorunlara bağlıyorlar. Aslında Kürt ve PKK gerçeğini anlamamaya, inkar etmeye dayalı yaklaşımlardır.
Peki Suriye’deki gelişmelerle bağlantılı olarak geliştirdiğiniz politikaların AKP ile geliştirdiğiniz mücadeleyle bağlantısı var mı?
Var elbette. Arap halkının Ocak ayından başlayan isyanı Tunus ve Mısır’dan başladı, bütün Arap ülkelerine yayıldı ve nihayetinde gelip Suriye’de odaklaştı. Öyle anlaşılıyor ki, bu isyanın nasıl sonuçlanacağı Suriye’de belirlenecek. Arap alemindeki isyanın sonuçları Suriye’de ortaya çıkacak sonuca göre bir siyasi yapılanma kazanacak. Bu mücadelenin bu kadar Suriye’de kilitlenmesi bunu ifade ediyor. Bu tarihsel olarak da böyledir. İslami akımda, hatta ilk devletçi gelişmede de böyle oldu. Irak’tan, Mısır’dan başlayan devletçi gelişme Suriye üzerinde bir sisteme kavuştu. Hatta Arabistan’da doğan İslamiyet Suriye’de devletleşti. Bu bakımdan Şam’ın, Suriye’nin Arap siyasetinin şekillenmesinde belirleyici bir yeri var. Doğuş Irak’ta, Arabistan’da, Mısır’da olabiliyor, oralar öncülük edebiliyor, ama yapılanma Suriye’de ortaya çıkıyor. Öyle anlaşılıyor ki, bu 2011 isyanının da gelişimi ve sonucu böyle olacak. Bu bakımdan Suriye’deki mücadele önemlidir. Biz Arap alemi açısından önemsiyoruz.
Öte yandan Kürt Özgürlük Hareketi açısından da bir değerlendirme yapılabilir. Kuzey’de bu kadar mücadele yürüyor. Güney ve Doğu’da yürüdü. Son dönemlerde Arap isyanının gelip Suriye’de kilitlenmesiyle birlikte Suriye Kürt sorununun çözümünde önemli bir nokta haline geldi. Adeta Kürdistan’da yürütülen mücadelenin de yönünün nereye gideceği, hangi gücün etkili olacağının yakın vade için belirleneceği bir merkez haline geldi. Bu bakımdan biz de Suriye’deki gelişmeleri önemsedik. Aslında Suriye üzerine yürütülen mücadele sonucunda yeni arayışların nasıl şekilleneceği belirlenecek. Bunun bir parçası olarak elbette Kürtler karşısında Arap yaklaşımı ne olacak, Suriye çözümü Suriye’deki Kürtlere nasıl yaklaşacak soruları cevap bulacak. Bu da işte Kürdistan’daki mücadelenin seyri üzerinde etkili olacak. Bu bakımdan biz AKP’yle Suriye üzerinde de mücadele içindeyiz. Hem bölgedeki gelişmelerin yönlendirilmesi açısından, hem de ve daha önemli olarak da tabi ki Suriye’de yaşayan Kürtlerin durumunun ne olacağı açısından Suriye’deki mevcut halk hareketliliğinin, iç mücadelenin Kürt sorununa, onun çözümüne nasıl yaklaşacağı önemli olacak. Bu da tabi ki diğer parçaları da etkileyecek.
Bu gerçeğe bağlı olarak AKP Kürtlere yönelik bir saldırganlık halinde. Obama „Erdoğan hepimiz adına konuşuyor’’ dedi. Milli Güvenlik Kurulu Suriye’yi işgal etme kararı almış durumda. AKP bunu önerdi ve MGK bu konuda karar aldı. Türk ordusu buna hazır tutuluyor. Tayyip Erdoğan bunu her fırsatta söylüyor da. Beşar Esad yönetimini çekilmesi için en çok zorlayan Ankara hükümeti, Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu’dur. Bunu her gün yapıyorlar. İşte nitekim savaş açtılar gibi de. Türk uçakları Medya Savunma Alanları’nı bombalarken ilk başta Suriye’deki Kürtlerin demokratik örgütlenme merkezlerini hedefledi. Bunu bilinçsiz ve rastgele yapmadı. Aslında bir bakıma Suriye’deki Kürt iradesine yönelik askeri saldırısını başlatmış oldu. Diğer yandan Amudê’de, Kamışlo’da provokasyon yaratmaya çalışıyorlar. MİT ve istihbarat orda cirit atıyor. Oradaki halkın özgürlükçü demokratik duruşunu provoke ve sabote etmek için çeşitli ajan kişiliklere Türkiye bayrakları açtırmaya çalışıyorlar. Şu an Güneybatı Kürdistan halkı için tabi Suriye’de ulusalcı ve dinci milliyetçiliğin saldırganlığı bir tehdit oluşturduğu kadar, en az onun kadar ve belki ondan daha fazla AKP hükümetinin askeri işgal hazırlıkları da büyük bir tehlike oluşturuyor. Biz buna karşı da mücadele ediyoruz. AKP’yle sadece Kuzey Kürdistan’da mücadele etmiyoruz ki, Güneybatı, Güney, Doğu Kürdistan’da da, Avrupa’da da, Asya’da da mücadele ediyoruz. Kürt mücadelesi bir küresel mücadele konumundadır. Çünkü Kürt sorunu küresel kapitalist sistemin yarattığı bir sorun, dolayısıyla küresel düzeyde çözülmeyi gerektiriyor. Bu bakımdan Kürt inkarını günümüzde birinci düzeyde Türk devleti ve AKP hükümeti yürütüyor. Bu bakımdan da soykırım rejimini yürüten hükümet ile küresel düzeyde mücadele halindeyiz. Zaten Tayyip Erdoğan dünyayı dört dönüyor ve herkesle PKK’nin teröristliği üzerine anlaşma yapmaya çalışıyor. Bu son gelişmelerin içinde Suriye’deki durum, yaşanan mücadele ve onun içerisinde Suriye’de Kürt sorununun çözüm mücadelesi de var. Bu anlamda da PKK olarak biz AKP’yle bir mücadele halindeyiz. Nasıl ki Suriye’deki BAAS milliyetçiliğiyle, İhvan-i Müslim’in dinci milliyetçiliğiyle bir mücadele halindeysek, bu milliyetçiliklere karşısı demokratik Suriye çizgisini temsil ediyor ve Kürt sorununun Suriye’nin demokratikleşmesi temelinde Demokratik Özerklik çizgisinde gelişmesini öngörüyorsak, aynı biçimde Kuzey’de, Güney’de, Doğu’da saldırı yürüten AKP hükümetinin Güneybatı Kürdistan’da da baskılarına, ajan faaliyetlerine, askeri saldırılarına karşı da bir mücadele yürütüyoruz. Önemli bir mücadele de Suriye’deki Kürtlerin durumu üzerinde sürmektedir. Böyle bir mücadelenin de güncel planda Kürdistan üzerinde yürüyen mücadelede önemli bir yeri ve konumu mevcut.
BERİTAN SARYA/BEHDİNAN