Kürecik”te Çarşak tepesine konumlandırılan ve ‘NATO Füze Kalkanı’nın bir ünitesi olan radarın radyasyon kullanarak çalıştığı, insan sağlığı ve çevreye (ekolojik yaşama) vereceği zararlar konusunda Yenigün gazetesinde bir yazıdizisi yayınlandı. O araştırma-derlemede mümkün oldukça detaylara inmeden, genel anlamda halkı bilgilendirmek istedik. Bununla birlikte; halk sağlığı, çevre sağlığı ve hakkına da kısaca değinildi ve hem anayasal ve hem de yasal görevlerini yerine getirmeyen kurum adı anıldı. Beklentimiz o idi ki; savcılar belirlemelerimizi ‘suç duyurusu’ olarak görürler ve görevlerini savsatan, yerine getirmeyen kurum ve kişiler hakkında işlem yapsın. Çok naif olsada demokratik, hele hele ‘ileri demokrasi’ diye sunulan sistemlerde bu beklentinin en azından naif görülmemesini temenni ederdik.
Beklentimiz bir yana, yeni oyunların ortaya çıkması ile karşılaştık. ‘Radarda çalıştırılacak işçilerin öncelikle Kürecik’ten alınması’ oyunu. Bu; ‘kaleyi içeriden düşürme hamlesi’ oluyor. Bir Kürecikli olarak derim ki; kim veya kimlerse bu radardan sorumlu olanlar, önce biz Küreciklilere açıklayın bu ‘çok geliştirilmiş radar’ınızı.
Radyasyon tehlikesi nedir?
Kullandığı elektro manyetik dalgaların tam olarak boyu, enerji yükü, radyoaktiflik derecesi nedir? Hangi durumlarda insan sağlığına ve ekolojik yaşama zarar verir?
Anayasanın 56. maddesi: ‘Herkes sağlıklı bir çevrede yaşama hakkına sahiptir’ der. Bu TC vatandaşlarına verilen anayasal hak neyin karşılığı ve hangi gerekçe ile rafa kaldırıldı?
İl sağlık müdürlüğü, il valiliği vb kurumların görevleri arasında ‘halkın ve çevrenin sağlığının korunması‘ gibi görevler var mı? Bu görevler neyin karşılığında ve hangi yasal dayanağa göre yerine getirilmemektedir?
Değil sadece Kürecik’i, Malatya başta olmak üzere çok geniş bir bölgeyi açıkça ve resmen parekende, yani yavaş yavaş insansızlaştırma diyebileceğimiz bir ölüme yatırmak, kimin hangi derdine deva olacak?
Malatya halkının ne zamana kadar boyun eğeceği biryana, bu sorulara bilimsel cevaplar verilmeden Kürecikli ile alay etmek olan ‘size öncelik veriyoruz’ oyunu tutmayacak.
Almanya’daki radarlarda çalışanların karşılaştığı sağlık sorunları ve tazminat davalarını, sadece Küreciklilerin değil, Malatya ve çevresinde yaşayan, radarda çalışmak isteyenlerin incelemesini öneririz. Kürecik’te Kurulan Radarın İnsan sağlığı ve çevreye olası zararları konusunda yaptığımız araştırma-derlemede kısaca değinilmişti. Almanya’da bu konuda ‘Radar Mağdurları ile Dayanışma Birliği’ (Bund zur Unterstützung Radargeschädigter - http://www.bzur.de/) adında bir kurum var. Almanca bilenler bu kurumun bugüne kadarki çalışmalarını İnternet sayfalarında bulabilir.
Almanca bilmeyenler için wikipedia’da işlenen bilgileri kısaca özetleyelim: 1958’den itibaren Alman silahlı kuvvetleri, radarların X-ışınıları ve radyasyon sorunu hakkında haberdar olduğu, araştırma komisyonu tarafından ortaya çıkarıldı. Radarlarda çalışanların ifadeleri ve rapor tutanaklarına göre röntgen, (X-ışınları) ve radyasyon yayan radar parçalarına uyarı levhaları 1978-1980 yıllarında asılmaya başlandı, konu hakkında bu yerlerde çalışanlar uyarıldı. 1960 ve 1970 yıllarında radarlarda çalışan elamanlara ‘radarın zararları‘ konusunda hiçbir bilgi verilmemişti... 1990 yılına kadar ‘Bundeswehr’ (askeriye) radarların olası zararları konusunda ‘uydurma, -Hypochonder- söylemler’ diye söz ediyordu. Ta ki 2001 yılında ‘Der Spiegel’ dergisinde konu hakkında ‘Witten/Herdecke Üniversitesi bilimsel araştırması’nın kısmen yayınlandığı ve kamuoyuna ulaştığı tarihe kadar, gelen her türlü suçlamaları reddediyordu.
2003 yılında ‘Savunma Komisyonu’ ve kısa süre sonra ‘Federal Parlamento Komisyonu’nun araştırmaları sonucu; Bendeswehr’in görevlerini savsaklayarak suç işlediği, radarlarda zarar görenlerin tüm tazminat taleplerinin karşılanması gerektiği rapor edildi. Dönemin savunma bakanı Rudolph Scharping komisyonların önerileri doğrultusunda, tüm zararların karşılanmasını taahüt etti. 3500 tazminat başvurusundan 2006 yılına kadar 2800 tanesi geri çevrildi. Gerekçeler ise; tazminat talebinde bulunanların ya kanser olmadığı, ya talep edenlerin mahkeme kararını getirmeleri vb nedenlere bağlandı. Çok sayıda dava hala mahkemelerde sürmektedir.
Radarlarda çalışanların karşılaştığı hastalıklar: Kan ve doku kanserleri, ur- ve cilt kanser türleri, katarakta bağlı görme bozuklukları, prostat, böbrek, testis, ciğer kanserleri, kalp ve sinir sistemi bozuklukları ve vücudun savunma sisteminde zayıflıklar olarak sıralanıyor.  Geri çevrilen başvurularda gerekçeler arasında; yeteri derecede kanser olmama, kanserin veya diğer hastalıkların radara bağlı olduğunun kanıtlanamaması vb olarak sıralanıyor, ki başvurusu kabul edilmeyenlerden çoğunun hukuk mücadeleleri halen devam etmektedir. Bu kısaca belirtilenler sadece Federal Almanya’da yaşandı ve yaşanıyor. Almanya’da durum bu iken, Türkiye’de radarlarda çalışacakların olası zararlarını hangi ‘ben koduğumu oturturum’ diyen savcı sahiplenecek de hakkını arayacak?

ismetcelik@gmx.de