Fransa Gündemi
Yasa için Alman İçişleri Bakanı’nın önerisiyle AB Konseyi tarafından 28 Kasım 2008’de kabul edilen “ırkçılık ve yabancı düşmanlığının çeşitli tezahürlerine karşı ceza hukuku yoluyla mücadele edilmesi”ni öngören çerçeve kararına atıf yapmaktaydı. Bu kararın ilk maddesine göre üye devletler “soykırım suçlarının övülmesi, inkarı veya küçümsenmesine” yönelik cezalandırıcı tedbirleri almaya yöneltiliyorlar. Türkiye Fransa’nın dayanak olarak gösterdiği AB çerçevesininin bir klıf olduğunu, kararın tamamen Türkiye’ye dönük bir saldırı olduğu kanısında. Bu nedenle devletin en üst düzeyinden en alt kademesine Fransa lehine yaptırımdan, küfüre uzanan açıklamalar silsilesi günlerdir devam ediyor.
Fransa Senato’su 23 Ocak günü “soykırımı savunan, inkar eden ya da hafife alan ifadeler kullananların 1 yıl hapis ve 45 bin Euro’ya varan para cezasına mahkum edilmelerini öngören” tasarıyı tartışırken Ekolojistler ve Cumhuriyetçiler karşı yönde görüş bildirdiler. Ekolojistler, Türkiye’nin kara tarihi ve bugünkü uygulamalarının insan haklarına aykırılığını vurgularken “soykırım” kavramının hukuki bir kavram olduğunu ve meclislerin yargılama yapılan yargı organları olmadığını savundu. Diğer taraftan Cumhuriyetçiler, Ortadoğu konusunda stratejik bir ortak olan Türkiye gibi büyük bir ülkeyle ilişkileri bozabilecek bu yasanın kabul edilmemesi gerektiğinin ısrarla altını çizdiler. Genel olarak Yasanın kabul edilmesi Sarkozy ve UMP iktidarının oy kaygısı olarak yorumlandı. Bu süreç sadece oyla açıklanamayacak kadar daha derin ilişkilerin bir ürünüydü. Tam da Cumhuriyetçilerin belirttiği gerekçe nedeniyle yani stratejik ortaklıkların pazar payından daha fazlasını elde etmek için Türkiye’yi sıkıştırma harekatına Fransa YASA yoluyla gitmeye çalışıyor. Türkiye’nin ABD ile yeni pazarlıklar yürütmesi ve Türkiye’nin Fransa ile yaptığı pazarlıkların ötesinde Suriye ve Libya pazarında başka bir rol oynama çabası, Fransa’nın Ortadoğu’daki stratejik çıkarlarını zedeliyor. Tam da bu aşamada daha öncede sayısız kez gündeme gelen yasanın hızla kabul sürecine girmesi de tamamen Fransa’nın Türkiye’nin burnunu sürtme çabasının bir ürünüydü.
Tüm bu süreç yaşanırken devletin açıklamalarına yansıyan komik süreçler de vardı. Bunun başında Türkiye’nin Fransa’da yaşadığını iddia ettiği vatandaş sayısı. Türkiye’ye göre 550 bin Türk yaşıyor. Oysa işte Fransa’yı ırkçılıkla suçlayanlar şunu hesaplayamıyorlardı: Türk olmasalarda kimliklerine Türk yazdıkları Keldaniler, Kürtler, Süryaniler ve Mezopotamya’nın diğer halkları bu 550 binin yüzde ellisinden fazlasını kapsıyordu. Bu konuda önemli bir diğer husus da Fransa’da yaşayan 600 bin Ermeni’nin çoğu Fransız vatandaşı ve sanat, hukuk, bilim, müzik gibi alanlarda güçlü temsilcileri var. Elbette bunda, Ermenilerin diğer halklara göre daha uzun süre Fransa’da yaşıyor olması önemli bir etkendir. Türkiye Başbakanı Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde “benim Fransa’da yaşayan halkımda tavrını koymalıdır” derken, yine Fransa’da yaşayan Türk İşadamları Birliği Başkanı “neden bizim basınımız oy kartımızdan bahsetmiyor” bu arka planı düşünmeksizin sarfedilmiş gülünçlükler olarak tarihe yazıldı!