
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan “Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü - Kültürel Soykırım Kıskacında Kürtleri Savunmak” adlı son savunmasında Türk-Kürt ilişkilerini irdelemesinin yanı sıra “Dönüşüm geçiren PKK’nin Kürt sorunu temelinde ulusal sorunlara getirdiği yeni çözüm modeli, her tür ulus-devletçilikten soyutlanmış, arınmış demokratik ulus” olduğuna vurgu yapıyor.
Türk-Kürt ilişkilerindeki tarihsel gerçekliğin günümüzde Kürt sorununun çözümü açısından tüm derinliğiyle anlaşılması gerektiğini vurgulayan Öcalan, “Tarihin bu ilişkilerdeki ana kavşakları olan Osmanlı İmparatorluğu’nun Yavuz Sultan Selim ile Doğu’ya açılım politikalarında (1512-1521), Sultan Abdülhamit dönemindeki (1876-1909) Hamidiye Alaylarının teşkilinde, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Birinci Dünya Savaşındaki devamında ve en önemlisi de Mustafa Kemal önderliğinde geliştirilen modern Ulusal Kurtuluş Savaşında bu gerçeklik hem esas alınmış, hem de sonuçta belirleyici olmuştur. Cumhuriyet’in demokratik temelinin yadsınmasıyla geliştirilen 15 Şubat 1925 komplosuyla bu tarihsel ve coğrafi iktidar ve devlette ortaklaşa ve gönüllü temsil ilk defa sona erdirilmeye çalışılmıştır” diyerek, ulus-devlet projesiyle İngiltere’nin bu komplodaki rolünü şöyle değerlendiriyor:
“Bu komplonun geliştirilmesinde dönemin kapitalist hegemon gücü olan İngiliz İmparatorluğu’nun Cumhuriyet’i etnik ayrıştırmaya tabi tutma, böylelikle petrol bölgesi olan Musul-Kerkük’ü hakimiyeti altına alma hesapları belirleyici rol oynamıştır. İngiltere’nin minimum Cumhuriyet veya ulus-devlet projesi, dünya genelinde olduğu gibi Ortadoğu’da da, Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında da başarılı olmuştur. Hem toplumsal hem de devletsel olarak bölünen Ortadoğu’nun tüm kültürel güçleri, halkları, hatta devletleri bu politikayla büyük güç kaybına uğramış, sürekli parçalanıp aralarında çatışmaya girerek zayıflamış, dolayısıyla İngiliz hegemonyası başarıyla geliştirilmiştir.”
Kürtlere karşı ‘tunç kanunu’
Cumhuriyet’in anti-Kürtleştirilmesiyle birlikte geleneksel ittifakın bozulduğunu ortaya koyan Öcalan, bu süreçten sonra Kürtlerin tümüyle sistemden dışlandığını şu sözlerle ifade etmektedir: “Kürt üst tabakasının önüne konulan proje, Kürtlükten ve Kürt kimliğinden vazgeçme karşılığında birer Türk birey-yurttaşı olarak varlıklarını koruyabilecekleri temel ilkesine dayanır. Hatta daha da ileriye gidilerek, sistemde güç kazanma ve yükselme yolunun, Kürtlüğün inkar ve imhasına karşılık, Beyaz Türklüğün yüceltilmesi ve geliştirilmesinden geçtiği belletilir. Cumhuriyet’te varlık sahibi olmanın ‘tunç kanunu’ böyle formüle edilir.”
Kürt Halk Önderi Öcalan, ‘Tunç Kanunu’na karşı başlangıçta Kürt halkının üst tabakası harekete geçmişse de karşılaştıkları baskının ardından geri adım atıklarını şu sözlerle değerlendiriyor: “Üst tabakanın başlangıçta kısmen itirazlar ve isyanlarla gösterdiği tavır, sistemin sert ‘tedip ve tenkil’ harekatları sonrasında uysal bir baş eğmeye dönüştürülür. Kürt toplumunun tarihinde belki de ilk defa üst tabakanın kendi öz toplumunun varlığını toptan inkar ve imhaya yatırmasına karşılık, kendi varlığını güvenceye alması söz konusudur. Varlıklarını ve gelişmelerini artık Beyaz Türklüğe (Bu kavramı ısrarla kullanıyorum. Çünkü geleneksel, sosyolojik Türklükten ayrı, Batı hegemonyasının komplo yöntemiyle belirlenmiş, objektif ve sübjektif olarak hazırlanmış ajan bir kesimdir. Levantenlerin keskin Türk milliyetçisi kesilmiş ve sonuna kadar şiddet yüklenmiş ultra bir biçimidir) hizmete borçlu olacaklar, ona hizmet ettikleri oranda varlıklarını koruyacak ve geliştireceklerdir.”
Kürtlüğe bulaşma ölüm demekti!
Beyaz Türkçülüğün ‘tunç kanunu’na baş eğen üst tabakasından sonra Kürt halkının geri kalan kısmının inkar ve imha politikalarının her türlüsüyle yüz yüze kaldıklarını vurgulayan Öcalan, Kürtlüğü yok etmeyi amaçlayan bu politikaların arkasında dış güçlerin varlığına şu sözlerle değinmektedir:
“Başsız ve öndersiz olarak geriye kalan halk kesimleri artık nesne, eşya durumundadır. Her türlü inkar, imha ve asimilasyon uygulamalarına açık haldedirler. Kürtlüğe en ufak bulaşma ölüm demektir. Kürtlüğü terk etmek tek kurtuluş ve yaşam yoludur. Kürtlük sadece olgu olarak değil, tüm sembolleri ve isimleriyle de tasfiye edilmeye çalışılır. Tüm Cumhuriyet tarihinin Kürtlüğe ilişkin örtülü kültürel soykırım projesi (Diğer kültürler için de söz konusudur, ama proje esas olarak Kürtlüğe ilişkin geliştirilmiştir) gün gün, adım adım hayata geçirilir. Tüm iç ve dış politikanın ana hedefi, bu ‘tunç kanunu’na bağlı olmak ve hizmet etmektir. Büyük oranda gizli yürütüldüğü için, bu politikaların farkında olmadan geliştirdiğimiz partiler, sivil toplum örgütleri, ekonomi ve siyaset dünyası da aynı ‘tunç kanunu’na endekslenmiştir. BM, NATO ve AB gibi dış organizasyonlar da aynı ‘tunç kanunu’na hizmet temelinde değerlendirilir. Darbeler, komplolar, suikastlar, her türlü işkence ve tutuklamalarda bu kanunun payı belirleyicidir.”
Ulus devletten demokratik ulusa
Partinin çıkış sürecinde var olan koşullardan dolayı sosyalist ulus-devletten etkilenmesinin günümüzde aşıldığını belirten Öcalan, şu tespitlere yer veriyor: “PKK’nin ortaya çıkışında bu gerçekliklere dair bilinç sınırlıdır. Anadolu ve Mezopotamya arasındaki kültürel bütünlük, jeopolitik ve jeostratejik birlik, bunların Kürt-Türk ilişkilerine yansıması yeterince kavranmamıştır. Kapitalist modernitenin hegemonik güçleri olan İngiltere ve ABD’nin minimum ulus-devlet politikaları tüm sosyal bilimleri etkilediği gibi, bilimsel sosyalizmi de etkilemiştir. PKK’nin payına düşen, kendi sosyalist ulus-devletçiliğiydi. Temel özeleştiriyle aşılan bu ulus-devletçi sapmaydı. Dünya çapında solda ve Türkiye Solunda bu sapma aşılamadığı için çözülme kaçınılmaz oldu. Halen yaşanan sosyalizmin bunalımının ana nedeni de bu konuda içine düştüğü çıkmazdır.”
Ulus-devletten arınan PKK’nin çözüm modelinin demokratik ulus olduğunu vurgulayan Öcalan, sosyalizmin ise kapitalizmi aştıkça alternatif olabileceğini şöyle ifade etmektedir: “Dönüşüm geçiren PKK’nin Kürt sorunu temelinde ulusal sorunlara getirdiği yeni çözüm modeli, her tür ulus-devletçilikten soyutlanmış, arınmış demokratik ulustur. Kapitalizmde ulusların inşa tarzı azami kar kanununa hizmet etmek durumundadır. Bunun yolu da modernitenin yeni dini olan milliyetçiliğin hedeflediği, ayrıca hedeflendiği ulus-devlettir. Milliyetçilik ulus-devleti, ulus-devlet milliyetçiliği doğurur. Kapitalizmin yoğunlaşan bunalım dönemlerinde milliyetçilik ve ulus-devlet faşistleşir. Sosyalizm ancak kapitalizmin milliyetçiliğini ve yol açtığı ulus-devletçiliği aştığı oranda kendisini alternatifleştirebilir ve sistem olarak geliştirebilir. Bunun yolu demokratik ulus ve karsız sosyal piyasa ekonomisidir; kapitalizmin azami kar amaçlı endüstriyalizmine karşılık ekolojik endüstridir.”
Çözüm modeli: KCK
Koma Civakên Kurdistan’ın (KCK) demokratik ulusun çözüm modeli ve pratikleştirmesinin ifadesi olduğuna dikkat çeken Öcalan, şu hususların altını çiziyor: “KCK, Kürt sorununda ulus-devletçilikten arınmış, sadece Kürtler için değil tüm etnik ve ulusal topluluklar için geçerliliği olan demokratik ulusu çözüm modeli olarak önerme ve pratikleştirmenin ifadesidir. Kapitalist modernite tarihi boyunca tüm ulusal sorun dönemlerinde tek çözüm yolu olarak dayatılan ulus-devletçi çözümler tarihi kan banyosuna çevirmiştir. Ulus-devletçi çözüm sorunları çözme yolu değil, derinleştirme, şiddetleştirme ve savaşı tırmandırma, böylelikle azami karı ve endüstriyalizmi gerçekleştirme ve sürekli kılmanın yoludur. KCK barışın ve çözümün yolunu kapitalist modernitenin bu üçlü sacayağını (ulus devlet, azami kar ve endüstriyalizmi) terk etmekte ve ona karşı demokratik modernite unsurlarını (demokratik ulus, karsız sosyal pazar ekonomisi ve ekolojik endüstri) alternatif kılmakta bulur.”
Ulus-devletçi çözümlerin yurdu olan AB’nin şimdiden demokratik ulus çözümüne kapı aralamasının olumlu ve umut verici bir adım olduğunu belirten Öcalan, “Bu çözümü geliştirebilmesi için adım adım ulus-devletçiliğin alanını daraltması ve demokratik sivil toplumun alanını genişletmesi gerektiğini” belirtiyor. Kürt Halk Önderi, Kürt halkının da demokratik ulus olma hakkını ve bu hakkın doğal sonucu olarak demokratik özerk yönetim statüsünün kabul edilmesi gerektiğini şu sözlerle ifade etmektedir:
“Başta Türk ulus-devleti olmak üzere İran, Irak ve Suriye ulus-devletleri ve hatta Kürt Federe Devletiyle Kürt sorununda barışçıl ve siyasi yaklaşımla çözüm, ancak Kürt halkının demokratik ulus olma hakkını ve bu hakkın doğal sonucu olarak demokratik özerk yönetim statüsünü kabul etmeleriyle mümkündür. KCK’nin pozisyonu bu temelde barışa ve siyasi çözüme elverir durumdadır. Barış ve siyasi çözümün önündeki engel, bu devletlerin Kürtlere dayattıkları örtülü kültürel soykırım projesi, politikaları ve uygulamalarıdır. Bunlardan vazgeçmeleri ve demokratik ulus başta olmak üzere demokratik modernitenin diğer temel unsurları olan karı sınırlandırmayı amaçlayan sosyal pazar ekonomisini ve ekolojik endüstriyi sisteme entegre etmeyi ve statüye (demokratik anayasaya) kavuşturmayı kabullenmeleri halinde, kalıcı barışın ve siyasi çözümün yolu açılmış olacaktır.”
Demokratik modernite çözümü ve Ortadoğu
Küresel kapitalist hegemonyanın kültürel soykırımcı ulus-devletlere BOP kapsamında dayattığı çözümün iki yönlü geliştirilmeye çalışıldığını ifade eden Öcalan, “birinci yön, Erbil merkezli Kürt federe ulus-devlet oluşumudur ve uzun vadeli ulus-devletçi çözümün ilk adımı olarak hayata geçirilmektedir. İkinci yön, Diyarbakır merkezli ‘bireysel ve kültürel haklar’ temelli Kürt sorunu çözümüdür. AB ve ABD’nin özellikle AKP Hükümeti yoluyla hayata geçirmeye çalıştığı bu yol, dolaylı veya direkt olarak Hewler (Erbil) Federe Kürt Devletiyle bütünlük içinde yürütülmeye çalışılmaktadır. PKK’den ve KCK somutunda demokratik siyaset çözümünden kurtulma ve onları tasfiye etmenin karşılığı olarak, kültürel soykırımcı ulus-devletlere bu iki yönlü çıkış yolunu dayatmaktadır. Halk desteğinden kopuk olduğu için, küresel kapitalist hegemonyanın dayattığı bu çözüm projesinin başarı şansı azdır” diyor.
Ulus-devlet projeleriyle çözümün mümkün olmadığını belirten Öcalan, demokratik ulusal dönüşümlerinin Kürdistan’daki somut ifadesi olarak gördüğü KCK’yi Ortadoğu’daki demokratik modernite çözümünün yolu olduğunu şu sözlerle değerlendirmektedir: “Kürdistan daha şimdiden bir bakıma 21. yüzyılda devrimin ve karşıdevrimin odağı durumuna gelmiştir. Kapitalist modernitenin en zayıf halkası durumundadır. Kürdistan halkının ulusal ve toplumsal sorunları liberal reçetelerle, bireysel ve kültürel haklar demagojisiyle örtbas edilemeyecek kadar ağırlaşmıştır. Kürt sorunu söz konusu olduğunda, kültürel soykırıma kadar varan uygulamalara yol açan ulus-devletçilik, ister ezen ister ezilen uluslar açısından olsun, artık sorun çözen değil üreten kaynak durumuna çoktan gelmiştir. Kapitalist modernite için bile sorun olmaya başlayan ulus-devletçilik giderek çözülmektedir. Daha esnek demokratik ulusal gelişmeler, çağın çözümleyici gelişmelerinin başında gelmektedir. Demokratik modernite bu yöndeki gelişmelerin teorik ifadesi ve pratik adımları anlamına gelmektedir. Demokratik ulusal dönüşümlerin Kürdistan’daki somut ifadesi olarak KCK, Ortadoğu’daki demokratik modernite çözümünün yolunu aydınlatmaktadır.”
Ya anayasal çözüm ya da devrimci çözüm
Çözümün artık kendini dayattığı bir aşamaya geldiğimizi belirten Öcalan ya anayasal bir çözümün gelişeceğini ya da KCK’nin tek taraflı ve devrimci tarzda kendi demokratik otoritesini inşa etme ve savunma yoluna gideceğini şu sözlerle belirtmektedir:
“Günümüzde KCK çözümü bir yol ağzındadır. Ya sorunların barış ve demokratik siyaset yoluyla çözümü demokratik anayasa yöntemiyle geçekleştirilecektir. Bu durumda ilgili ulus-devletler sadece inkar ve imha politikalarından vazgeçmekle kalmayacaklar, sorunun gerçekçi tanımını kabul edip çözümünü evrensel demokratik anayasada arayacaklar, demokratik anayasanın hem içeriğini hem de yöntemini muhataplarıyla paylaşacaklardır. Ülkelerin hem devlet hem de ulus olarak bütünlüğünü mümkün kılan bu çözüm radikal demokratik dönüşümleri gerektirmektedir. Ya da eğer öncelikle arzu edilen bu yol ısrarla engellenirse, geriye KCK’nin tek taraflı ve devrimci tarzda kendi demokratik otoritesini inşa etme ve savunma yolu kalacaktır. Bu yolda başarıyla yürümenin birçok unsuru mevcuttur. Otuz yılı aşkın bir tecrübeye sahip olan PKK’nin ideolojik ve politik kılavuzluğu, halkın devrimci savaşımla denenmiş güçlü desteği, özsavunmayı her alanda yapabilecek askeri gücü, geniş iç ve dış ilişki ağları KCK’nin demokratik ulusu inşa etmesine, yönetmesine ve korumasına imkan vermektedir. Bu yol bir daha eskiden yaşanan tıkanmaya uğramayacaktır. Devlet ulusçuluğunu değil demokratik ulusu hedeflediğinden, her zaman çözüm ve barış yanlısı, ulus-devlet güçleriyle diyalog ve müzakereye açık olduğu gibi, bunda başarılı olmazsa kendi asli yolunda özgüçleriyle demokratik ulusu başarıyla inşa etmeyi sürdürecek, yönetmesini ve korumasını bilecektir.”
ELİF YILDIZ/MUSTAFA DELEN