En yüksek yaptırım gücüne sahip enerjidir, kadın enerjisi.
Tarih boyunca, toplumların değişip dönüşmesinde belirleyici rol oynamışlardır, kadınlar.
Toplum dinamiklerinden en gözü kara, en sebatkar, mücadelede en korkulası güçtür, kadının gücü.
Neleri alt etmedi ki bugüne kadar, kadın kararlılığı.
Kimleri yenmedi ki ‘kadının fendi’.
Yeter ki kazanmayı istesin.
Yeter ki zafere-başarıya odaklansın kadın.
Bugünlerde TC tarihi, bir kez daha kadının karşı koyuş azmi ve haklarına sahip çıkma mücadelesine tanıklık ediyor.
Her dilden, her düşünceden, her renkten kadının, “kadınlık onuruna sahip çıkma”yı ortak şiar edindikleri, eşsiz bir kadın işbirliğiyle kadının isyanı, sokakları doldurmuş durumda.
“Benim bedenim”, “bedenimin sahibi benim” ortak paydasında, binlerin katılımıyla gerçekleştirilen kadın eylemlerinin haberleri geliyor dört bir yandan.
Malumunuz geri kalmış ülkelerin bir anlamda tabusu sayılabilecek, en hassas tartışma konusudur kadın konusu. Gündelik siyasete çok kolay kurban ve aynı zamanda alet edilebilecek bir sorundur kadın sorunu.
Bu yüzden erk olanlar, siyaseten iflas edip her sıkıştıklarında, çözümü çıkmaz bir sarmala dönüşmüş kadın sorununu, tali noktalar etrafında ve hep tersinden tartıştırarak, halkları oyalama taktiğini seçerler.
Çünkü çok iyi bilirler ki kadınlar söz konusu olunca; dünyada olup bitenden habersiz, bunca yıkım ve felakete ilgisiz, en duyarsız erkek dahi uzman kesilip, kadının varlığı üzerinde hak iddia etmeye kalkar.
Çok iyi bilirler ki erkek egemen sistemin erki erkek, kadının adına karar verme cüretini kendisine ait bir hak olarak görür.
Ve çok iyi bilirler ki egosu pohpohlanan erkek, devletten önce kısmaya kalkacaktır yanı başındaki eşi, kardeşi, anası kadının sesini.
Ataerkini yücelten bütün iktidarlar, kadını ezerek, aşağılayarak, vurarak hatta kırıma uğratarak, onun hayatın her alanında silik bir figür olarak kalmasını sağlamak için sözlü toplumsal yasaları, adetleri, örfleri ve töreleri yaşatırlar hep.
Ancak bunu yaparken kadının yıkıcı gücünün kendi iktidarlarına yönelmiş tehlikesini ıskalarlar genelde devletler, iktidarlar, ve bir bütün olarak hakim sınıflar.
Bugünlerde yaşadığımız kadın tepkileri, ayaklanmaları, tam da hükümetin çıkarlarına bir kez daha kurban etmek istediği kadının, iktidara dönen öfkesinin bir göstergesidir.
Türk Başbakanı Erdoğan’ın kadınları hedef alarak ateşlediği silah geri tepip, kendisine ve hükümetine yönelmiş durumdadır.
Kadınlar, kendileri adına bedenleriyle ilgili karar verme cüretini gösterenlere haddini bildirmekte kararlı görünüyorlar.
Çünkü kimsenin haddine değildir, kadının kim olduğunu ve kendi bedeniyle ilgili ne yapması gerektiğini öğütlemek ve hatta belirlemeye kalkmak.
Artık bundan sonra en büyük iş yine, on yıllardır birkaç bin aktivistle ve inanılmaz baskılara göğüs gererek, kadın mücadelesini her alanda yürütmeye çalışan o güzel kadınlara düşüyor.
Zira ülke genelinde açığa çıkan kadının bu isyan enerjisini, doğru siyasetlerle, doğru kanallara yönlendirebilmek, kadın sorununun çözümünde, meselenin özünü oluşturuyor.