Size sözünü edeceğim „Üç K“ iki „Kızılbaş Kürt Kemal“ ve bir Kızılbaş Kürt Katliamı… Kemal Kılıçdaroğlu, Kemal Burkay ve Dersim katliamı.
İki Kemal „Çıktı meydane ikisi de birbirinden merdane!“
Birinin „Engin bir devlet tecrübesi“ var. Devleti Alinin ali makamlarında bulunmuş, müdürlük ve hatta genel müdürlük yapmış. Üstüne üstlük bu „Engin tecrübesini“ CHP politikası ile berkitmiş, devleti, milleti, bürokrasiyi tanıyan bir zat. Gandi’ye „Benzemesi“ de cabası. Hani „Gandi Kemal“, „İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı“ deneyimi ve „Okyanus ötesi güçlerin“ desteği olmasa da „Pekala başbakan olacak potansiyel“ taşıyordu. Lakin ne yaparsın ki, tam Baykal’ı zumlayan kameranın ışığından ona fırsat doğ(urul)muş, „Devlet tecrübesini“ başbakanlıkla süslemesine ramak kalmıştı ki „Seçmen onu anlayamadı!“ Üstelik „Mağdur ve mazlum Ergenekon sanığı dostlarını“ da ihmal etmemişti ama seçmen bu „Anlamaz ki!“
Neyse, seçim meydanlarındaki „Mertlik, namertlik, alçaklık, yükseklik“ tabirleri ile bezenmiş „Derin politik söylevlerin“ ardından, sahiden „Gandi“ olabilmenin sırası geldi. Lakin „Gandi Kemal“ oralı bile değil! Başbakanın ardından Sudan senin, Afrika benim… Derken „Gandi Kemal“ Hakkari’de bir „Cepheye“ gitti. „Hah!“ dedim içimden „Cephede kollarını iki yana açacak ve silahları susturun barış zamanıdır!“ diyecek. Way lımıneee! „Gandilik“ CHP Genel Başkanlığına giden yolda basının yakıştırmasında ibaretmiş meğer! Cephede „Gandi“ gitti „Kılıçdaroğlu“ çekti kılıcını ki değmeyin gitsin, tutmasalar „Kandil’e kadar sefer ederdi!“
Diğerinin „Engin bir siyaset, edebiyat tecrübesi“ var. Milliyetçi, muhafazakar, Türk/İslamcı basının „Kürt Aydını“ payesine „Avrupa tecrübesini“ dahi eklemiş „Siyasetçi, aydın, sosyalist, şair, yazar…“ ve üstüne üstlük „Kürt!!!“ Eee şair dediğin ehli kamil olur. O da pek ehli kamildi „Bir Kürt aydını olarak Devlet Bakanının şefkatli kanatları altında!“ İlk söylevini oracıkta verdi, şimdi „Kulağına telkin edilmiş“ icraatlarına devam ediyor.
O Avrupa’ya gideli „Şehre bir film“ değil çok „film“ geldi. Başrolünü „İyi çocukların“ oynadığı zulmün, katliamın, işkencenin, tecavüz ve hakaretin sansürsüz filmiydi bunlar. „Bir kedim bile yok!“ diye hayıflanırken şimdi koskocaman Türk/İslamcı dostları var. „Bir kedi“ dediğin nedir AKP Hükümeti sana İstanbul’un en gözde yerlerinden birinde hayvanat bahçesi bile yapar. İçine de Dersim’in bombalanan dağlarından, yakılan ormanlarından hangi hayvanı istersen getirir; sağ kalan canlı varsa…!
„Gandi Kemal“ ve „Kürt Aydını Kemal“ yaşadığımız sorunların çözüm yolu var. „Devlet ve Hükümetle görüşmek“ de bunlardan biri çok doğal ve gerekli de! Ama önemli olan niyet, çaba ve sonuçtur. Kimse size „Kürtlüğünüz ve Aleviliğinizle övünün“ demiyor. „Gandi“ ve „Aydın“ olmanın birinci ölçüsü Dersim Katliamında idam edilen Pir Seyit Rıza ve on binlerce cana sahip çıkmaktır. Siz daha bu onurlu tutumu gösteremediniz…! „Ciğerim yanıyor, ciğerim“ derken yangın söndürme hortumu elinde olup, suyu „Ciğerini yakan“ yangını söndürmek yerine „Arap Baharını“ yeşertmeye harcayandan farkınız nedir??? Dili, kültürü, sosyolojik, psikolojik tüm varlığı yanarken barış isteyen; ölüm, kan ve gözyaşı olmasın diyen Kürt halkı ile inancı yakılan Alevi toplumunun bu onurlu tutumu sizin „Ciğerinizi yakmıyor“ mu???
İki Kemal „Çıktı meydane ikisi de birbirinden merdane!“
Meydan güreşlerinde asıl „Pehlivanlar“ çıkmadan önce bir „Yalancı pehlivan“ çıkar ve meydanı kızıştırmak için „Peşrev çeker.“ Sonra asıl pehlivan gelir ve yalancı pehlivanı „Okkalayıp tartar.“ Nihayet „Yalancı pehlivan“ çekilir ve güreş başlar. Bu iki „Yalancı pehlivan“ da „Okkalandı.“ Birinin „Kaç okka geldiği“ 12 Haziran seçimleri ve Dersim Katliamı karşısındaki tutumundan belli oldu! Diğeri ise hep kaçak güreştiği için siyaset terazisinde „Kaç okka geldiğini“ öğrenemedik!
„Aydın“ dediğin ışığın kaynağıdır. Ay gibi görünen yüzü aydınlık, görünmeyen yüzü karanlık olmaz. Güneş gibi çepeçevre ışık saçar. Son dönemlerde „Kürt Aydınlığına“ soyunan ve bir yüzü Türk/İslamcılardan aydınlananlar „Tehdit ediliyoruz“ oyunları ile „Köşe yazarı, milletvekili“ oldular. Güneş gibi aydınlık olanlar ise halk iradesi ile seçildikleri halde cezaevindeler. İnsaf ve vicdandan yoksun çevrelere sormak gerekir; „Kerameti kendinden menkul Türk/İslamcıları, ömrünü eşitlik ve barış için harcamış Hatip Dicle’den, seçilen tutuklu milletvekilleri ve uyduruk operasyonlarla tutuklanan siyasetçilerden daha aydın kılan nedir???“