Avrupa’da Kürt kadınının örgütlenmesinin önemli adımı (YJWK) sürecindeki çalışmalarda yer almış olan Koma Civakên Kurdistan (KCK) Yürütme Konseyi Üyesi ve Partiya Azadiya Jin a Kurdistan (PAJK) Koordinasyonu üyesi Elif Ronahi, örgütlenme çalışmalarında kuşaklar arası ilişki ve çelişkilerin doğru olarak ele alınması gerektiğini belirtiyor.
Ronahi “Yekitiya Jinen Welatparêzên Kurdistan’ın (YJWK) kendi sürecinde rolünü oynadı ama şimdi koşullar, şartlar değişti. Ne o döneme göre, o dönemin anlayışına ve örgütlülüğüne göre haraket edebiliriz ne de bugün üçüncü kuşağı görmezden gelebiliriz. Yaşanan bu değişime göre kendimizi dönüştürmek, yaşananları iyi tespit edip bunun üzerinde araçlarımızı ve yöntemlerimizi değiştirmemiz gerekiyordu” diyor.

Avrupa’da ilk kadın örgütü YJWK’nin kuruluşu ve gelişim süreçleri içinde bulundunuz. O süreçlerde Avrupa’da kalmış biri olarak Avrupa’da yaşayan kadınların dünü ve bugününü nasıl değerlendirmek gerek?

Ben öncelikle tüm kadınları, kadın özüyle sevgi ve saygı ile selamlıyorum. Biliyoruz ki göç, sürgün, mültecilik ya da toprağında kopmak karşı cins için ne kadar ağırsa kadın için kopuş daha ağır, şiddetli ve daha dramatik ve bir o kadar zorludur. Zorunlu veya gönüllü her göç kadın için bir dram, bir çile ve bir isyanı içinde taşır. Çünkü, kadın için topraktan kopuşu kültürden, sosyal yaşamdan kopuşu da beraberinde getirir. Karşı cinse göre gittiği yerde uyumda, şekillenmede daha ağır sorunlar ya da daha ağır bedeller öder. Kendi toplumsal düzenekleri içinde ezilen ve sömürülen kadın buna rağmen toprağa bağlılığın getirdiği kültürel ve sosyal bir ilişki içindedir. Fakat bu süreç kopuşla birlikte sona erer ve kadın artık gittiği yabancı toplum içinde kendisine dönük içe doğru yaşamaya başlar. Aslında bu bir kendisini koruma yöntemidir.
Herşeye yabancı olan kadın topraklarında çok da önemli görmediği genelenek ve göreneklerine, kültürüne ve sosyal yaşamına daha fazla bağlılık göstermeye başlar. Bu dürtü belki de Kürt toplumunun genel anlamıyla sosyo-kültürel açıdan bir süre ayakta durmasını da sağladı. Tabii yetişen kuşaklar açısından önemlidir. Diğer bir sorun ise erkek üretim-tüketim ilişkilerinde hemen bir arayışa koyulurken kadın yine evde ve yalnızdır.

YJWK ivme kazandırdı

Toplumsal ilişkilerdeki zayıflık, sosyal alanların yitimi, kültürel yozlaşma gibi bir takın sorunlar karşısında kadın bir direnç sergilese de ortam ve yaşam koşulları artık onu da kendisiyle birlikte sürükler ve yabancılaşma baş göstermeye başlar. Genel anlamıyla Kürt kadınları açısından bu gerçek yaşanırken daha çok siyasal nedenlerle yurtdışına çıkmış, politik bir kimliğe sahip, yaşadığı sorunları az çok bilince çıkarmış, devlet baskısına maruz kalmış kadın açısından bu süreç neden ve sonuç ilişkileri içinde biraz daha farklılıklar gösterir. Aynı koşul ve zorlukları yaşayan kadın diğerinden farklı arayışlara koyulmuştur.
Kadın yaşadıklarını bilimsel, sosyolojik ve politik nedenler içinde aramıştır. Biz belki de tam bu yıllarda koşullarımızdan kaynaklı ilk kadın örgütlememizi Avrupa’da 1987’de YJWK adı altında örgütlenmeye ve kurumsallaşmaya başladık. Avrupa’nın birçok ülkesinde heyecanla karşılanan Yekitiya Jinen Welatparêzên Kurdistan (YJWK), işte bu arayış içinde Kürt kadınları başta olmak üzere gittikçe genel kadın yapısı içinde güven verici, umutlandırıcı bir ivme kazandırdı. Diyebilirim ki, 1987’deki bu hamle ülkesinde kopup gelen sürgün, mülteci ve göçmen Kürt kadınları arasında yüzde 80 oranında bir örgütlülük yarattı. Yalnız, içe dönük, eve kilitlenen, üretim-tüketim ilişkilerinde yoksun, özgüven yitimi yaşayan, kendisine sosyal alanlar bulmakta zorlanan, yine kendisini ve yaşadıklarını ifade etmekte zorlanan kadın YJWK ile kendisine alanlar yaratarak bugünün varoluş duruşuna yol açtı.

Bansettiğiniz tabii ki birinci kuşak kadınları kapsıyordu fakat sonraki kadın kuşaklarında bu haraketlilik zayıflamaya başladı. Bunun nedeni nedir ki bu ivme devam ettirilemedi?
Aslında bir ivme kazandırıldı. Zorlu olan birinci kuşak kadındı. Yani şimdinin ikinci kuşak kadınların anası. Örgütsel haraketlilikler her zaman aynı düzeyde olmaz. Bizim için önemli olan birinci kuşak kadınlara bir ivme kazandırmaktı. O zamanda biliyorduk ki, bu kuşağa ivme kazandırıldımı sonraki kuşaklar kendilerini devam ettirebilirlerdi. Avrupa’nın zorlu koşulları içinde birinci kuşak Kürt kadını önemli ölçüde bir kimlik sahibi oldu. Kendisine güvenerek siyasete atıldı. Üretim-tüketim ilişkileri içinde yer aldı. Kadın olmanın farklılığına ulaştı. En önemlisi önemli ölçüde özgüven kazandı. O dönemde yurtsever olarak tanımladığımız kadınlar gittikçe politikleşmeye başladı ve önemli, küçümsenmeyecek bir potansiyel yarattı. Bunları sürgünde başarmak inanınki çok zordur.

Kadın kendisini örgütledi
Sonuç itibariyle şu an siyaset veya politika içinde olan ya da birinci veya ikinci kuşağın tüm sorunlarına rağmen hala önemli bir kadın potonsiyeline sahip isek bu o dönemde yaratılanlarla bağlantılıdır. Bu gün ikinci kuşak da olsa kendisini tanımlayan kadın biraz da o sürecin ürünü ve yansımasıdır. Öyle ki, Kürt Özgürlük Haraketi kadın örgütlenmesinde hiçbir zaman taviz vermedi ve bu alanda bir süreklilik yarattı, yaratmaya devam ediyor. Gelinen aşamada Kürt kadını kendisini örgütledi. Kadın ordulaşması başta olmak üzere, yaşamın tüm alanlarında kendise ait, kendi rengi ile yaşamaya başladı. Hatta bununlada yetinmeyip erkeğe dolayısıyla topluma ivme kazandırttı. Direkt sisteme yöneldi. Özgürlük Haraketimiz birçok alanda önemli örgütlülükler yarattı, ama kadın örgütlülüğünün temelleri çok güçlü atıldı ve diyebilirim ki kadın örgütlülüğü bir devrim yarattı. Bunun böyle olmasıda doğaldı. Özellikle Başkan Apo’nun kadın özgürlüğüne ilişkin verdiği mücadele gerek feodal, aşiretsel ve dinin etkisiyle her alanda ötekileştirilen kadını ayağa kaldırdı, özgürlük mucadelesinin sayasinde adeta zincirlerini kırarak bir toplumu arkasında sürüklemeye başladı.
YJWK’nin Avrupa çıkışlı olması doğal olarak sürgünde yaşayan kadınları da sarstı ve büyük bir devrim gerçekleşti. Zaten gerçekleştirilen bu kadın devrimi aynı zamanda kendisiyle birlikte, kendisinden sonra gelenlere de bir ivme kazandırdı. Devrim sorunların bittiği anlamına gelmiyor tabii. Uyanış, örgütlenme ve mücadele Kürt kadını gibi toplumlarda devrime tekabül ediyor ama bu genel anlamıyla kadının sorunlarının bittiği veya çözüldüğü anlamına gelmiyor. Uyanış bunların anasıydı gerçekleştirilen ve toplumun her kademisine serpiştirilen bu devrim oldu. Artık zincirlerimizde boşaldık ve özgürlüğümüzün renklerini belirledik.

Evet bu alanda önemli ve küçümsenmeyecek adımlar atıldı. Fakat Avrupa için önemli bir sorun eşikte. Bu birikim ve tecrübe bizim ikinci veya üçünçü kuşaklar dediğimiz toplumun bir kesimine ulaşmaktan zorluklar çekiyor. Kuşakların belirttiğiniz ölçüler dahilinde sürekliliğini korumaları açısında bunu sormak istedim. Ya da, kadın örgütlenmesi bu hususta rolünü oynayabiliyor mu?
Ortadoğu toplumlarda sosyal-kültürel ilişkiler daha güçlüdür ve kapsayıcıdır. Fakat bunu Avrupa toplumu gibi kapitalist moderniteyi yaşayan sistemler için söylemek mümkün değildir. Avrupa’ya göç eden gerek farklı toplumlar gerek Kürt toplumu mevcut sistem içinde ilk etapta baş döndürücü sorunlar yaşıyor. Onu ve kültürünü yutan bir sistem var karşılarında. Parçalayan, bireyselleştiren, iradesizleştiren ve tüm bunları çekici bir şekilde gerçekleştiren sistamatik bir döngü mevcuttur. İlk dönemler bunun farkına varmayan kadın süreç içinde kendisinde, aileden ve gittikçe topluma yayılan bu çürümüşlüğü fark etmeye başladı. Yaşanan süreçte arayışlar doğruysa yönelimlerini belirliyor ve buna karşı bir duruş sergiliyor. Tersi bunun farkında olup ama yanlış yönelişlere gidilmesi halinde bu kez savrulmalar yaşanıyor. İşte bu savrulmalar kendisi ile birlikte artık aile kurumuna inanmamak ve hızla boşanmaya yönelmek, ekonomik özgürlük adı altında bireyselleşmeye koşmak, her şeyi kendisiyle başlatıp kendisiyle bitirmek, yaşadığı ve aslında onu o yapan kültüründe, sosyal yaşamında hızla kopmak veya bunu küçümsemek gibi bir çok sorunla karşı karşıya kalıyor.

Politikleşmek temel hedefimizdir
Bugün görülen yoğun psikolojik sorunlar, yalnızlaşma, intihar girişimleri yaşanan yanlış yönelişlerin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Kadında yaşanan bu ve benzeri sorunlar önce aileyi, çocuğu ve gittikçe bir toplumu kemirmeye başlıyor. Ben bu nedenle şunu önemle belirtmek istiyorum. Doğru örgütlenmeyen bir kadın, doğru örgütlenmeyen bir toplumu da beraberinde getirir. Tercihlerini doğru yapmayan bir kadın yine önce aileyi sonra çocuklarını ve gittikçe toplumu yaralamaya başlar. Özellikle göç toplumlarındaki kadınların duruşu gelen ve gelecek kuşakları da direkt etkisi altına alır. Kadını örgütlenmeyen bir topluma örgütlü toplum diyemeyiz. Belirttiklerimiz özellikle Avrupa’da yaşayan Kürt kadını dolayısıyla Kürtlerin toplumsal sorunlarıdır. YJWK kendi sürecinde rolünü oynadı ama şimdi koşullar, şartlar değişti. Ne o döneme göre, o dönemin anlayışına ve örgütlülüğüne göre haraket edebiliriz ne de bugün üçüncü kuşağı görmezden gelebiliriz. Yaşanan bu değişime göre kendimizi dönüştürmek, yaşananları iyi tespit edip bunun üzerinde araçlarımızı ve yöntemlerimizi değiştirmemiz gerekiyordu. Avrupa’da bunu günün ihtiyaçlarına ve beklentilerine göre yetirince gerçekleştirdiğimizi belirtemeyiz. Fonksiyonel örgütlenmeler, her alanda kadın meclislerini yapılandırmak ve işlevli hale getirmek, koşulları, sorunları ve şartları değişen kadın kitlelerine yönelik örgütsel araçlarımızı ve yöntemlerimizi geliştirmek gibi birçok eksik ve yetersizlikler yaşadık, yaşıyoruz.
Kadının politikleşmesi, politik bir kimlik sahibi olması çok önemlidir. Politikleşmek temel hedefimizdir. Ama, buraya kadar izleyeceğimiz yöntemler ve araçlar maalesef hala eski yöntem ve araçlardır. Bununla ilgili bir takım girişimler olmuşsa da bu yaygınlaştırılmıyor. Bir kere kadın sosyal alanlar bulamıyor ya da erkeğin sosyal döngüsüne takılıyor. Oysa biz özgünlükleri iyi bir şekilde örgütlemeli ve bunu ortaklaştırmalıyız. Kadınla toprak arasında her zaman bir bağ vardır. Eğer ruhta ve duyguda bu zayıflarsa kadınla ortaklaşmak mümkün olmaz. O halde en önemlisi kadının toprağıyla yani ülkesiyle bağlarını geliştirmektir. Bu bağ için mutlaka bir politik veya siyasal kişilik gerektirmiyor.

İrade, rengini ortaya koymaktır

Kadının kendi rengini, farklıdanlığını, özünü, kültürünü, dilini ve misyonunu bilmesi bu bilince varması önemlidir. Kadın meclisleri tüm bu sorunları ortaya çıkarmak ve çözümler üretmekle mükelleftir. Kadın meclisleri Avrupa’da yaşayan tüm Kürdistanlı kadınların kuşakların sorunlarını, yanlız politik açıdan değil aynı zamanda sosyolojik, psikolojik açılardan da gerçekçi bir şekilde analiz edip ortaya çıkarmalı ve örgütlülüğünü bunun üzerinde yüksetmeyi hedeflemeli. Meclislerin kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal projeler üretmesi esaslı olacaktır. Demokratik aile, çocuk anne ilişkisi, kadın toplum ilişkisi, aile içi şiddet, üretim ilişkileri içinde olan kadının sorunları, ithal gelinler gibi birçok irdelenmesi ve bu alanlara göre küçükten büyüğe yönelik somut ama mutlaka somut politikalar geliştirmek ancak toplumsal bir kadın haraketliliğini ortaya çıkarabilir. En önemlisi tüm bunları içinde kadının irade sahibi olması önemlidir. İrade erkeğin egemenliği yerine kendisini koymak değil, irade, kendi gücünü, rengini ve farklılığını ortaya koymaktır. Dönüşmek ve dönüştürmektir. Bu yaklaşımlar sergilenemezse diğeri dar ve kendisini tekrarlayan ve kaybeden bir döngü olur. Üçüncü kuşağı ancak bugünün anaları bu doğrultuda ivme kazandıkça kurtarabilir. Ben kazanılan kadının kazanılan kuşak veya kuşaklar olduğunu olacağını belirtmek istiyorum. Tabii bu üçüncü kuşağın sorunlarını görmemek, onlara yönelik alanlar açmamak anlamına gelmemeli.
Biliyoruz ki Avrupa’da on yıl sonra sorunlarımız ve çözümlerimizin rengi, şeması değişecektir. Bugünden buna hazırlanmak, tedbirler geliştirmek en doğrusu olacaktır. Başkan Apo’nun Kürt kadınına yönelik gelişimi için vermiş olduğu mücadele, neler yapmamız gerektiğini, nasıl bir yöntem ve tarz geliştirmemiz gerektiğini açık ortaya koyuyor. Bu olanaklar hiç bir örgütte bu kadar geniş ve derinlikli değildir. Gelecek kuşağı önemli ölçüde belirleyen kadındır, anadır. Analara önemli bir görev ve sorumluluk düşerken anaları örgütlemeye çalışanlara da bir o kadar önemli görev ve sorumluluklar düşüyor. Üçüncü kuşağa yönelik perspektiflerimizi genişletmeye, derinleştirmeye ve somutlaştırmaya ihtiyacımız var. Doğru bir yaklaşım ve anlayış birlikteliğini oluşturmak, gelecek kuşakları yitirmemek için alan tespitlerimizi bilimsel, akademik düzeyde yapıp çözüm yöntemlerini geliştirmeliyiz. Bunun bedeli ne olursa olsun mutlak anlamda üçüncü kuşağa yönelik yatırımlar yapmalıyız. Kazanımı bireyde başlayarak topluma yaymak, toplum için projeler yaratmak önceliğimiz olmalı. Sihirli formüller bulmamız mümkün değil, ama her şeyin açık ve net olduğunu görüyoruz. Avrupa’da konuya ilişkin geliştirilen veya geliştirilmek istenilen tüm mücadele yöntemlerine şimdiden kadın örgütü olarak hazır olduğumuzu ve tüm desteğimizi sunmak için seferber olacağımızı belirtiyorz.
DEVAM EDECEK

ALİ ONGAN