- Türk iktidarı, deprem vergilerinden elde edilen 88 milyar 240 milyon TL ile 2023 yılı için kullanılacak 4 buçuk trilyon bütçeyi yedi. İstihdam Uzmanı Sinan Ok, bu kaynakların savaş, rant ve Saray’a gittiğini söyledi.
Mereş merkezli iki büyük deprem, bir kez daha “Deprem vergileri nerede” sorusunu gündeme getirdi. Daha önce “Yol ve havaalanlarına harcandı” diyerek kendini savunan AKP iktidarı, birçok yol ve havaalanı ihalesini “5’li çete” olarak bilinen şirketlere peşkeş çekti.
Mereş’in Bazarcix ilçesi merkezli gerçekleşen, Semsûr, Meletî, Dîlok, Amed, Riha, Hatay, Adana, Osmaniye ve Kilis’te etkili olan deprem binlerce can aldı. 21 yıldır iktidarda olan AKP’nin, uzmanların fay hatlarına dayanarak yaptığı ısrarlı uyarılara rağmen hiçbir tedbir almamaması felaketi büyüttü. Resmi kayıtlara göre 65 bini aşkın kişinin yaşamını yitirdiği 17 Ağustos 1999'da gerçekleşen Gölcük-Marmara depreminden sonra iktidara gelen AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, iktidara geldiği yıllarda bu deprem üzerinden önceki iktidarı ve muhalefeti eleştirerek, “Bir daha aynı trajedileri yaşamamak için çalışmalar sürdüreceğiz” sözleriyle vaatlerde bulunuyordu. Ancak ortaya çıkan tablo, AKP iktidarının bu vaatlerinin aksine katliamlara nasıl yol açtığını gözler önüne serdi.
AKP iktidara geldikten sonra birçok deprem yaşandı. 2003 Çewlîg, 2011 Wan, 2020 İzmir ve yine 2020 Xerpêt bu depremlerden hafızalara geçenler oldu. Bu depremlerin yanı sıra resmi verilere göre, Türkiye ve Kuzey Kurdistan'ın yüzde 70’i deprem riski altında. Sadece 2022'de 5 ve üstü büyüklüğünde 15 deprem yaşandı.
Deprem vergileri nerede?
Bu nedenle olası riskler karşısında, 17 Ağustos 1999 depreminin ardından ekonomik kayıpları gidermek ve halkın yaralarını sarmak için “deprem vergisi” uygulaması hayata geçirildi. “Deprem vergisi” başlangıçta geçici bir uygulama olarak devreye konuldu. Daha sonra Erdoğan’ın talimatıyla kalıcı hale getirildi. Bugün kullanılan iletişim araçlarından yüzde 10 oranında özel iletişim vergisi (deprem vergisi) alınıyor.
2002-2022 yılları arasında “deprem vergisi” kapsamında 83 milyar 621 milyon 940 bin lira toplandı. Yaşanan her deprem sonrası bu paranın varlığı ve nereye harcandığı hep tartışma konusu oldu. Wan depremi sonrası “Deprem vergileri nerede” sorusunun sorulduğu dönemin Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, duble yollara, havaalanlarına, eğitim ve sağlığa harcandığını açıklamıştı. Wan’dan sonra 2020'deki İzmir ve Elazığ depremlerinde de benzer soru AKP iktidarına yöneltildi. Cevap vermekten kaçınan yetkililer, “Herhangi bir gidere harcanmış olabilir” sözlerle durumu kurtarmaya çalıştı.
Son depremlerden etkilenen birçok bölgeye halen ulaşılmaması, doğrudan hazineye aktırılan “deprem vergilerinin nereye gittiği” sorusunu tekrar gündeme getirdi. Konuya dair konuşan İstihdam Uzmanı Sinan Ok, Türkiye'de deprem vergilerinin de diğer vergiler gibi "savaş, rant ve saraya aktarıldığını" belirtti.
4.5 trilyon bütçe
Konuşulması gerekenin sadece deprem vergisi olmadığını, bu yıl kullanılacak 4 buçuk trilyon bütçenin nereye aktarıldığına bakılması gerektiğine dikkat çeken Ok, "Şu an milyonlarca insan açken, soğukta ve dışarıdayken Türkiye bütçesinin bir daha nereye gittiğini sorgulamamız gerekiyor. Bu kadar ranta, savaşa, saraya ve yandaşa ayrılan bir bütçe varken, milyonlarca insanın soğukta aç bir şekilde ölümü beklemesi durumunda toplumun şu soruyu sorması gerekiyor; ‘bu devlet ne için var?’ Eğer devlet, bugün halka ulaşamamış ve enkazdan çıkarmamışsa demek ki gereksiz bir devlettir. Dolayısıyla sunulması gereken kamu hizmeti varsa bugün sunulmalıdır. Yarın insanlar öldükten sonra taziyeler ve siyasi nutuklar için hiçbir aile ziyaret edilmemelidir. Bugün de orada olmayan vekillerin, kamu kurum temsilcilerinin yarın söyleyecek sözü, dolaşacak yüzü kalmayacaktır” diye konuştu.
Devam eden acı tablonun sadece deprem vergileriyle düzeltilemeyeceğinin altını çizen Ok, şunları ifade etti: "Tam da bu noktada 89 milyarlık deprem vergisi değil, Türkiye'nin bu yıl için belirlediği 4 buçuk trilyonluk bütçenin nereye gidiyor sorusu önemlidir. Eğer, insan, yaşam ve hak odaklı bir siyaset yürütülseydi, bizler bu depremde böylesine büyük bir krizle karşı karşıya kalmış olmayacaktık. Ancak yaşamı önceleyen bir siyaset yok. Türkiye'de, sadece askeri alanda bir buçuk milyon üniformalı güç olduğunu biliyoruz. Bu üniformalı insan gücü özellikle böylesine afetlerde eğitimli olması gerekiyor. Önceliğinin ‘yaşamı koruma’ olduğunu bilmesi gerekiyor. Biliyoruz ki; bu üniformalı gücün deprem bilincine, ilk yardıma, enkazla nasıl mücadele edeceğine dair bir fikri yok."