Yıl 1998. Kürdistan’da PKK ile devlet arasında 15 Ağustos 1984’ten itibaren süren savaş için o dönemler “stratejik denge aşaması” tespiti yapılıyor. Türk ordusu, özel timi ve özel uygulamalarına karşı Kürtler pes etmemiş; direngenlikleri ile mücadelelerini devam ettireceklerini açıkça ortaya koyuyorlardı.1993-94 yıllarında ortaya konulan konsepte karşı binlerce köy boşaltılmış, 20 bine yakın faili meçhul cinayet, bombalanan gazeteler, kapatılan partiler ve bütün zulme karşı Kürtler kendilerine yeni bir yol açmıştı.
Yok sayılan Kürdistani kimlik coğrafyası, insanı, dili ve kültürü ile cisimleşmişti. “Diriliş tamamlanmış sıra kurtuluşa” gelmişti. Ancak Kürdistan’ın kurtuluş süreci sadece Kürdistan’daki dört sömürge devletini değil, uluslararası alandaki güç merkezlerini de yakından ilgilendiriyordu. Tam da bu süreçte; küreselleşme tarifleri ve tahlilleri yapılıyor, Küresel egemenlik Ortadoğu ve Kürdistan üzerinden yeni bir egemenlik mücadelesi yürütmeye başlamıştı.
Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmesi, statükoların yıkılması ve yerine yeni “işbirlikçi” rejimlerin inşaa edilmesi gerektiği konusunda küresel gücün efendileri aralarında anlaştı. İşe yüzyılın başında olduğu gibi Kürdistan’dan başlanacaktı. Bunun için de kendi öz gücü ve dinamiği ile toplumu örgütleyen, mücadeleye kaldıran PKK’nin ve onun ideolojik güç kaynağı Abdullah Öcalan’ın etkisizleştirilmesi gerekiyordu. Türkiye bunu NATO’ya, ABD’ye, AB’ye defalarca anlatmıştı. Türk devlet yetkilileri “Öcalan ve örgütü PKK bildiğiniz gibi değil” diyorlardı. PKK girdiği yerde örgütleniyor, toplumu dinamize ediyordu. Bunun için egemen siyasetin ezberini bozuyordu. Türk devletinin bütün baskı politikalarına karşı direnmiş ve kendi gücünü ortaya koyan PKK’ye karşı; Türk devleti küresel bir koalisyon oluşturdu. Önce Öcalan’ı bulunduğu Ortadoğu sahasında yok etmek ve etkisiz kılmak istedi. Ama tonluk bombalama ve ajanların bütün girişimleri başarısız kaldı.
ABD, AB ve İsrail başta olmak üzere küresel güç dengeleri birlikte PKK’nin kurucusu ve lideri Abdullah Öcalan’ı Suriye’den, Ortadoğu’dan çıkarmayı amaç edindi. ABD ve NATO Türkiye’ye onay verdi. Türkiye 1998 baharında Şemdin Sakık’ın teslim olmasıyla birlikte yaz boyunca Suriye’yi tehdit etti. O dönemler Hafız Esad Suriye’nin başındaydı. Türkiye’nin tehditleri bölgesel savaşa doğru yol alıyordu. Türkiye içinde ise Kürtlere karşı bir linç kampanyası başlatıldı. Türkiye’nin tehditleri karşısında Hafız Esad daha fazla dayanamadı. PKK lideri Abdullah Öcalan ise savaş yerine siyasal çözümün önünü açmak için 9 Ekim’de Suriye’den çıkar. Yunanistan’a gider. Yunanistan’da belirtilen dostluk yoktur. Rusya’ya döner. Kirli çıkar ilişkileri vardır. Sonra Roma’ya... Roma modernist siyasetin baskılarının merkezi haline gelir. Ardından tekrar Rusya, Yunanistan, Korfu, Avrupa semaları ve Afrika’nın ortası Kenya ve Kenya’dan firavun piramitleri üzerinden Türkiye’ye teslim edilme süreci... Zor ve karmaşık bir süreç. Uluslararası hukukun, ahlakın ve insana dair bütün değerlerin askıya alındığı ve Kürtlere uygulanmadığı dönemlerdi. Bedenini ateşe veren Kürtlerden; kendi başlarına uçak kaçıranlara kadar devasa bir eylem ve direniş örnekleri sergilendi.
PKK’nin kurucusu ve lideri Abdullah Öcalan 9 Ekim 1998 yılında çıktığı Ortadoğu’da rejimler peş peşe yıkıldı. Saddam Hüseyin idam edildi. Mısır’da Mübarek tutuklandı. Suriye halk isyanının doruk noktalarına geldi. Öcalan ise kurduğu ve yönettiği örgütü Kürdistan’ın dört parçasına yayıldı. Yaygın örgütlülük, kitlesel taban ve ideolojik güç olarak kendisini korudu.
Öcalan’ın 9 Ekim 1998’de vardığı Yunanistan şu an iflasın eşiğinde. O dönemler “dostluk” anlaşması imzaladığı Türkiye ile Akdeniz’de Kıbrıs nedeni ile savaşın eşiğinde. Öcalan’ın teslim edilmesinde rol oynayan Yunan devlet yetkililerinin evlerine –Pangalos gibi- haciz gitmek üzere. Rusya’da o dönemler Türkiye ile anlaşmalar imzalayan pazarlamacılar ise siyaset sahnesinde yok. Türkiye’de ise Öcalan geldiğinde iktidar olan liderler ve siyasetçiler muammalı bir şekilde Bülent Ecevit gibi ya hayata veda ettiler ya da Mesut Yılmaz ve Demirel gibi bu hayatta silik bir yer aldılar. İsrail ve Türkiye o dönemler büyük bir birliktelik içindeyken; şimdi neredeyse savaşacak iki düşman gibi.
Yani 9 Ekim 1998’de “başı koparıp gövdeyi dağıtma” stratejisi ile yola çıkanlar çok büyük bir yanılgı yaşadılar. Uluslararası komplo sürecine karşı her şeyi ile direnen “Her Kürt bir Apo” olmuş, uluslararası komployu hedefleyenler başarıya ulaşamamıştır. Öcalan komplonun başarısızlığa uğradığını 2010 yılında ilan etti. Çünkü PKK, sadece Kuzey’de değil, Kürdistan’ın dört parçasında kök salan bir toplumsal örgütlülüğe kavuştu. İdeolojik olarak çağımızın en geçerli yapısına sahip. Kürtler siyasal, askeri, kültürel ve sosyal olarak çok büyük dönüşümler ve gelişmeler yaşadı. Demokratik Ekolojik Cins Özgürlükçü paradigma ile çözülen rejimlere alternatif sistem sunabildi. Ancak komployu gerçekleştiren ve bunun pazarlığını yapan her güç kendi içinde zayıfladı, ya da çöktü. Birlikte ittifak yaptığı güçler ile savaşın eşiğine kadar geldi.