
Kürt basın kurumlarına yönelik olarak yapılan operasyonun ardından 36’sı tutuklu 44 gazeteci hakkında açılan davanın iddianamesi, geçen hafta İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmişti. İddianame, gazetecilerin mesleki faaliyetlerinin “örgüt yöneticiliği” ve “örgüt üyeliğine” kanıt olarak gösterilmesi tepki topluyor. Gazetecilerin avukatlarından Özcan Kılıç, iddianameyi, “skandal’ olarak tanımladı.
İddianamenin, mantığın ve hukukun en temel kurallarını dahi hiçe saydığına dikkat çeken Kılıç, “İnsanların yaptığı işin ücretini almasından tutun, gazetecilik faaliyeti, muhabir ile editörün, editör ile haber müdürünün, muhasebeciyle şirketin görüşmeleri suç olarak kabul görülmüş” diye konuştu. İddianamenin bütününe bakıldığında çok zorlama bir şey yapıldığının görüldüğünü ifade eden Avukat Kılıç, “O kadar çok zorlama yapılmış ki; aynı cümleler yüzlerce kez iddianameye konulmuş. Dosya ve iddianame dikkatle incelendiğinde fark ediyoruz ki, çok sıradan telefon görüşmeleri veya insanların mesleki faaliyetleri, özel hayatları bile o yıllardan beri kayıt altına alınmış, denetim altına alınmış ve bundan bir senaryo hazırlanmaya başlanmış. İddianamede, ‘muhabir bir habere giderken polise haber versin birlikte gitsin’ sonucunu çıkaracak cümleler var. Böyle bir şey gazetecilik mesleğinde yok” dedi.
Beraat eden söyleşi
Yargılananlardan Filiz Koçali ile Ramazan Pekgöz’ün Günlük Gazetesi adına Murat Karayılan ile röportaj yaptıklarını ve açılan davada beraat ettiklerini anlatan Kılıç, “O röportaj bile bir suç unsuruymuş gibi iddianameye eklenmiş” diye konuştu. İddianamede kimi suçlamaların gizli tanıkların beyanlarına dayandırıldığını açıklayan Av. Kılıç, “Israrla sorgulama sırasında savcılara ‘Bu gizli tanıkların var olup, olmadığını bilmiyoruz. Bu kişilerin kim olduğunu bilmiyoruz ve bu bilgilerin kaynağını da bize açıklamak zorundasınız’ dedik ancak yanıt alamadık” dedi.
KCK sendromu var
İddianamenin ilk 150 sayfasında basın kurumlarıyla ilgisi olmayan bir şema kurgulandığını belirten Av. Kılıç, söz konusu şemaya ilişkin şu bilgileri verdi: “Mesela bir muhabirin gidip BDP’nin Tekel işçileri için yaptığı açıklamayı, barajlar için halkın eylemini haber yapması suç konusu yapılmış. Bu suç haline getiriliyorsa, bu iddianamenin hukuki yanı sakat. Savcı da bunu biliyor. Fakat ben şu kaygıyı taşıyorum. Diyarbakır KCK davasında gördüğümüz bir olay var. Gerçekten beraat edecek insanlar bir rehin olarak 3 yıldır bekletiliyor. İçlerinde milletvekilleri var, belediye başkanları, gazeteciler, avukat arkadaşlarımız var. Böyle baktığımız zaman hükümetin bir KCK sendromu var. Belki yakında futbol takımlarını bile içine katabilir.”
Nerdeyse Çandar da alınacaktı
Öcalan’ın avukatları gözaltına alındığı zaman Cengiz Çandar’ın KCK soruşturmasına dahil edileceğini duyduğunu aktaran Av. Kılıç, şunları söyledi: “Çünkü Cengiz Çandar, gazeteci Cengiz Kapmaz’ın yazdığı ‘Öcalan’ın İmralı Günleri’ kitabının önsözünü yazmıştı. O bile dosyaya konulmak üzereydi. MİT Müsteşarı’nı dahi avukatların dosyasına katmak istediler. Kamuoyunda bir manipülasyon, bir kafa karışıklığı yaratmaya çalışıyorlar. Israrla her şeyin içinde ‘MİT vardı, MİT’çi vardı’ şeklinde toplumda bir kafa karışıklığı yaratılmaya çalışılıyor. Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşmelerdeki bazı cümlelerden cımbızlama yapılıyor. Buna dikkat etmek lazım. Avukat arkadaşlarımız sorgulandığında her birine Ergenekon ile PKK, KCK ilişkisi gibi şaçma sapan bir soru yöneltildi. Bu bilinçli yapıldı.”
Sözde iddianame denebilir
Türkiye’de tek sesli ve tek taraflı bir basın oluşturulduğunu kaydeden Av. Kılıç, geriye kalanın sadece Kürt basını olduğunu ve bunun da susturulmak istendiğini söyledi. Kılıç, iddianamenin içeriğinde dikkat çeken bazı noktalara ilişkin ise şunları anlattı: “İçeriğine baktığımızda saçma sapan kurgular var. Bir kes yapıştır format var. Herkese ‘Örgütün basın komitesinde’ çalışmayı koymuş. Bir tek ben kalmışım. Mesele DİHA’nın künyesini koymuş ve muhabiri, muhasebeciyi koymuş. Ben bazı çalışanların ‘Basın komitesinin’ ne olduğunu bileceğini sanmıyorum. Öyle bir komitenin varlığından kimsenin haberi yok. Bu yaratılmış bir kurgu ve bu kurgu üzerine yapılmış bir iddianame bence. Sözdelerle beslenmiş bir iddianame. O kadar sözde kavramını kullanmış ki savcı; sözde iddianame de denebilir, bu iddianameye. Çünkü yaptığı işten emin değil, elindeki delillerden emin değil.”
İddianamede delil yok
İddianamedeki çok fazla yoruma yer verilmesi ve somut delillerin bulunmamasına ilişkin ise Avukat Kılıç, şunları dile getirdi: “Yorum yapılması hukukçunun yapacağı bir şey değil. Burada bir tarafgirlik var. İddianameyi hazırlayan savcılar olaya çok taraflı bakıyorlar bence. Bu çok net çıkıyor ortaya. Bilinçaltında bu yatıyor. Yani şu yapılır, 4 ya da 5 kişi vardır, aradıkları, taradıkları. Bunların suçlarını bulup, çıkarıp mahkeme yargılarsınız, ama bizde hakikaten haberden başka bir şey yapılmamış. Muhasebecilik ve dağıtımcılıktan başka iş yapmamış insanlar var. Bu iddianameyi görünce kullanılan ‘soykırım’ kavramının tam yerinde olduğunu düşünüyorum. Hukuk adamı yorum yapmaz, delillere bakar, olaylara bakar, kanıtları ortaya koyar ve şudur, der. Ama kanıttan çok, burada kişisel yorumlar söz konusu.”
Gzetecilere büyük görev düşüyor
Kılıç, iddianame ilişkin sadece hukukçulara değil gazetecilere de çok büyük görev düştüğünü belirterek, “Çünkü gazeteciler o iddianameyi okuduğunda bir dehşete kapılacaklar. ‘Aman tanrım habere gitti mi bunu polise söylemeliyim’ gibi bir saçmalığı başka bir ülkede başka bir yerde göremezsiniz. Bu saçmalığın üzerine en çok gazetecilerin gitmesi gerekiyor. Meslektaşlarına sahip çıkmak değil sadece meslek onurlarına sahip çıkmaları için bence bu iddianameyi birkaç kere okumaları gerekiyor. Ortada vahim bir hukuk, vahim bir mantık skandalı var” dedi.
DİHA/İSTANBUL