• AB-Çin hattında gerilim tırmanıyor. AB, yeni raporunda Çin’i güvenlikten ticarete uzanan geniş bir alanda Avrupa’nın en büyük stratejik meydan okumalarından biri olarak tanımladı.

 

Avrupa Birliği (AB) ile Çin arasındaki ilişkiler kötüleşmeye devam ediyor. Bu eğilim en az 2019’dan beri gözlemleniyor. O dönemde Brüksel, Çin’i “sistemik rakip” ve “ekonomik rakip” olarak nitelendirdiği bir rapor yayınlamıştı.

Yedi yıl sonra ikili ilişkiler, üç temel gelişmenin etkisiyle giderek daha fazla gerginlik ve rekabet üzerine şekilleniyor: 2020’de koronavirüs salgınının patlak vermesi, 2022’de Rusya-Ukrayna savaşının başlaması ve Çin’in ekonomik, siyasi ve askeri alanlarda devam eden yükselişi.

Avrupa Birliği Konseyi, 9 Temmuz 2026’da bu tabloyu yansıtan yeni bir rapor yayınladı. Raporda Brüksel, Pekin’e karşı oldukça sert bir tavır ortaya koyuyor. Çin’i, AB’nin karşı karşıya olduğu “belirsiz” güvenlik ortamının başlıca sorumlularından biri olarak tanımlıyor ve bunu “birçok cephede eşzamanlı ve sürekli tehditler” ile “revizyonist güçlerin” giderek artan “iddialı” stratejisine bağlıyor.

Rapora göre öne çıkan dört temel nokta şöyle: Birincisi ve AB açısından en çarpıcı olanı, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili. Pekin, “barışçıl bir komşu” olarak nitelendirdiği Ukrayna’ya yönelik “Rus saldırganlığının” kilit ve hayati bir kolaylaştırıcısı olarak gösteriliyor. Brüksel daha önce de Çin’i çatışmada önemli bir aktör olarak tanımlamıştı ancak bu rapor, suçlamayı en sert ve sistematik ifadelerle dile getiriyor.

Rapor, Dışişleri ve Güvenlik Politikasından Sorumlu Yüksek Temsilci Kaja Kallas’ın, Halk Kurtuluş Ordusu’nun (EPL) Ukrayna’da savaşmak üzere Rus askerlerini eğittiğine dair haberleri “dikkatle değerlendirdiklerini” açıklamasından kısa süre sonra yayınlandı. Belgeye göre Çin, 2025 yılında yaklaşık 200 Rus askerini radyolojik, kimyasal ve biyolojik koruma konusunda eğitmiş ve bu askerlerin bir kısmı kısa süre sonra savaş alanına dönmüştür. Ayrıca Pekin ve Moskova’nın bölgesel hakimiyet kurmayı, kendi çıkarlarına uygun bir dünya düzenini yeniden şekillendirmeyi ve etki alanları mantığına dönüşü desteklemeyi amaçladıkları vurgulanıyor.

Diario-red’in haberine göre, Brüksel, bu dinamikleri “normlardan güç dinamiklerine doğru belirgin bir kayma” yaşandığı bir bağlamda ele alıyor. Bu yaklaşım, AB’nin sert güç, rekabet ve çekişmenin öne çıktığı uluslararası sistemde hâlâ bir ölçüde yolunu kaybetmiş olduğunu yansıtıyor. ABD’nin de Venezuela ve İran’daki müdahaleleri, Küba’ya yönelik askeri baskısı ile “Amerika Kalkanı” gibi adımlarıyla bu eğilimi teşvik ettiği belirtiliyor.

Sistemi yeniden şekillendirme araçları

Çin’in uluslararası sistemi yeniden şekillendirmek için kullandığı başlıca araçlar, imalat, ekonomi ve finans alanlarındaki gücü olarak sıralanıyor. Ekonomik baskı araçları, belirli alanlardaki teknolojik üstünlük ve ticaret dengesizlikleri, AB ve diğer aktörler üzerinde baskı mekanizması olarak kullanılıyor.

2019’da da uyarılan orantısız ticaret dengesi, o tarihten bu yana 27 AB üyesi için daha da elverişsiz hale geldi. 2025 yılında AB, Çin’e 199 milyar 600 milyon euro değerinde mal ihraç ederken 559 milyar 400 milyon euro değerinde ürün ithal etti. Aradaki fark 359 milyar 800 milyon euroya ulaştı. Almanya dahil tüm üye ülkeler, ilk kez tek tek Çin’le ticaret açığı verdi. Bu tabloya, nadir toprak elementleri, yapay zeka, güneş panelleri, rüzgar türbinleri, robotik, elektrikli araçlar ve gemi inşası gibi kritik sektörlerde Çin’in artan hakimiyeti de eklendi. Stratejik ve çoğu zaman asimetrik bağımlılıklar ile tedarik ve deniz taşımacılığındaki darboğazlar, AB’yi ekonomik ve teknolojik rekabet gücünü güvenlik için temel faktör olarak değerlendirmeye zorluyor.

Ticaret savaşı ihtimali

Bu sert tutum, AB ile Çin arasında bir ticaret savaşını tetikleyebilir. Brüksel’de farklı görüşler bulunsa da Pekin’in “haksız” uygulamalarına karşı mevcut araçların daha kararlı kullanılması gerektiğini savunan sesler güçleniyor. Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği, Zorlama Önleme Aracı, Uluslararası Kamu İhale Aracı ile klasik anti-damping ve anti-sübvansiyon önlemleri bu araçlar arasında yer alıyor. Çin menşeli elektrikli araçlara yönelik soruşturma ve 2024’te uygulanan telafi edici gümrük vergileri, bu savunma odaklı dönüşümün nereye varabileceğini göstermişti.

Çin’in Rusya’ya verdiği destek, Pekin’in “dünyanın başlıca gücü olma” hırsının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Bu yaklaşım özellikle Güney Çin Denizi ve Tayvan senaryolarında belirginleşiyor. Her iki bölge de Pekin için güvenlik, Komünist Parti’nin siyasi projesi ve kırmızı çizgiler açısından hayati önem taşıyor.

Rapor, giderek daha iddialı hale gelen davranışın Avrupa ve Hint-Pasifik’in güvenliği, istikrarı ve refahı üzerinde artan etki yaratabileceğini belirtiyor. Tayvan Boğazı çevresindeki statükonun değişmesinin küresel güvenlik açısından derin sonuçlar doğuracağına dikkat çekiliyor. Sonuç olarak AB, “Hint-Pasifik’in ve Avrupa’nın güvenliğinin her zamankinden daha fazla birbirine bağlı olduğu” tespitinde bulunuyor. HABER MERKEZİ