• Bölgesel savaşın tetiklediği enerji şoku, Suriye'de protestolara, Irak'ta üretim ve ulaşım sorunlarına, Başûrê Kurdistan'da ise kıtlığa yol açıyor. Hürmüz ve Kızıldeniz’deki kriz, enerji baskısını küresel ekonomiye taşıyor.

 

Suriye, Beşar Esad’ın devrilmesinden bu yana en büyük protestolara sahne oldu. Geçici Hükümet’in 13 Eylül’de mazot fiyatını yaklaşık yüzde 40, benzin fiyatını ise yaklaşık yüzde 26 artırmasıyla gösteriler patlak verdi. Şam, Halep, Hesekê, Dêrazor, Reqa, İdlib, Hama ve Dera başta olmak üzere çok sayıda kentte bir hafta boyunca gösteriler düzenlendi. M4 Yolu ile Şam-Halep yolu trafiğe kapatıldı, yakıt tankerleri durduruldu ve yollarda lastikler yakıldı.

Şubat ayından bu yana mazot fiyatı iki katından fazla artarken, 95 oktanlı benzin fiyatı da yaklaşık yüzde 86 oranında yükseldi. Kamyon şoförleri greve gitti ve Şam, birçok ilde yük taşımacılığının durduğunu kabul etti. Hesekê’de ise fırınlar açılmadı.

Geçici Hükümet, 17 Eylül’de kısmi geri adım atarak ısınma, tarım ve destekten yararlanması gereken kesimler olmak üzere sübvansiyonlu motorini litre başına 115 Suriye lirasından satışa çıkardı. Ayrıca ulaşım, üretim ve hizmet sektörleri için motorini 150 lira olarak belirledi; standart fiyatı ise 175 lirada sabit tuttu.  Aynı zamanda günlük 35 bin varile kadar ham petrol işleme kapasitesine sahip bir grup elektrikli rafineriyi yeniden faaliyete geçirme kararı aldı. Aynı gün Hesekê’de halk yeniden sokaklara dökülerek mazot fiyatının ekmek, ulaşım ve halkın kullandığı elektriğin büyük kısmını sağlayan mahalle jeneratörler için de düşürülmesini talep etti.

Irak ve Başûr'da da kriz büyüyor

Suriye’de mazot krizi devam ederken aynı hafta Irak’tan da benzer haberler basına yansıdı. Muthanna’da çiftçiler ve fabrika sahipleri, sektörleri için kullanılan mazotun litre başına fiyatının 400 dinardan bin 250 dinara yükselmesinin ardından traktörleri, biçerdöverleri ve ağır iş makinelerini yollara çıkardı. Başûrê Kurdistan Bölgesi’nde ise haneler kışa hazırlık için alımlara başladıkça, 216 litrelik bir varil gazyağı Hewlêr’de yaklaşık 330 bin dinara, Süleymaniye’de ise 280 bin dinara ulaştı.

Bölgesel savaş tetikledi

Peki krizin kaynağı nedir? ABD-İran savaşında bu ay gerçekleştirilen bir İHA saldırısı, Hürmüz Boğazı’nı atlayarak Körfez ham petrolünün ana güzergâhı olan Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı boru hattının geçici olarak kapatılmasına neden oldu. Husiler, Mocha Limanı da dahil olmak üzere Bab el-Mendeb Boğazı boyunca kontrol alanını genişletti ve İran tankerlerine yönelik yeni ABD saldırıları, ham petrol fiyatlarını varil başına 100 doların üzerine çıkardı.

Başka bir deyişle, tırmanan savaş ve Hürmüz Boğazı'ndaki kriz, petrol ve petrol ürünleri arzında ciddi bir şok yaratıyor. Şubat ayından önce günde yaklaşık 20 milyon varil petrol ve petrol ürünü Hürmüz Boğazı'ndan geçerken, bu miktar yılın ikinci çeyreğinde 4,9 milyon varile geriledi. Uluslararası Enerji Ajansı, kesintiyi petrol piyasası tarihindeki en büyük arz kaybı olarak tanımlıyor.

İlk aşamada üreticiler alternatif boru hatları, depolama tesisleri ve stratejik rezervlerle açığı sınırlamaya çalıştı. Ancak Hürmüz'ün yanı sıra Bab el-Mendeb çevresindeki risklerin ve alternatif güzergâhlara yönelik saldırıların artması, bu seçenekleri de baskı altına aldı.

Enerji şokunun etkisi yalnızca petrol fiyatlarıyla sınırlı değil. Özellikle dizel, taşımacılık, tarım, elektrik üretimi ve gıda sektörünün temel girdilerinden biri olduğu için fiyat artışı kısa sürede ekonominin diğer alanlarına yayılıyor. Fiziksel yakıt kıtlığı ortaya çıktığında ise sorun fiyat artışından çıkıp üretim ve kamu hizmetlerinin aksamasına dönüşüyor.

foto:AFP

Suriye, enerji krizinin ilk halkası

Suriye, enerji şokunun ekonominin farklı alanlarına ne kadar hızlı yayıldığını gösteriyor. Süreç akaryakıt fiyatlarındaki artışla başladı; ardından nakliye, ekmek ve ulaşım maliyetleri yükseldi, temel hizmetler üzerindeki baskı arttı ve yaklaşık bir hafta içinde protestolar ortaya çıktı.

Ülkenin kendi petrol kaynaklarına sahip olması bu süreci engelleyemedi. Çünkü ham petrolün çıkarılması kadar rafine edilmesi, taşınması ve tüketiciye ulaştırılması da gerekiyor. Uluslararası fiyatların ve tedarik maliyetlerinin yükseldiği bir dönemde bu zincirin her aşaması ek maliyet yaratıyor.

Suriye'nin on yılı aşkın savaşın ardından Geçici Hükümet’in doğru politika üretmemesi şoku hafifletmesini zorlaştırıyor. Devlet, uluslararası fiyatlarla tüketici arasında yeterli mali tampon oluşturamayınca artan maliyet doğrudan akaryakıta, ardından gıda ve temel hizmetlere yansıyor.

Suriye örneği, “yerli enerji kaynaklarına sahip olmanın tek başına enerji krizine karşı koruma sağlamadığını; devletin mali kapasitesi ve tedarik zincirlerinin de belirleyici olduğunu” gösteriyor.

Fiyat baskısı kıtlığa dönüşüyor

Irak'ta hükümet, tüketiciye satılan benzinin fiyatını sübvansiyonlarla düşük tutmaya çalıştı. Ancak üretici ve kurumsal kullanıcılara yönelik desteklerin kaldırılması, mazot ve diğer yakıt fiyatlarında sert artışlara yol açtı.

Muthanna ve Wasit'te çiftçiler protesto ederken, Babil'deki tuğla üretimi yüksek enerji maliyetleri nedeniyle ciddi biçimde yavaşladı. İthalat gecikmeleri ise yakıt kıtlığını derinleştirdi. Musul'da kamyon şoförleri yakıt kuyrukları nedeniyle yolları kapattı; Diyala ve Dhi Qar'da jeneratör yakıtının tükenmesi kamu hizmetlerini ve hastaneleri etkiledi.

Başûrê Kurdistan’da fiyat artışı doğrudan yakıt kıtlığıyla birleşti. Hewlêr’de benzin fiyatları yıl içinde yaklaşık yüzde 63-75 yükselirken, sübvansiyonlu istasyonlarda uzun kuyruklar oluştu. Yetkililer günlük yaklaşık 6 milyon litrelik talebe karşılık 4,5 milyon litrelik arz açığı bulunduğunu açıkladı.

Khor Mor gaz sahasında üretimin durması ise krizi elektrik ve su hizmetlerine taşıdı. LPG fiyatları iki katına çıkarken, yaklaşık 2 bin 500 megavatlık elektrik üretimi durdu ve bazı bölgelerde su tedariki aksadı. Isınma yakıtındaki artış da bazı haneleri yeniden odun kullanımına yöneltti.

Türkiye’de durum nedir?

Türkiye, dört ekonomi arasında tedarik kaynakları ve müdahale kapasitesi en geniş olan ülke. Rafineri kapasitesi, Karadeniz'deki doğal gaz üretimi ve Gabar'daki petrol üretimi, dış şoka karşı belirli bir tampon sağlıyor.

Ancak buna rağmen 24 Şubat-17 Eylül döneminde benzin fiyatı yaklaşık yüzde 40, mazot fiyatı ise yüzde 66 arttı. Hükümet vergi indirimleri ve enerji sübvansiyonlarıyla artışı sınırlamaya çalıştı. Fakat mazot ihtiyacının yaklaşık yüzde 47'sinin ithal edilmesi ve yük taşımacılığının büyük ölçüde karayoluna dayanması nedeniyle maliyet artışı tarım, gıda, imalat ve taşımacılığa yansıyor.

Krizin küresel faturası

Kriz Ortadoğu'nun dışına çıktığında ise tablo daha kırılgan hale geliyor. Enerji ithalatına bağımlı, para birimleri zayıf ve mali kaynakları sınırlı ülkeler, yükselen uluslararası fiyatları sübvansiyonlarla dengelemekte daha fazla zorlanıyor. Endonezya, Filipinler ve Kenya'da görülen yakıt sıkıntıları, protestolar ve ulaşım sorunları da bu baskının bölge dışındaki yansımalarını ortaya koyuyor.

Üstelik hükümetlerin fiyat artışlarını sınırlamak için kullandığı sübvansiyonlar ve vergi indirimleri krizin maliyetini ortadan kaldırmıyor; maliyeti kamu bütçelerine taşıyor. Bu durum uzun vadede daha yüksek borçlanma, daha az kamu harcaması veya daha yüksek vergiler anlamına gelebiliyor. Enerji fiyatlarının enflasyonu artırması ise faizlerin daha uzun süre yüksek kalmasına yol açarak ev ve işletmeler üzerindeki baskıyı artırabiliyor.

Dolayısıyla bugün akaryakıt fiyatlarında görülen artış, yalnızca pompada hissedilen geçici bir maliyet artışı olarak kalmayabilir. Ulaşım ve gıda fiyatlarından kamu bütçelerine, elektrik üretiminden işletme yatırımlarına kadar uzanan daha geniş bir ekonomik zincir oluşturuyor. Hürmüz ve Kızıldeniz çevresindeki istikrarsızlık devam ettiği sürece, özellikle enerji ithalatına bağımlı ve mali hareket alanı sınırlı ülkelerde bu zincirin etkileri daha da belirgin hale gelebilir.

HABER MERKEZİ