AB'nin yeni Geri Gönderme Tüzüğü, Avrupa dışındaki sınır dışı merkezlerinin önünü açarken Birliğin göç politikalarındaki sertleşmeyi de kurumsallaştırıyor.
- Avrupa dışı üçüncü ülkelere göçmen sınır dışı merkezleri açılmasını sağlayan yeni düzenlemenin yasal çerçevesi büyük ölçüde tamamlandı. Almanya, Avusturya, Hollanda, Danimarka ve Yunanistan bu amaçla özellikle Afrika ülkeleriyle diplomatik temaslarını hızlandırdı.
- STK’lar, yüz binlerce kişinin üçüncü ülkelerde kurulacak göçmen merkezlerinde süresiz biçimde tutulabileceği konusunda uyarıyor. AB sınırları içinde azami gözaltı süresi 30 ay olarak öngörülse de, Avrupa dışındaki merkezlerde kalış süresinin nasıl işleyeceği henüz net değil.
- AB İçişleri ve Göç Komiseri Magnus Brunner, amacın Avrupa'ya giriş, kalış ve ayrılış süreçlerini daha etkin yönetmek olduğunu belirtiyor. Destekçiler ise Avrupa dışındaki bu merkezlerin hem pratik bir çözüm hem de güçlü bir caydırıcı olacağını savunuyor.
- AB kurumlarının "geri gönderme" ve merkez tanımlamalarına karşın insan hakları örgütleri ve eleştirmenler, buraların fiilen bir "sınır dışı etme" ve serbestçe terk edilemeyen "gözaltı merkezi" olduğunu savunuyor. Ancak bu "sınır dışı etme çağı"nın pratikte nasıl işleyeceği henüz belirsiz.
María R. Sahuquillo, Silvia Ayuso* - Çeviri: Yeni Özgür Politika
“Sınır dışı etme çağı başladı.” Birkaç ay önce aşırı sağcı İsveçli Avrupa Parlamentosu üyesi Charlie Weimers'ın bu sözleri bir siyasi provokasyon gibi algılanıyordu. Ancak AP, üye devletler ve Avrupa Komisyonu'nun AB'nin yeni Geri Gönderme Tüzüğü üzerinde uzlaşmasının ardından, bu ifade artık Avrupa'nın göç politikasındaki yeni yönelimi tarif eden bir cümleye dönüşmüş durumda.
Yeni düzenleme, göçmenlerin Avrupa dışındaki üçüncü ülkelere gönderilebileceği sınır dışı merkezlerinin önünü açıyor. Yasal çerçeve büyük ölçüde tamamlanırken Almanya, Avusturya, Hollanda, Danimarka ve Yunanistan gibi ülkeler de bu merkezlere ev sahipliği yapmaya istekli ülkeler arayışını hızlandırmış durumda. Diplomatik kaynaklara göre arayışın odağında ağırlıklı olarak Afrika ülkeleri bulunuyor.
Görünen o ki siyasi tartışma büyük ölçüde sona erdi. Şimdi asıl mücadele, bu merkezlerin nerede kurulacağı üzerine yaşanacak.
İnsan hakları örgütlerinden sert tepki
İnsan hakları örgütleri yeni düzenlemeyi, son yıllarda giderek sertleşen Avrupa göç politikalarının yeni bir aşaması olarak görüyor.
Belgesiz Göçmenlerle Uluslararası İşbirliği Platformu'nun (PICUM) politika sorumlusu Silvia Carta'ya göre düzenleme, Avrupa'da çok daha sert bir gözaltı ve sınır dışı etme sistemi yaratacak.
Sivil toplum kuruluşları, yüz binlerce kişinin üçüncü ülkelerde kurulacak göçmen merkezlerinde süresiz biçimde tutulabileceği konusunda uyarıyor. AB sınırları içinde azami gözaltı süresi 30 ay olarak öngörülse de, Avrupa dışındaki merkezlerde kalış süresinin nasıl işleyeceği henüz net değil.
Eleştiriler yalnızca gözaltı süreleriyle sınırlı değil. İnsan hakları savunucuları, ailelerin parçalanabileceğini ve insanların hiçbir bağlarının bulunmadığı ülkelere gönderilebileceğini belirtiyor.
Carta, Avrupa'nın ABD'deki uygulamalardan ders çıkarması gerektiğini savunuyor: “Atlantik'in öte yanında, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Kurumu'nun (ICE) uygulamalarının yarattığı korku ve şiddeti görüyoruz. Avrupa'nın bu modelin zararlarından ders alması gerekirken kendi versiyonunu inşa etmesi endişe verici.”
Brüksel'in hedefi: Daha fazla geri gönderme
Avrupa Komisyonu ise yeni düzenlemeyi göç yönetiminde gerekli bir araç olarak görüyor.
Brüksel'in sık sık vurguladığı Eurostat verilerine göre, sığınma başvurusu reddedilen kişilerin yalnızca yüzde 28'i ülkelerine geri dönüyor.
Komisyona göre yeni sistem bu oranı artırabilir.
Daha sert göç politikalarını savunan AB İçişleri ve Göç Komiseri Magnus Brunner, yeni kurallarla Avrupa'nın göç üzerinde daha fazla kontrol sahibi olacağını savunuyor.
Brunner'a göre amaç, Avrupa'ya kimlerin gireceğini, kimlerin kalabileceğini ve kimlerin ayrılması gerektiğini daha etkin biçimde belirleyebilmek.
Sistemin destekçileri, Avrupa dışındaki sınır dışı merkezlerinin hem pratik bir çözüm hem de caydırıcı bir unsur işlevi göreceğini düşünüyor.
Asıl soru: Bu merkezler nerede kurulacak?
Ancak düzenlemenin önündeki en büyük soru işareti hâlâ ortadan kalkmış değil.
Yasa hazırlanmış olabilir, ancak bu merkezlerin kurulacağı ülkeler henüz bulunabilmiş değil.
Bu durum, İtalya'nın Arnavutluk'ta kurmaya çalıştığı ve milyarlarca euro harcanmasına rağmen beklenen sonucu vermeyen modeli hatırlatıyor.
Kıbrıs'ın Göç ve Uluslararası Koruma Bakan Yardımcısı Nicholas Ioannides'e göre genel fikir, bu merkezlerin Afrika veya Asya'da kurulması yönünde.
Ioannides, merkezlerin Avrupa sınırlarına yakın bölgelerde olmasının düşünülmediğini söylerken, ev sahibi ülkelerin sınır dışı edilen kişilerin temel haklarını garanti altına alması gerektiğini de vurguluyor.
Avrupa Parlamentosu'nun baş müzakerecisi Hollandalı liberal siyasetçi Malik Azmani ise Afrika'nın en güçlü seçenek olduğunu kabul etmekle birlikte, AB üyesi olmayan Doğu Avrupa ülkelerinin de değerlendirilebileceğini söylüyor.
Ancak nihai kararın bu projeye ilgi duyan üye devletlere ait olduğunu belirtiyor.
Acele var, ama somut sonuç henüz yok
Diplomatik kaynaklara göre sınır dışı merkezlerinin kurulmasına olanak tanıyacak yasal altyapı yaz aylarından önce tamamlanabilir.
Azmani, her gecikmenin mevcut sistemin işlememeye devam ettiği anlamına geldiğini savunuyor.
Ancak aynı zamanda Avrupa kurumları da henüz somut ilerleme sağlanamadığını kabul ediyor.
Ioannides, Brüksel'de gazetecilerle yaptığı görüşmede şu ana kadar ortada somut bir sonuç bulunmadığını açıkça ifade etti.
Hatta bu merkezlerin nasıl işleyeceğine ilişkin temel kuralların bile büyük ölçüde netleşmediği belirtiliyor.
Yanıt bekleyen sorular
AB yetkilileri yeni sistemin temel haklara saygı konusunda "kırmızı çizgilere" sahip olduğunu vurguluyor.
Buna göre üçüncü ülkelere gönderilen kişilerin temel hakları korunacak ve ev sahibi ülkeler bu hakları garanti altına almak zorunda olacak.
Ancak bunun pratikte nasıl işleyeceği belirsiz.
Örneğin çocuklu ailelerin bu merkezlerde tutulması artık hukuken mümkün hale geliyor. Peki farklı ülkelerden gelen ve farklı AB ülkelerinden gönderilen çocukların eğitim hakkı nasıl korunacak?
Bu kişiler ne kadar süreyle merkezlerde kalacak?
Kalacakları ülkeyle hiçbir bağları yoksa sosyal ve hukuki statüleri nasıl belirlenecek?
Bu soruların henüz net bir yanıtı bulunmuyor.
"Sınır dışı mı, geri gönderme mi?"
Tartışmanın dikkat çekici yönlerinden biri de kullanılan dil.
AB kurumları çoğunlukla "geri gönderme" ifadesini tercih ediyor. Ancak insan hakları örgütleri ve eleştirmenler bunun fiilen bir "sınır dışı etme" sistemi olduğunu savunuyor.
Benzer bir tartışma gözaltı meselesinde de yaşanıyor.
Yetkililer bu merkezleri doğrudan "gözaltı merkezi" olarak tanımlamaktan kaçınıyor. Ancak gönderilen kişilerin, ülkelerine dönmek dışında tesisleri serbestçe terk edemeyecek olması, uygulamanın fiilen bir gözaltı rejimine benzediği yönündeki eleştirileri güçlendiriyor.
Üstelik merkezlerde ne kadar süre tutulabileceklerine ilişkin net bir üst sınır da henüz belirlenmiş değil.
Sonuç olarak Avrupa Birliği, göç politikasında yeni ve daha sert bir döneme giriyor. Ancak bu yeni sistemin nasıl işleyeceği, hangi ülkelerin buna ev sahipliği yapacağı ve temel hakların nasıl korunacağı gibi kritik sorular hâlâ yanıt bekliyor.
Yasal çerçeve büyük ölçüde hazır olabilir. Fakat Avrupa'nın "sınır dışı etme çağı"nın pratikte nasıl şekilleneceği henüz belirsizliğini koruyor.
* María R. Sahuquillo ve Silvia Ayuso, İspanya'nın yüksek tirajlı EL PAÍS gazetesinde uluslararası gelişmeleri takip eden muhabirlerdir
Kaynak: https://english.elpais.com/international/2026-06-03/europe-enters-the-era-of-deportations.html